HAKİKAT VE ZAN

HAKİKAT VE ZAN

Biz Mutlak Hakikate inananlar, “herkesin hakikati ona hakikat gelendir” düsturunu reddederiz. Çünkü bu söz “hakikat yoktur, ancak zanlar vardır” mânâsına gelir. Biz hakikatin olduğuna, hakikatin de hakikatini Mutlak Hakikat’ten aldığına inanırız. Eğer Mutlak Hakikat olmasaydı, hakikat diye bir şey olmayacak, zanların hakikatinden de söz edilemeyecekti.

Birinci adım budur. Zannı ve izafiyeti reddetmek, hakikate imân etmektir. Bu imân şartı yerine geldikten sonradır ki, ikinci adıma sıra gelir. O da şudur: “Herkesin hakikati ona hakikat gelendir.”

Zannın, izafiyetin, görüşün, fikrin yeri burasıdır. Zira burada zan, izafiyet, görüş ve fikir, Mutlak Hakikate nisbet içinde zan, izafiyet, görüş ve fikirdir. Bu nisbettir ki, zannı, izafiyeti, görüşü ve fikri hakikat kılar. Bu nisbet olmasaydı, o zaman zandan, izafiyetten, görüşten ve fikirden söz edilemeyecekti.

Şu hâlde hakikat davası bir nisbet davasından başka bir şey değildir. Biz ona yeri gelir “mihrak” deriz; hani “mihraksız tümevarımın zaafiyeti”… Burada mihrak, nisbetin aynıdır. Şayet bir görüş, bir zan, Mutlak Hakikate nisbet şartı içinde değilse, onun bütünleştirme ve anlamlandırma çabası “mihraksız tümevarımın zaafiyeti”dir.

Öyleyse, her şey nisbettir; nisbet her şeydir. Din yoktur diyenle, din vardır ama mezhep yoktur diyen, bu hikmetten mahrumdur. Biri hakikate inanmayan safsatacının soyundan gelir, diğeri zanna, fikre, insanî görüşe inanmayan ahmağın soyundan.

İslâm’da din ve mezhep bir bütündür. İlâhî ve insanî, zamanüstü ve zamanî, sonsuz ve sonlu, nakil ve akıl, hakikat ve zan, nass ve rey, bütün ve parça, asıl ve gölge hep bir bütün ve bütünün nisbeti içindedir.

Selim Gürselgil

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: