ESAS GÜNDEMİMİZ GIDA VE BUNA BAĞLI OLARAK TARIM VE HAYVANCILIK / Ejder Hüseyin ÇETİNKAYA

Sayın Ejder Hüseyin ÇETİNKAYA‘nın, ADIMLAR Tv‘de yayınlanan röportajının birinci bölümünün yazılı metnini alakalarınıza sunuyoruz.

ADIMLAR

Aydın Alkan: Selâm Size!

Amerika ve Avrupa Birliği ülkelerinin Türkiye’yiambargolarla tehdid ettiği günlerde, örtülen bir gerçeği açıklığa kavuşturmaklazım:

Türkiye’de özellikle son yıllarda üretim, gıda, tarım vehayvancılık konusunda uygulanan politikaların neticesi olarak Anadolu, Batı’yamuhtaç hâle getirilmiş bulunmakta. Batı’nın “ambargo” tehditlerine karşı dönüpinsanımıza “gaz verme” telâşında olan çevrelerin eliyle, Batı’nın tohumuna,yemine, samanına, ilacına, etine, nohutuna, mercimeğine ve buğdayına mahkûmedilişimiz, içimizdeki “dost ve müttefik Amerika”ncılar ve AB’ciler eliyle, zatenişgal altında olduğumuz ve ambargoya tabi tutulduğumuzu göstermekte.

Bugün stüdyomuzda yine kıymetli bir misafiri ağırlıyoruz…Adımlar Dergisi yazarlarından, Anadolu topraklarını karış karış gezerek yaptığıtelevizyon programlarıyla Gıda, Tarım ve Hayvancılık Davasının gizlenengerçeklerini gündeme taşıyan sayın Ejder Hüseyin Çetinkaya… Efendim hoşgeldiniz!

Ejder HüseyinÇetinkaya: Teşekkür ederim. Adımlar Dergisi takipçilerine, AdımlarTvtakipçilerine buradan en kalbî muhabbetlerimizi, sevgilerimizi, selâmlarımızıiletiyoruz. Adımlar Dergisi, Türkiye’nin gerçek gündemi tarım ve hayvancılık vebuna eş olarak gıda üzerinde önemli bir konuyu misyon olarak kendilerine görevbilmişler. Bu misyonu yürütme amacıyla çalışmalara başlamışlardır. Aslındabirçok sivil toplum kuruluşları, siyasetçiler ve saire gerçek gündemi esgeçiyorlar. Esas gündemimiz gıda!Dolayısıyla buna bağlı olarak tarım ve hayvancılık. İlk insandan tutunkıyametin son anına kadar, gıda.

AA: O zaman şöyle bir soruyla başlayabilirim. Tarım vehayvancılık davasının ne denli stratejik bir husus olduğunu -tarihi seyriiçinde- Anadolu’da tarım ve hayvancılığın hangi süreçlerden geçtiğinianlatabiliriz isterseniz okuyucularımız için.

Ejder HüseyinÇetinkaya: Kuran’dan da bildiğimiz kadarıyla, öğrendiğimiz kadarıylabildiğimiz kıssalar var. Mesela Hz. Adem’in çocukları. Allah’a kurban olarakbir tânesi koç veriyor, bir tânesi de yetiştirdiği sebze ve meyvelerden ikramediyor. Öyle bir kıssa var, hepimiz biliyoruz… İlk insandan başlıyor bu gıdakonusu. Tarım ve hayvancılık dolayısıyla. Daha sonraki tarihi belgelerden, bulgulardanve kalıntılardan öğrendiğimiz kadarıyla yontma taş devri, Mezolitik Çağ meselaavcılık ile başlıyor. Artık tarih nasıl bir seyir alıyorsa, o kadarınıdoğrusunu Allah bilir. Taş devrinde silahlar ve avcılık yapılıyor. Daha sonraCilalı Taş Devri’ne geçildiğinde –Neolitik Çağ- artık Türkler ilk koyunuevcilleştiriyorlar. Koyunu ilk evcilleştiren Türkler diye geçiyor, NeolitikÇağ’da…

AA: Atı biliyorduk ama koyunu da yeni öğrenmiş olduk.

Ejder HüseyinÇetinkaya: Süreç öyle işliyor. Koyun, at, sonra sürüler haline geliyor,sürüler çoğalıyor tabiî. Otlaklar daralmaya başlıyor tabi nüfus arttıkça.Otlaklar daralınca, nüfus artınca, artık kabileler de birbirleriyle otlaklaryüzünden kavgaya başlayınca yeni arayışlar içerisine giriyorlar. Orta Asya’danAnadolu’ya doğru bir göç başlıyor. Dünya’nın çeşitli yerlerine –“kavimler göçü”diye geçiyor- Atalarımız yeni otlak arayışlarıyla, yeni sular arayışlarıyla,verimli topraklar arayışlarıyla Anadolu’ya geçiyor. Tabi Anadolu toprakları çokverimli topraklar. Dünya’nın bugün de en nadir topraklarındandır. Hatta Anadolu“tahıl ambarı” diye geçer dünyada. “Tahıl ambarı diye geçerdi” diyelim. Öylebiliyorduk. O şekilde Anadolu’ya geliyorlar. Ama, Anadolu sadece Türklere değil,ondan önce birçok uygarlıklara ev sahipliği yapmış, bütün uygarlıklar butopraklarda geçimini sağlamış, tarım ve hayvancılık yapmış hepsini beslemiştir.Medeniyetler beşiği olarak geçiyor. Yenileri gelmiş onları da beslemiş derkenbiz, bu yüzyılda Anadolu’da aç kalıyoruz. En verimli topraklarda Avrupa’yaBatı’ya muhtaç hale getirildik… Süreç bu şekilde işliyor. Tabi tarım vehayvancılıkla beraber Neolitik Çağ’da sanayileşme -bugünkü anlamda değil de-tarım aletleri, avcılık aletleri derken; genel anlamda tabi buna silah daotomobil de giriyor. Hepsi birbirine paralel seyirde ilerliyor.

Bu yüzyılda ne yapıyoruz biz?.. Tarım gerilemeye başlayıncahaliyle aç karna düşünemiyoruz. Boş mide ile sağlıklı da düşünemiyoruz.Sanayileşmede de gerilemiş durumdayız. En çok becerdiğimiz, atalarımızdan bizemiras kalan mesleğimizi tarım ve hayvancılığı maalesef son yirmi yıldırbeceremez hale geldik ya da getirildik diyelim.

Bunlar “yanlı ş politikalar” falan değil. Kimse “tarım vehayvancılıkta yanlış politikalar yüzünden böyle olduk” demesin… “Yanlışpolitika” olarak değerlendirenlere katılmıyorum. Bilerek yapılan şeyler bunlar!

AA: Niçin?

Ejder HüseyinÇetinkaya: Direktifler var bu konuda: Bitirilecek! “Türkiye’de tarım vehayvancılık bitirilecek!”… Niçin?.. Bizim Atalarımız, Çanakkale Savaşı’nabakarsak, Kurtuluş Savaşı’na bakarsak çiftçisi, çobanı, askeri, öğretmeni,doktoru aklınıza ne gelirse fert fert, cemiyet olarak savaşa katılmış vememleketini savunmuştur. Bu savaş bitmedi! Sadece savaş farklı şekildeilerliyor. Bu yüzden de bizi gıdaya mahkûm edecekler. Türkiye’yibir kale olarak düşünelim. Kaleyi şu anda çepeçevre sardılar. Kaledekiinsanların en korktuğu şey, gıdalarının tükenmesidir, suyun tükenmesi, etinintükenmesi, bulgurun tükenmesi. O zaman kale kendiliğinden teslim olur.

AA: Tam bu noktada, sizin bir sözünüz vardı:“Bağımsızlığımız köylerden geçer!” Köyün ve köylülüğün bu topraklarda yokedilmeye çalışılan mânâsı nedir?

Ejder HüseyinÇetinkaya: Evet, bağımsızlardan köylerden geçer. Aksini de düşünürsekmantık olarak, köylerin bağımsızlığı alınırsa elinden, demek ki bağımsızolmamakta köylerden geçer. Yani köylerin bağımsızlığı gittiğindebağımsızlığımız gidiyor. Köylerde bilerek ve istenilerek yavaş yavaş anlamı,mânâsı boşaltıldı. Köyler terk edilmek zorunda kalındı. Süreç 2002 yılındabaşladı. Köylerde tarım ve hayvancılık yapan insanlara, özellikle hayvancılıkyapan insanlara baskılar uygulandı. Bu kavga-dövüş baskıları değil. Meselâormanlar yasaklandı ilk önce!

Şimdi tekrar geçmişe 5000 yıl öncesine gidersek Antalya veMersin bölgesinde lahitler bulunuyor. Lahitlerin üzerinde işlenmiş koyun vekeçi resimleri var. Binlerce yıldır bu ormanlara zarar vermeyen keçiler, nehikmetse 2002 yılından beri Türkiye’deki ormanlara zarar veriyor. Yani, son 20yıldır keçiler, tabiri caizse “kudurdu, ormanları mahvediyor”.

AA: Suçlu!

Ejder HüseyinÇetinkaya: Suçlu! “Günah keçisi”! Yani bu tabir oturdu. Günah keçisi ilanedildiler. O çağlarda iştah ve sevgiyle yapılan bu iş lahitlere işleniyor, kralmezarlarının lahitlerine işleniyor ama bizde 20 yıldır günah keçisi ilan edildi,keçilerimiz yasaklandı. Türkiye’deki insan nüfusundan kat kat fazla keçi sayısımaalesef 2002 yılında yeni “orman yasası” ile birlikte mahvedildi, bitirildi.Direnen köylüler, bu işten geçimini sağlayan, ekmeğini yiyen insanlar dacezalarla yıldırıldı. Daha sonra bundan pişmanlık duyar gibi çok garip bir yasaçıkartıldı: “Denetimli Serbestlik”… Çok ilginç!

AA: Cezaevlerinden tahliye olanlara yapılmış bir uygulamagibi. Bakalım hayvanlara nasıl yapılmış, merak ettim.

Ejder HüseyinÇetinkaya: Keçilerin denetimli olarak ormanlara bırakılması gerektiğikonusunda bir yasa çıkartıldı. Tabi bu altı boş bir yasa. Vatandaş ormanabırakıyor meraya keçilerini, orman muhafaza memurları veya jandarma geliyorbakıyor ve hemen cezasını yazıyor. Bu neye göre denetimli? Nasıldenetleyeceksin? Keçi laftan anlamaz ki. “O ağacı yeme, bu dalı yeme, oradangitme” diyemezsin yani.

AA: Yakalarsam da ceza yazarım diyor!

Ejder HüseyinÇetinkaya: Ceza yazıyor. “Sen çadırını kurduysan bu meranın önüne, ormanınönüne gelirim cezanı yazarım!” diyor. Yani sen 1000 tane keçiyi bırakacaksınormana, denetimli! Nasıl denetleyeceksin bunu? Böyle bir mekanizma var mı? Senbugün insanları denetlemekte güçlük çekiyorsun… O şekilde tekrar bir yasaçıkartıldı ama içi boş, göstermelik bir yasaydı. Ondan sonra keçilerimiz bitti.En sağlıklı etlerden olan keçi eti, keçi sütü Türkiye nüfusunun kat kat üzerindeolan sayısı şu anda bitti.

Bununla beraber az önce dedi ya; sanayi de paralel gidiyor,kültür de paralel gidiyor, töreler, örfler, adetler hepsi paralel gidiyor. Keçikılından dokumalar oluyordu, iplikler oluyordu, çadırlar kuruluyordu.Yoğurtlar, yayıklar… Mesela kültürdü bir “Yörük kültürü”, “göçebe kültürü”. Bukültürde bununla beraber ne oldu? Darbe yedi, yok oldu! Önemli bir kültür!Binlerce yıldır atalarımız bize devir daim ederek, çobanlık mesleği ileaktararak getirdiği kültürü bugün biz yok ettik! Bugün bunu okullarda veremezsin.Bu çocuklar bunu yaşayarak bilecek. Yani bugün Antalya bölgesinde, Mersinbölgesinde, Aydın bölgesine gittiğinde festivaller falân yapıyorlar; “bukültürü yaşatmak için”. Bunlarla veremezsin bunu! Bu sadece oyun ve eğlencedenibaret.

AA: “Anadolulu” karakterine çok ciddi bir darbe bu.

Ejder HüseyinÇetinkaya: Tabiî! Çok ciddi bir darbe bu. Mesela komşuluk ilişkileri,akrabalık ilişkileri, köylülük ilişkileri bunların hepsi yok edildi. Buinsanlar ne iş yapacak? Mesela 1000 tane keçisi var. Çok oluyor keçi, burakamlar düşük rakamlar aslında. 10-15 bin keçilerin olduğu aileler vardı.Mesela bir evde 15-20 kişi bu hayvanlardan geçimini sağlıyordu. Ne oldu?Keçiler bitince bu insanlar ne iş yapacak?

AA: Şehre doğru kaçacak.

Ejder HüseyinÇetinkaya: Şehre gidecek. Zaten televizyonlardan sürekli şehrin cazibesipompalıyorsun. Yeni yapılar yapıyorsun… Mesela filmler var. Ben en çok onatakılırım. Üretime dair hiçbir film gördünüz mü televizyonda; yani üretimigüzel gösteren, teşvik eden, ailenin birliğini, beraberliğini çalışma sisteminigösteren, teşvik eden filmler var mı? Maalesef ahlâkî yozlaşmaya neden olacakfilmler var. Sokaklara çıkıyorsun, gençlere bakıyorsun rol modellerine,ellerinde bir metre tesbih, pantolonları dizlerinde, tıraşları bir acayip. Niye?Çünkü televizyonda onu görüyor. Üretime dair bir şey görmüyor ki.

AA: Tüketime dönük her yol açık, üretime dönük her yolkapalı!

Ejder HüseyinÇetinkaya: Evet. Toplumsal bir cinnet hâline getirildi. Cinnet halindetoplum şu ânda. Dağdaki 20 kişilik aile dağıldı. Herhangi “iyi günde kötü günde”derler ya, birlik be beraberlik içinde olan insanlar şehirlere dağıldı. Peki şehregelen bu insanlara, keçisi elinden aldın ama herhangi bir iş verebildin mi? Veremiyorsun.Zaten şehirde işsiz var!

AA: “Keçisini elinden aldı” diyorsunuz, anlaşılmasıaçısından soruyorum: Hükümet “biz hayvancılığı teşvik edici birçok projegeliştiriyoruz, yapıyoruz da” diyor. Bakıldığında “yapılıyor” da. Pekihayvancılık niçin gelişmiyor ya da niçin keçisi elinden alınmış olunuyorinsanların? Verilen teşviklerin bir faydası oluyor mu?

EHÇ: Şimdi şöyle söyleyeyim: Mesela bin tane hayvanı vardıvatandaşın, bin tane yavrusunu satıyordu kısaca. Bunun “ikizlik oranı” falânvar dersek bin beş yüzleri hatta iki binleri bulabilecek rakamlar bir yılda.Katkısı da müthiş. Et olarak, süt olarak katkısı da müthiş. Onu da antiparantezbelirteyim de; Kıl mesela hiç değerlendirilemiyor, keçi azaldığı hâlde. Yündeğerlendirilemiyor. Bugün biz Romanya’dan yün ithal ediyoruz bugün. Onu daayrıca belirteyim.

AA: O da fabrikaları, sanayiyi de etkileyen temel bir şey.

EHÇ: Tabi, tabi. Biz Romanya’dan yün ithal ediyoruz amaTürkiye’deki yetiştiriciler yünleri, kılları yakıyor. O da ayrı bir mesele. Biniki bin aile et olarak, süt olarak katkı da sağlıyordu. Şimdi, “destek” varinkar edilemez. Ama hayvan başı “yirmi lira” bir destek! Vatandaş hayvanına birkutu ilaç alıyor zaten yirmi lira. Sen hayvanına dokunma bu vatandaşın! Gölgeetme başka ihsan istemiyorlar! Perdeleme olayı. Kimi perdeleme olayı? Şehirdekivatandaş yetiştirici dert yandığında, “benim meramı kapattın, ben hayvancılıkyapamıyorum, siz bizi yıldırdınız, bıktırdınız bu işten” dediğinde, bunun tekamacı şehirdeki vatandaşla köydeki vatandaşı karşı karşıya getirmek aslında.Yani itiraz sürecinde kendisiyle muhatap değil de, diğer vatandaşlarla muhatapettiriyorlar. Böyle de bir kurnazlıkları var. Şehirdeki de diyecek ki “Yahu nankörolma işte, sana yirmi lira destek veriyor işte. Daha ne istiyorsun?!”. Çiftçiyemesela “Nankör olma mazot desteği var!” Tamam da, “mazot desteği” orta halliçiftçiye gitmiyor ki! Küçük çiftçiye gitmiyor ki! Büyük çiftçiye gidiyor. Beşbin, on bin dönüm arazisi olan adama gidiyor. Ona zaten dokunmaz. Türkiye’dekitarımı ayakta tutan küçük çiftçidir. Yapacağı bir şey yok; yılmadan, bıkmadan,usanmadan yapacağı tek şey tarım ve hayvancılık. Sen bunu destekleyeceksin.Bunun iş alanını genişleteceksin, teşvik edeceksin. Zaten büyük çiftçi büyümüş.

Ne oldu? Keçileri bitirdik. Koyunları bitirdik. Meralara çamağaçları diktik. Bizim aslında meralarımızda ormanlıklarımızda olması gerekenmakilik alanlar, meşelik alanlar olması lazım ki hayvanlar rahatlıkla kendihayatlarını sürdürebilsin, verim alınabilsin. Şimdi biz bu hayvanları eğeriçeri tıkarsak, küçük baş olsun büyük baş olsun, merasız hayvancılıkta tümdünyanın mısırını, buğdayını, tüm Türkiye’nin arazilerine mısır, yonca, buğdayeksek besleyemeyiz. Verimliliği yok. Bu kesinlikle meraya dayalı olmalı.

Bize dayatılan hayvanlar nedir? Yerli hayvanlar bitirilince,keçi bitirilince, koyun bitirilince, yerli sığır bitirilince -bunların hepsi oniki ay meradan yararlanan hayvanlar-, bunlar bitirilince ne oldu? Kim devreyegiriyor burada? Yem lobisi! Yurt dışından yem getirilmesi lazım, yetmiyorTürkiye’nin.

AA: Peki bundan otuz kırk sene önce bu yok muydu? Bu türşeyler oluyor muydu?

EHÇ: Otuz kırk sene önce yoktu. Meraya dayalıydı bizimhayvancılığımız.

AA: Yani canlı et ithali olmuyordu.

EHÇ: İhraç ediyorduk biz eski yıllarda! Şimdi sığırkonusunda tamamen yerli ırklarımız bitirildi. Çok nadir. Burada “gen kaynağı”da çok önemli. Binlerce yıldır atalarımızdan, çobanlık mesleğiyle, hayvancılıkmesleğiyle devredilerek gelen doğal seleksiyonla her bölgeye uyum sağlamışhayvanlardı bunlar. Hastalıktan ari. Kolay kolay hasta olmayan, zor şartlaradayanan, sıcağa dayanan, kara kışa dayanan hayvanlardı bunlar. E, bu yeni gelenhayvanlar? Ahırda bakılacak ya. Mera yasak, yemle oluyor. Yem de yetmediği için?..Türkiye’deki bizim ürettiğimiz mısır, buğday, arpa, soya bunlar hayvanlarayetmiyor. İnsanlara da yetmiyor bu sefer. Çünkü hayvan çok tüketir. Neyapacağız, burada kim devreye giriyor? Yem lobisi devreye giriyor. Buhayvanları içeriye kapattık biz, ne olacak? Hasta olacak! Meraya bırakılmayanhayvan kesinlikle hasta olur. İnsan da öyledir. Derler ya “Güneş girmeyen evehekim girer” diye. Bu sefer de ilaç lobisi devreye giriyor. Köylünün elinden buşekilde sistemli bir şekilde çıkartıldı.

AA: Bakılamaz hale getirdiler.

EHÇ: Bakılmaz hale getirdiler. Köylüyü bitirdi. Ne yapacakköylü? Çok zengin insanlar büyük çiftlikler kurar. On tane köyün ineği bir taneçiftlikte birikti. “Orada git çalış!”

AA: Çobanlık yap.

EHÇ: Evet çalış. Kapitalist sistem: Hayvanını elinden al,toprağını elinden al! Adam sütünü üretiyor, yoğurt ve peynir yapıyordu ya. Ama“Sen git çiftlikte çalış. Ben sana bir kilo yoğurt vereceğim, bir kilo sütvereceğim.” Bağımsızlık gitti köylerden. Bu şekilde bağımsızlık köylerdençıktı. Lobilerin eline geçti!

AA: Endüstriyel tarım ve hayvancılık…

EHÇ: Endüstriyel tarım ve hayvancılıkla, geleneksel tarım vehayvancılık yapan insanlar karşı karşıya geldi. Onun mücadelesi oldu. Üstad’ınbir tabiri var “Sapan taşlarının yanında füze / Başka alemlerle farkımız bizim”diye. Burada tam oturuyor. Köylü şu anda mücadele veriyor! Zor şartlardamücadele veriyor. Diğerleri de iktidar eliyle semizleniyor, besleniyor,büyütülüyor. Köylüden çıkınca tabi, et-süt yetersizliği de meydana geliyor. Ene yapacağız bu sefer? Yem de yetmiyor? “Yurt dışından getireceğiz eti!” Yurtdışından et getirmeye başladık. Canlı hayvan getirmeye başladık. 2008 yılındaFransa’da yılda altı yüzden fazla çiftçi, hayvancılık yapan Fransız vatandaşıintihar ediyordu. Bunalımda idi.

AA: Hatırlıyoruz haberlerden. Hatta isyan, ayaklanmadurumuna gelinmişti.

EHÇ: Evet. Sütler dökülüyordu. Ondan sonra ne oldu? BizFransa’nın imdadına yetiştik!.. Bu sistem böyle geliyor. Köylerde keçiler 2002yılında yasaklandı. 2012 yılında Dış Ticaret Müsteşarlığı verilerine göre –resmiveriler bunlar!- Fransa’dan 250 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithalatıyaptık biz. İmdadına yetiştik Fransız çiftçinin!

AA: Onların, Fransız Hükümeti’nin krizini de çözmüş olduk.

EHÇ: Ne yapmış olduk? Fransız çiftçisini sevindirdik, kendiçiftçimizi bitirdik! Ve 129 yıl aradan sonra ilk defa yabancı birisine “şövalyeliyakat nişanı” verildi. Kimdir bu? Türkiye’nin bakanı Mehdi Eker! Tarım Bakanıiken liyakat nişanı verildi. Bunun savunmasını ne peki, biliyor musunuz? Bukadar sıkıntıdan sonra, insanlar ekmeğinden aşından olduktan sonra, tarım vehayvancılık çok sancılı bir döneme girdikten sonra Mehdi Eker’in liyakat nişanısavunması da; “Tarımda Avrupa birincisiyiz, o yüzden verildi” oldu. Trajikomikaslında. Ağlanacak hale gülüyoruz! Elden gelen bir şey yok. Daha sonraSırbistan’ın imdadına yetiştik.

AA: O nasıl oldu?

EHÇ: Sırbistan’dan et ithalatı yaptık. Onlarda aynı buhranı yaşıyorlardı. Hayvanları para etmiyordu. Fransa’dan liyakat nişanını aldıktan sonra Sırbistan’dan da teşekkür mektupları aldık. “Bizi bu sıkıntıdan kurtardınız” dedi Sırbistan çiftçisi. Alıştılar artık. Sırbistan, Güney Amerika, Brezilya derken lobi mükemmel şekilde çalışmaya başladı. Burada örnek verecek olursak, otuz liraysa karkas et, çiftçi otuz liraya meydana getiriyorsa besici, biz gittik oradan yirmi liraya aldık. Bu nedir? Darbedir! Son mücadeleyi veren insanlara, direniş gösteren insanlara vurulan darbedir! O şekilde devam etti… Hakkını verelim. Tarım bakanlarından Faruk Çelik bu konuda biraz direnmeye kalktı, hemen başını aldılar. Lobilere karşı biraz direnmek istedi ama başını aldılar. Biz sadece şu anda tarım ve hayvancılığın, sadece hayvancılık bölümünden bahsettik. Canlı et ve hayvan ithalatından bahsettik. Bir de bunun hububat kısmı var! 

devam edecek…

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: