2023’TE DÜNYA DÜZENİ

2023 DEĞERLENDİRMESİ: BATI MERKEZLİ NEOLİBERAL PARADİGMANIN KIRILMA ALAMETLERİ

Ceyda KARAN

2023; Batı merkezli neoliberal paradigmanın kırılma alametlerinin, belki de en güçlü biçimde belirdiği yıl oldu. Batı’nın siyasi, ekonomik ve askeri hegemonyasını sürdürmek yolunda üretmiş olduğu ‘kabul ve rıza mekanizmaları’ ile dengelerin dünya çapında görülmemiş düzeyde sarsıldığını söylemek abartı olmaz.

Yıl boyunca Avrupa’dan Ortadoğu’ya, Asya’dan Afrika’ya ve Latin Amerika’ya pek çok bölgede bu durumun tezahürleri görüldü. Rusya Federasyonu ile Çin Halk Cumhuriyeti’nin gelişmekte olan ülkeleri giderek daha fazla yanlarında görerek Batı hegemonyasını zorladıkları, BRICS ve Yeni Kalkınma Bankası’nın şimdilik heyecan yarattığı ‘çok kutuplu dünya düzenine yönelim’ ana temayı teşkil etti. Batı’nın buna karşılık koyduğu ‘demokrasi-otoriterlik’ dikatomisi ağır darbeler aldı. 2023’ün; neoliberal ekonomik model ile bu modelin liberal siyasi anlatısı ve ‘değerler’ illüzyonu açısından hayli talihsiz geçtiği söylenebilir.

2023’ün uluslararası ilişkilerde öne çıkan temaları ve kriz başlıklarına bakmak yeterli…

UKRAYNA ÇATIŞMASI VE LİBERALLERİN BÜYÜK YANILGISI

2022; ABD’nin Avrupa’da İkinci Dünya Savaşı sonrası tesis ettiği ve Sovyetler Birliği’ni ekarte ettikten sonra giriştiği yayılmacılığın en ciddi meydan okumasıyla karşılaştığı yıl olmuştu. BM Güvenlik Konseyi’nin 2202 sayılı kararını ihlalle geçen 8 yılın ardından Rusya Federasyonu’nun Aralık 2021’de ABD ve NATO’ya sunduğu anlaşma önerilerinin de reddiyle, Ukrayna çatışmasının ateşi yakılmıştı. Batı; çatışmanın daha başında Mart 2022’de İstanbul’da beliren anlaşma fırsatını da bloke etmişti. Ne ki, 2023; NATO’nun vekil güce çevirdiği Ukrayna’yı kullanarak Rusya Federasyonu’nu mağlup etme girişiminin hüsrana uğradığı yıl oldu. Rusya’nın kısa sürede çökeceğine inanan liberal cephenin yanılgısı büyük oldu.

ABD öncülüğündeki Batı, 2023’ü Kiev’in taarruz seferberliğiyle açtı. Ukrayna Temas Grubu’nda önce ‘tank krizi’ çıktı. Almanya Savunma Bakanı Christine Lambrecht istifa ederken, yerini bir zamanların Almanya-Rusya Dostluk grubu üyesi Boris Pistorius alıyordu. Ancak Olaf Scholz yönetimi ABD’nin kendi Abrams tanklarını vereceğini sadece duyurması karşılığında yelkenleri indirerek kendi savunma sanayisinin gözbebeği Leopard tanklarını cepheye sürmeye ikna oldu. Art arda askeri yardım paketleri, Batı’nın gelişmiş silah sistemleri ve mühimmatları ile Kiev’in taarruzu planlandı. AB’nin neocon’ları ‘Avrupa Barış Fonu’ aracılığıyla ölüm saçan silahlar sundular. Beklenen bahar taarruzu bir türlü gelmezken, Kiev için darbe 20 Mayıs’ta Donbass’taki Bakhmut/Artyomovsk cephesi düşüverdi. Bu kayıp Batı kamuoyundan saklanmaya çalışıldı. Kiev’in taarruzu 4 Haziran’da başladı. Kısa sürede Rusya ordusunun Donbass’ın güneyinde tesis ettiği çok katmanlı savunma hatlarına tosladı. Ve sonrasında yoğunlaştırılan yıpratma savaşı Ukrayna ordusuna pahalıya mal oldu. Cephede ABD’nin Abrams’ları yoktu ama Alman Leopard’ları cayır cayır yanıyordu. İngilizler sessizce Challenger’larını geri cepheye çekiyordu. Batı medyası taarruz fiyaskosunu ancak yıl sonuna doğru teslim etmek zorunda kaldı.

Mağlubiyet, Batı blokunun savaşın finansmanı tartışmalarını kızıştırdı, siyasi bölünmüşlüğe yol açtı. 2023 sonu itibarıyla ABD Kongresi, Biden yönetiminin 61 milyar dolarlık ek paketine onay vermezken, AB de başta Macaristan ve Slovakya gibi ülkelerin itirazlarıyla 50 milyar euro’luk yardımı çıkaramadı.

Bu arada Rusya Federasyonu’na karşı 12 yaptırım paketi büyük ölçüde etkisiz kaldı, petrole konan 60 dolarlık tavan fiyat çöktü. 2023 sonunda ucuz Rusya enerjisinden olmuş Avrupa’da başta Almanya olmak üzere öne çıkan gündem, ekonomik kriz oldu. Almanya’nın 2023 büyüme beklentisi yüzde 0.4, Rusya’nın ise onca yaptırıma rağmen yüzde 3.5 ile ifade ediliyor. Rusya’nın Çin ve Hindistan’la ticareti katlanırken, Batı’nın tecrit iddiasının altı boşaldı. Yeni yılda BRICS’in dönem başkanlığını devralacak olan Rusya Federasyonu, ulusal para birimleriyle ticareti artırmak, ortak para birimi mekanizmaları için hazırlık ve verili uluslararası mali kurumlarda dengeleme için kolları sıvayacak.

2023’de Batı’nın Ukrayna anlatısının ‘değerler’ ayağı da sarsıldı. Kiev’de 2014’deki darbeyi, dünyaya ‘Avrupa demokrasisi arzusu’ diye sunanlar, bu süreçte İkinci Dünya Savaşı’nın nazi işbirlikçisi Banderacılığı devletin resmi ideolojisi kılmış siyasi yapıyı ‘aklamaya’ çalışmıştı. 21’inci yüzyılda ‘azınlık hakları’ şampiyonluğunu kimselere bırakmayan, dünyaya ‘özerklik’ ve ‘ana dil hakkı’ pazarlayan Batı, Ukrayna’nın Rusları ve Rusça konuşan nüfusunu ‘silivermiş’, bir anda ‘egemenlik’ alanına çekilivermişti. Liberal Batı’da etkili ve yetkili şahsiyetler dahil ‘Rusya ve kültürüne’ yönelik aleni ırkçılık sıradanlaştırılmaya çalışılmıştı.

Anlatı 2023 Eylül sonlarında Kanada’da patladı. 22 Eylül’de Banderacılığı maskelemekte işlevsel kılınmış Yahudi asıllı Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin Kanada parlamentosunu ziyaretinde… Tarihe kanlı katliamlarıyla mal olmuş Galiçya Tümeni’nde (14. SS Waffen) görev yapmış 98 yaşındaki Yaroslav Hunka özel davetli olarak boy gösterdi. Hatta bu nazi, ‘Ruslara karşı Ukrayna’nın bağımsızlığı için savaştığı’ iddiasıyla övüldü! Yahudi Zelensky, Hunka’yı selamladı. Olay büyük yankı yaratınca Kanada Parlamento Başkanı Anthony Rota özür dileyerek istifa etmek zorunda kaldı. Liberal Başbakan Justin Trudeau tarih cehaletine sığınarak “Bilmiyorduk” diyordu. Bu vesileyle ABD ile birlikte Kanada’nın eski Nazi savaş suçlularına vaktiyle nasıl kucak açtığı, haklarındaki davaları nasıl sümen altı ettiği bir süre yazılıp çizildi. Tüm nazi sembolleriyle liberal kanatlar altına alınmış Kiev’in resmi devlet ideolojisi deşifre oldu.

2023 sonu itibarıyla Ukrayna; büyük asker kaybına karşın ABD Başkanı Joe Biden ve neocon’larının Rusya’yı ezme saplantısına dönüşmüş durumda. Sıradaki ‘mucize silah’ F-16’lar. Banderacı yönetim engelliler ve kadınlar dahil tüm nüfusu cepheye sürecekleri bir seferberliğe soyundu. Gündem bir yandan ‘savunmaya geçme’ diğer yandan ‘krizi dondurma’ arayışı. Son 30 seneyi Rusya Federasyonu sınırına yığılarak çevrelemekle geçirenler “Rusya Avrupa’ya saldıracak” paniği yaymaya çalışıyor.

Diğer yandan Biden yönetimi geri tepmiş ekonomik yaptırım savaşı karşısında Rusya’nın dondurulmuş 300 milyar dolar civarındaki varlığını çalarak Kiev’i finanse etme derdine düştü. Ancak bu varlığın yaklaşık yüzde 3’ünün ABD kontrolünde olduğu belirtilirken, büyük kısmının bulunduğu Avrupa kanadının bu hırsızlık için seferber edilmesi gerekiyor. Nobel ödüllü ekonomistler ve finans çevrelerinin Amerikan küresel mali hegemonyasının yüzü suyu hürmetine bundan vazgeçilmesi ikazları eşliğinde hangi adımların atılacağını 2024’te göreceğiz.

ÇİN DIŞ POLİTİKASI; ABD, RUSYA VE ORTADOĞU

2023’te Batılı elitlerin Rusya obsesyonu mütemadiyen Çin Halk Cumhuriyeti’ne bağlandı. ‘Rusya yenerse asıl hasım Çin cesaretlenecek’ teması işlendi. Çin’i Rusya karşıtı tavır alması için baskılama çabaları sonuçsuz kalmış, Pekin yönetimi Ukrayna çatışmasının ‘karmaşık siyasi ve tarihsel koşullarını’ sürekli vurgulamıştı. Zaten eski ABD Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’nin Ağustos 2022’deki ‘korsan Tayvan ziyareti’ Çin’in gardını yükseltmesine yol açmıştı. Çin, bu eylem sonrasında ABD ile askeri iletişimi tümden kesmişti. 14 Kasım 2022’de Çin Devlet Başkanı Şi Jinping’in ABD Başkanı Joe Biden ile görüştüğü Bali zirvesini izleyen temkinli yumuşama havası çok kısa sürdü.

2023 yılı, Amerikan semalarındaki ‘casus balon’ kriziyle açıldı. ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’ın Pekin’de ağırlanması beklenirken, 28 Ocak-4 Şubat tarihlerinde Çin’in ısrarla sürüklendiğini belirttiği bir meteoroloji balonu üzerinden koparılan fırtınaya aklı başında herkes şaşırdı! ABD Hava Kuvvetleri, sonunda Biden’ın ‘vurun’ talimatıyla meteoroloji balonunu Atlantik kıyılarında pahalı füzelerle imha etti. Amerikan kamuoyunda ‘Çinliler tepemizde’ paniği estirilirken, Blinken Pekin ziyaretini iptal etti. ABD, bunun gerçekten meteoroloji balonu olduğunu ancak yaz başında sessiz sedasız teslim etti. Ancak ‘balondan yalanlar’ Çin’e Trump sonrası Biden yönetimiyle sıkıntıların bitemeyeceğini bir kez daha gösterdi.

Şi Jinping, Mart sonunda Moskova’daki tarihi zirvede bambaşka bir portre çiziyordu. Çin Devlet Başkanı Şi Jinping ile Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, 21 Mart’taki iki ortak bildiriyle dünyanın önüne siyasi, ekonomik, askeri ve ideolojik planda ittifak ilişkilerini somutlayan bir alternatif koydular. Şi’nin, Putin’e veda ederken, “Yüzyıldır gerçekleşmeyen bir değişim geliyor. Ve bu değişimi birlikte yönlendiriyoruz” sözleri yankılanıyordu. Öyle ki ABD yönetimi sözcülerinin dilinden bir süre ‘Dünyanın lideri biziz’ söylemi eksik olmadı.

Bu arada Çin-Rusya ilişkileri 2023’te ekonomik, siyasi ve askeri açıdan görülmemiş düzeyde bir yoğunluk kazandı. Şi, 17 Ekim’de Kuşak ve Yol Forumu’nda bu kez Putin’i ağırladı. Rusya lideri Çin’i Avrupa pazarına en kısa yoldan bağlayan Kuzey Denizi rotasını vurguluyordu. Yıl sonunda Pekin’de Rusya Başbakanı Mişustin ağırlanırken, Rusya Çin’in bir numaralı petrol tedarikçisi haline gelmiş, iki ülke ticaret hacmi hedeflenen 200 milyar doları aşarak 218 milyar dolara çıkmıştı. 2023 aynı zamanda Rusya ile Çin arasında askeri stratejik ilişkilerin, ortak tatbikatlar ve devriyelerle derinleştiği yıl oldu.

Yine 2023; Çin diplomasinin küresel çapta ağırlığını koymaya başladığı ve dinamizm kazandığı yıl oldu. İran ile Suudi Arabistan 10 Mart’ta yedi yıl sonra ilk kez diplomatik ilişkileri tesis eden anlaşmaya vardıklarında arabulucuları Çin’di. Pekin, iki ülke temsilcilerini gizli görüşmelerde buluşturmuş, ve bu iş sızmamıştı! Çin yönetimi Körfez bölgesiyle enerji ilişkilerinin ötesinde Ortadoğu diplomasisinde adeta ABD’ye ‘nanik yapıyordu’.

Ulusal paralarla ticaret ve dolara alternatif arayışında Rusya ile birlikte Çin odak haline gelirken, Ağustos sonunda Güney Afrika’da toplanan BRICS zirvesinde de grubun genişlemesi ilan edildi. Yeni üyeler arasında Ortadoğu’dan İran ile birlikte Suudi Arabistan, BAE ve Mısır ile Etiyopya da vardı.

Amerikan diplomasisi balon olayının ardından yeniden Çin’le daha yakın iştigale girişirken Blinken’ın Pekin ziyareti 18 Haziran’da yapılabildi. Bunu temmuz başında Hazine Bakanı Jenet Yellen izledi. Onun derdi Amerikan devlet tahvilleriydi. Bu arada Amerikan teknoloji şirketlerinin yöneticileri, Henry Kissinger gibi ilişkilerin mimarı olmuş isimlerin ziyaretlerinin katkısıyla bir yıl sonra yeni bir zirve mümkün oldu. Şi, Biden ile APEC zirvesi marjında 15 Kasım’da San Francisco’da görüştü. Tarafların açıklamalarında yeni bir şey yoktu, Tayvan başta olmak üzere pek çok konuda makas kapanmış değildi. Biden görüşme sonrası bir soru üzerine dayanamayıp Şi’ye yeniden ‘diktatör’ dedi. Şi ise Amerikan işadamlarının yemeğinde ayakta alkışlanarak ‘şovunu’ yaptı. San Francisco zirvesinin tek somut sonucu, askeri iletişimin yeniden tesisi oldu. ABD Genelkurmay Başkanı General Charles Brown 21 Aralık’ta Çin Halk Kurtuluş Ordusu’ndan mevkidaşı General Liu Zhenli’yle görüştü. Çin Dışişleri Sözcüsü Wu Qian, ‘samimi ve derinlemesine görüş alışverişinden’ söz etse de, ilişkilerin gelişmesi için ‘eşitlik temelinde somut adım atılması beklentisinin’ altını çiziyordu.

Biden yönetiminin son dönemde Filipinler’i odağına alan askeri hamlelerinin Çin’i tetikte tuttuğu aşikar. Tıpkı geçen yıl gibi 2024’ün ilk ayları riskli. Zira Tayvan’da 13 Ocak’ta seçimler var ve ABD yanlısı Demokratik İlerleme Partisi (DPP) ile Çin anakarasıyla yakın ilişkilere sahip Kuomintang arasındaki kapışmanın sonuçları ‘balondan yalanlardan’ daha önemli kırılmalara yol açabilir.

2023’te teknoloji cephesi de doğrusu Biden yönetimi için pek iç açıcı geçmedi. Biden yönetimi Çin’i özellikle gelişmiş çip teknolojisinden men etmek için uğraşıp didinmişti. Pelosi’nin Tayvan ziyaretinin bir teması da adadaki gelişmiş çip teknolojisini ABD’ye kanalize etmekti. Biden Tayvan çip üreticisi TSMC’yi Arizona’ya davet edip teşvik sunmayı vaad etmişti. Ancak bu proje işgücü ile ilgili sorunlarla sıkıntıya düşmüş görünüyor. Büyük sürprizi ise yaptırımlarla kolu kanadı kırıldı diye düşünülürken, eylülde 7 nanometrelik çiplerin yer aldığı akıllı telefonla sahneye çıkan Çin’in Huawei şirketi yaptı. Batı medyası hararetle dikkatten kaçırılan Çin’in yerli çip üreticisi Semiconductor Manufacturing International Corp’u (SMIC) tartışmaya başladı. Yine yıl sonunda Batılılar Çin’in elektrikli otomobil piyasasındaki yükselişine bakıp hayıflanmaktaydılar.

‘ŞAPKADAN ÇIKAN KRİZ: ORTADOĞU’

Bu yıl Biden yönetimi belki de en büyük darbeyi ‘en çalışmadığı yerden’ aldı: Ortadoğu. Rusya ve Çin ile mücadele için çarşaf çarşaf stratejim planlamaları bulunan Biden yönetimi açısından Hamas’ın 7 Ekim’deki İsrail baskınının tetiklediği savaş, 2023’ü daha da zorlu hale getirdi. İsrail bir günde 1200 insanını yitirerek tarihinin en ölümcül saldırısını yaşadı. Daha sonra 100 kadarı 24 Kasım-1 Aralık’taki insani mola ile bırakılan 240 kişi de rehin alındı. İsrail’in Hamas’ı yok etmek hedefli ağır misillemesi büyük bir insani dram yarattı.

Oysa 7 Ekim’den sadece 8 gün önce Biden’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Jake Sullivan The Atlantic etkinliğinde konuşmuş ve “Orta Doğu bölgesi bugün son 20 yılda olduğundan daha sakin” diyerek iyimserliğini dile getirmişti. Dünyada yılın son çeyreğine damgasını vururken, ABD’nin askeri gücüne yönelik meydan okumalara eşlik eden diplomatik tecrit hali ve değerler sunumunu altüst eden bir krizle baş başa kaldılar.

Ortadoğu’da liberal müdahaleciliğin gözde aygıtı siyasal İslam, İhvancılığın Filistin kolu üzerinden dönüp dolaşıp ABD’nin vazgeçilmez müttefiki İsrail’i vurmuş durumda. Kriz büyük. Ve Biden yönetimi 2023 boyunca İsrail’de çıkan ‘yargı reformu’ krizinde ters düştüğü Başbakan Benyamin Netanyahu ile aşırı sağcı ve dincilerden oluşan koalisyonuna siper olmak durumunda. İsrail, Gazze Şeridi’ne ekim ortalarında başlattığı kara harekatı ve ağır bombardımanlarla üç ayda 22 binden fazla insanın ölümüne, 55 binden fazlasının yaralanmasına yol açtı. Okullar, hastaneler, BM tesisleri göstere göstere vuruldu. Kent savaşının koşullarında İsrail ordusu da ağır kayıplar verdi. İsrail önce sivil nüfusu Gazze’nin güneyine sürmeye çalıştı. Ardından Gazze’nin güneyine de operasyonları yoğunlaştırdı. İsrail hükümeti ve kamuoyu yılı açık açık Filistin nüfusunun Mısır’a tehcirini konuşarak kapattı.

Bu koşullarda Biden yönetiminin ‘insan hakları ve özgürlüklerin savunucusu’ görüntüsü büyük bir darbe yedi. İsrail yönetimi Hamas’ı ‘sivilleri canlı kalkan’ olarak kullanmakla suçluyor. Ancak Netanyahu’nun bakanları Gazze’ye nükleer bomba atmaktan söz eder, İsrail askerleri ‘öldürecek bebek aradıklarını’ söyledikleri videoları tiktok’a yüklerken, dünyayı ikna edemiyorlar. ABD, BM Güvenlik Konseyi’nde ateşkesi veto ederken, kısmen ‘insani yardım’ temalı tasarılarla denge kurmaya çalıştı. BM Genel Kurulu’ndaki oylamalar ise dünyadaki eğilimi yansıtıyor. Ve Güvenlik Konseyi’nin eğilimi de aleyhte değişiyor. Biden yönetimi diplomatik açıdan dünya örgütünde tecrit oldu. ABD medyasına, Biden’ın Netanyahu’dan Gazze’deki ‘işini bir an önce bitirmesini istediği’ iddiaları yansıdı.

Ancak çatışmanın 2024 başında durdurulması bir tarafa, Lübnan ile ABD’nin askeri varlıklarının da hedef olduğu Irak ve Suriye sahalarında alevlenmesi riski yabana atılır gibi değil. Nitekim ABD yönetimi 7 Ekim’in hemen ardından Ortadoğu’ya iki uçak gemisi grubu konuşlandırdı. Kasım ayı ortasında ise asıl sürprizi Yemen’deki Ensarullah hareketi yaptı. Şiiliğin Zeydi kolundan Husiler, Gazze’ye destek için İsrail gemilerini ve İsrail limanlarına uğrayacak gemileri Bab-ül Mendeb boğazında hedef alarak kriz başka bir boyuta taşıdı. Uluslararası deniz nakliye şirketlerini Kızıldeniz rotasından eden bu gelişme küresel ticareti etkiler hale geldi. Bu koşullar altında Biden yönetimi 18 Aralık’ta ‘Refah Muhafızı Operasyonu’nu duyurdu. Ancak katılımı açıklanan 20 ülkenin yarısı bilinmezken, Avrupa kanadında İspanya, İtalya ve Fransa ‘gönülsüz’. Husiler Rusya gemilerine geçit verirken, bölgede Cibuti’de donanma güçleri bulunan Çin İsrail gemilerinin yardım çağrılarını yanıtsız bıraktı. Biden yönetimi ise doğrudan Yemen’i hedef almaktan kaçınarak ticari gemilere eskortluk yaparak Husilerin fırlattığı İHA ve roketleri pahalı füzelerle avlıyor. ABD’de Husilerin arkasındaki aktör olarak gösterilen İran’a saldırı çağrıları yükseliyor.

‘YÜRÜRKEN SAKIZ ÇİĞNEYEBİLEN ABD’

2023; ‘Amerikan liderliği’ iddiasının, NATO’nun askeri üstünlüğünün, ABD ve Avrupa’nın ‘Batılı değerler’ başlığının giderek daha tartışmalı hale geldiği bir yıl oldu. BM hukukunun yerine ikame edilen ‘kurallara dayalı dünya düzeni’ argümanının iyice sırıttığı manzara netleşti. Buna karşılık Çin ve Rusya; uluslararası ilişkiler sistemini ‘demokratikleştirmek’ hedefiyle, ‘egemen ulusların çatışmadan kaçınarak ticaret yapması, eşit ve saygılı işbirliği tesis etmesi ve kültürel etkileşim kurması’ çerçevesi konmuş durumda.

2023’te öne çıkan başka başlıkları da var elbette. En başta Batı dünyasında yine yükselen ‘sığınmacı’ teması. ABD’nin güney sınırı sığınmacı akınına uğrarken, bu sorun iç siyasette belirleyici hale geldi. Britanya sığınmacıları Ruanda’ya sürme planlarını verili sığınmacı hukukunu alt üst edecek biçimde tartışırken, AB yeni göç yasasıyla sığınmacı akınına set çekmeyi hedefliyor. Kültürel uyumsuzluk ve ekonomik sorunlar karşısında yükselen göçmen düşmanlığı ve aşırı sağ en büyük kaygı. Ne ki liberal anlatının eski temaları realiteye tozluyor.

2023’te Afrika kıtasındaki en çarpıcı gelişme ise Fransız sömürgeciliğine veda oldu. Resmen sömürgecilik bitmiş görünse de yeni vasıtalarla altın, değerli madenler ve enerji kaynakları sömürülen Batı Afrika’da Fransa’ya dur diyen Burkina Faso, Nijer ve Mali oldu. Batı bağlantılı yolsuz siyaset sınıfını ekarte eden askeri yönetimler kendi kaynaklarını kontrol ederek aralarında dayanışmaya yöneldi. Bölgede altyapı yatırımları bilinen Çin’in yanı sıra Afrika zirvesine ev sahipliği yapan ve en yoksul Afrika ülkelerine bedava tahıl ile gübre gönderen Rusya Federasyonu’nun da etkisini artırma çabası öne çıktı.

Kafkasya’da ise Azerbaycan 30 yıl sonra Ermenistan’la toprak anlaşmazlığında 2020 savaşında sağladığı kazanımları Eylül 2023’teki kısa süreli askeri hamlesiyle pekiştirdi. Dağlık Karabağ meselesine Ermenistan’ın ‘gönüllü feragati’ eşliğinde nokta kondu. Azerbaycan uluslararası planda tanınmış topraklarına kavuştu. 2024’e nihai barış umuduyla giriliyor.

2024 yılı; Rusya, Avrupa ve ABD’deki kritik seçimlerin gidişatı etkileyeceği bir yıl olacak. Batı’nın hegemonya yitimine bu kez ayna tutan kriz alanlarında kolay çözümler görünmüyor. Biden yönetimi yetkililerinin son dönemde ‘ortak ve müttefiklerine’ atfen sıkça tekrarladığı ‘yürürken sakız çiğneyebilen ABD’ asıl 2024’te görülecek.

Kaynak: Harici

2024’e GİRERKEN OKYANUSLAR, DENİZLER, GENEL MANZARA VE TÜRKİYE

Cem GÜRDENİZ

2024’e girerken artık 8 milyar nüfusu aşan dünyamız üzerinde çok kutuplu düzenin başladığını görüyoruz. 1945’ten bu yana devam eden küresel hegemonik sistem hızla geriliyor ve çöküyor. Askeri Endüstriyel Kompleks (MIC), Pentagon, kongre, medya, akademi dünyası ve düşünce kuruluşlarından gücünü alan Amerikan neoconlarla işbirlikçileri, İngiltere başta olmak üzere Anglosakson devletler (five eyes), AB, Japonya, Güney Kore, NATO ve İsrail’in tam desteğini almasına rağmen başarılı olamadılar. 

NEOLİBERAL DÜZEN İFLAS ETTİ

Önce 1991 daha sonra 11 Eylül 2001 sonrası askeri güçle dayatılan neoliberal düzen can çekişiyor. Bu düzen, ABD jeopolitiğine, NATO genişlemesi; AB, Japonya, Güney Kore’nin kayıtsız ABD uydusuna dönüşmeleri dışında fayda sağlayamadı. Ancak dünyaya başta Afganistan, Irak, Libya, Suriye, Filistin ve Yemen olmak üzere pek çok yerde kan, gözyaşı ve yıkım getirdiler. Zengini çok zengin, fakiri çok fakir yaparak orta sınıfı yok ettiler. Fakir ülkelerin doğasını ve doğal kaynaklarını acımasızca sömürdüler. Ahlak ve erdem normlarını ters yüz ettiler. Bulaştıkları her yerde yolsuzluk, kumpas, sahtekarlık ve usulsüzlükleri teşvik ederek dünya tarihin gördüğü en kalitesiz ve dosyası kirli ve bol siyasetçileri işbaşına getirdiler. Dinsel ve etnik hassasiyetleri sonuna kadar sömürerek ülkeleri parçaladılar, fay hatları yarattılar. Özetle kural temelli dünya adı altında dünyayı Gazze’de bugün yaşanan katliamlarda örneklenen orta çağ karanlığına getirdiler. 

ASYA’NIN YÜKSELİŞİ

2008’de önce Rusya, 2012 sonrası Çin, neocon saldırganlığına dur dedi. Bugün tarihin sarkacı artık ters yönde sallanıyor. Dünyamız, 2024 yılına girerken tarihte benzeri olmayan bir süreci yaşıyor. Çin’in yükselişi, Küresel Güney’in BRICS ve benzeri girişimlerle ABD’den ve ABD Dolarından uzaklaşması, Rusya’nın NATO, ABD ve AB desteğindeki Ukrayna karşısındaki üstünlüğü, ABD’nin İsrail tarafından hazırlıksız şekilde Akdeniz ve Kızıldeniz’de büyük bir çıkmazın içine çekilmesi, Kuzey Kore’nin ABD’nin Pasifik jeopolitiğine askeri gücü ile direnmeye devam etmesi, İran’ın Rusya ve Çin ile yakınlaşarak ABD karşısında askeri yeteneğe dayalı bir direniş sergilemesi; ABD’nin İsrail’in Gazze’deki insanlık suçlarına  askeri ve siyasi desteği ile ortak olmasından kaynaklı itibar kaybı, küresel Anglosakson hegemonik sistemi hızla geriletiyor. Bugün için Rusya’nın, Ukrayna müdahalesi sonrası ekonomik, askeri ve siyasi anlamda büyük kısıtlamalar, ambargo ve yaptırımlar yaşamasına rağmen batı ve NATO karşısında kazanan tarafta olması dünyanın sahibi olduğunu iddia eden ABD’nin otoritesini ciddi şekilde sarsmıştır. 

DÜNYA CİNNET EVRESİNDE

Bugün dünya ABD ve vassalları tarafından yaratılan krizler nedeni ile bir cinnet halindedir. Bu cinnetin nedeni 250 yıllık Anglosakson hakimiyetin artık sona erme aşamasına geçmiş olmasıdır. Dünya bu cinnete hazırlıklı değildir. Sovyetlerin çöküşü kansız yaşanmıştı bu çöküşün kansız yaşanması imkansızdır. Bu çöküş ve cinnetten uzak kalacak ülke de yoktur. ABD’nin uzak Pasifik adalarında bile silah stoklamaya başlamasını başka nasıl izah edebiliriz? Diğer yandan BM işlevini tamamen yitirmiştir. Gazze’de naklen yayınla, Vietnam Savaşındaki halı bombardımanını aratmayacak şekilde kadın ve çocuklar dahil siviller katledilirken hiçbir şey yapamayan BM’nin jeopolitik rekabeti önleme gücü artık kalmamıştır. Bu kapsamda BM öncülüğündeki iklim değişikliği önlemleri ve de-karbonizasyonun da önemi kalmıyor zira savaşlarda yaratılan yıkım ve kirlilik tüm kazanımları yok edebiliyor. Nükleer silah riskini saymıyorum bile. Bu cinnet son perdede İsrail’in soykırımı aratmayacak Gazze katliamları ile kreşendo yapmıştır. Gazze katliamına bir reaksiyon olarak İran destekli Yemenli Husiler tarafından başlatılan Kızıldeniz ve Bab el Mendeb deniz ticaret rota krizi, Finlandiya ve İsveç’in NATO üyelikleri ile bu ülkelerde ABD’ye tanınan üslenme anlaşmaları, Ukrayna’ya stratejik sonuç alması imkânsız olduğu halde çok sayıda F-16’nın ve Patriot bataryasının transferi, ABD ve AB’nin donmuş Rus varlıklarına yasal olarak el koyma ve Ukrayna’ya transfer niyeti, cinnetin son günlerde yaşanan parçalarıdır. 

EMPERYALİZM DENGELENİYOR

Diğer yanda Rusya, başta Çin, İran, Kuzey Kore ve küresel güneyin desteğini alarak Ukrayna’da yürüttüğü yıpratma savaşındaki başarısı üzerinden diğer jeopolitik alanlarda da kazanımlar elde etti. Bu kazanımlar Tayvan’da, Güney Çin denizinde, Doğu Çin Denizinde Anglosakson emperyalizm baskısı altındaki Çin’in de çıkarlarına hizmet etti. İsrail Filistin savaşında ABD liderliğindeki batının Gazze katliamına göz yumması, ABD’nin güvenilir arabuluculuğunu ve hakemliğini ortadan kaldırırken, Rusya ve Çin’in İslam ülkeleri ve küresel güneyde güvenilir cephe olmasını ve güven kazanmasını tetikledi.  

İSRAİL, ABD’Yİ KÖŞEYE SIKIŞTIRIYOR

İsrail emrivakisi ABD’nin jeopolitik önceliğini Ukrayna üzerinden Ortadoğu’ya çekmesine ve Tayvan’dan uzaklaşmasına neden oldu. Geçen ay içinde ABD, Filipinler’i Çin’e karşı kışkırtarak yeni bir kriz cephesi açmayı denese de Çin’in ganbot diplomasi hamlesi ile başarı sağlanamadı. Diğer yandan batının AB ve bazı NATO ülkelerinin savunma bütçelerini zorlayacak şekilde ABD baskısı ile Ukrayna’ya yaptığı askeri yardımlar kendi jepolitik alanlarından uzaklaşmalarına neden oldu. Çin ile iş birliği içinde mühimmat stokları tükenen Fransa’yı Nijer başta olmak üzere Kuzey Afrika’dan uzaklaştırdılar. Ukrayna’ya verdiği destek sebebiyle tüm depolarındaki mühimmatı tükenmek üzere olan Almanya’nın ABD marifeti ile Rus gazından mahrum edilmesi sonucu ekonomik gerilemesi tetiklendi. BRICS’in 5 ülkeden 11 ülkeye genişlediği bir konjonktürde Çin’in Asya, Ortadoğu, Güney/Orta Amerika ve Afrika’daki ekonomik etki alanlarının genişleyeceği, dolar hakimiyetindeki dünya ticaretinin format değiştireceği, ABD’nin böyle bir durumda Kuşak ve Yolun (BRI) geçtiği önemli kara ve deniz düğüm noktalarında ya da yakın bölgelerde karmaşa yaratmaya ve BRICS ticaretini dolaylı tutum stratejisiyle engellemeye çalışacağı değerlendirilebilir.

KÖK NEDEN JEOPOLİTİK

Bugün, 20. Yüzyıl başındaki büyük güç çatışmasından çok farklı bir dünyadayız. ABD’nin jeopolitik ve ekonomi cephelerindeki gerilemesi sonucu Asya’dan Avrupa’ya; Afrika’dan Arktik Okyanusu’na uzanan fay hatlarının parçalanması her geçen gün hızlanıyor. Bu süreçte ABD için en büyük tehdit ona eşit düzeyde milli güce sahip Çin’den gelmektedir. ABD neoconlarına göre Çin Komünist Partisi özgürlüğe ve Amerikan yaşam tarzına varoluşsal bir tehdit oluşturmaktadır. Ancak mevcut rekabetin kök nedeni yaşam tarzı, demokrasi, insan hakları gibi semantik söylemlerin çok ötesindedir. Zira aynı ABD İkinci Dünya Savaşında Stalin’in komünist Sovyetlerine kol kanat germişti. Kök neden jeopolitiktir. Okyanus güçleri ile denize çıkmak isteyen kıta devletleri arasındaki 250 yıldır devam eden mücadele bugün de devam ediyor. ABD ve Çin ile her ikisinin oluşturacakları ittifak eksenlerinin arasındaki nihai hesaplaşma, günü gelene kadar denizle kıtanın çatışmasındaki fay hatları kıtadan denize çıkan güçlerin etkin olduğu bölgelerde ve deniz ticaret rotlarının geçtiği düğüm noktalarında hızla kırılıyor. Söz konusu okyanus ve deniz alanlarına kısaca göz atalım. 

KARADENİZ VE TÜRK BOĞAZLARI

Ukrayna – Rusya Savaşı 2. Yılını tamamlıyor. Rusya’nın Donbas ve Kırım bölgelerini elinde tutmaya devam ederken, Ukrayna onurlu bir barış için adım atmaz ise Rusya’nın devam eden İsrail Filistin krizini kullanarak Odesa bölgesini de Ukrayna’dan ayırabilecek hamlelerde bulunabileceğini ve böylece Ukrayna’nın Tuna hariç denizle ilişkisini kesebileceğinin mümkün olabileceğini düşünüyorum. Türkiye’nin 24 Şubat 2022’den bu yana uyguladığı Montrö Sözleşmesinin 19. Maddesini devam ettireceğini değerlendirmekteyim. Diğer taraftan gerek NATO’nun gerekse gücü tükenmiş İngiltere’nin Karadeniz’de Ukrayna’yı Rusya’ya karşı kışkırtmaya devam etmesi ve gerek hava gücü gerekse SİHA ve İnsansız Suüstü araçları ile Rus Karadeniz donanmasına ve Sivastopol ile Feodasia ‘daki üslere karşı stratejik sonucu olmayan taktik saldırılara devam etmeleri beklenmelidir. Tahıl koridorunun kapalı olmasına rağmen Ukrayna’nın Tuna ve ayrıca açık denize çıkmadan mücavir ülke karasuları ve İstanbul Boğazı üzerinden ihracata devam edeceğini değerlendiriyorum. 

AKDENİZ VE EGE

ABD, İsrail’e Güney Lübnan ve İran’dan büyük çaplı füze saldırılarını caydırmak üzere 7 Ekim 2023 sonrası Akdeniz’deki deniz gücü varlığını yakın geçmişte görülmedik seviyede artırdı. Bu varlığın bir nedeni İran ve Lübnan Hizbullah’ı ile çatışma olduğu takdirde başta Tomahawk füzeleri ile olmak üzere İsrail ile Irak ve Suriye’deki Amerikan üslerine tehdit teşkil edecek füze bataryaları ve askeri hedefleri imha etmek; gerektiğinde bölgede amfibi güçleri kullanarak Amerikan vatandaşlarını tahliye etmektir. ABD, Tayvan seçimlerinin sonucuna göre Akdeniz’deki deniz gücü varlığını devam ettirecektir. Buna mecburdur. Zira ABD’deki neocon Yahudi baskı grupları yaklaşan başkanlık seçimlerinde çok önemli ve etkindir. ABD, İsrail’i 1973 Yom Kippur Savaşındaki gibi her alanda desteklemeye devam edecektir. Ancak Tayvan seçimleri sonrası bölgede gerilim artar ise başta Gerald Ford uçak gemisi grubu olmak üzere bazı gemileri ve amfibi görev gruplarını Pasifik Okyanusuna kaydırabilir. 

KIZILDENİZ VE BAB EL MENDEB BOĞAZI

İsrail’in ABD’yi büyük güçler rekabet döneminde hiç beklenmedik bir anda emrivaki ile Doğu Akdeniz ve Kızıldeniz’de 30 parça savaş gemisi ile varlık gösterecek bir duruma getirmesi ABD donanmasının bugüne kadar karşı karşıya kaldığı en ciddi krizlerden birisi olmuştur. İsrail’i ABD’den başka koruyacak devlet ya da ittifak sistemi olmadığından ABD, İsrail’in Gazze’deki etnik temizliği bitene kadar hem Doğu Akdeniz’de hem de Kızıldeniz’de kalmaya devam edecektir. Ancak her an için İsrail’in yeni bir emrivakisi ile karşılaşarak İran ile silahlı çatışma aşamasına geçebilir. Bugün ABD’nin İsrail için değeri, Birinci ve İkinci Dünya Savaşında Almanya’ya karşı ABD’nin yanında savaşa girmesini isteyen İngiltere ile aynıdır. Churchill’in hayatının en mutlu iki anı her iki dünya savaşında ABD’nin İngiltere yanında savaşa girmesiydi. Yemen’de Husiler İran desteğinde uluslararası deniz ticaret akışını önlemeye devam edecektir. ABD bu saldırılara karşı CENTCOM’a bağlı CTF 153 merkezli bir deniz koalisyonu kurmak istemiş olsa da başarılı olamadı. Eğer bu fakir ve zayıf ülkeye ABD silahla müdahale ederse şüphesiz Irak ve Suriye’de bulunan Amerikan üslerine İran destekli örgütler ve hatta İran’dan saldırılar beklenebilir. Yemen Husilerinin saldırıları İsrail’in devlet terörüne karşılık deniz ticaret filolarına karşı deniz terörü olarak görülebilir. Ancak dünya kamuoyu İsrail’in ve onu destekleyen ABD’nin Gazze katliamı devam ederken ne kural temelli dünya düzeninden ne de denizde güvenlikten bahsedebilir. Yemen kaynaklı söz konusu kriz, navlun giderlerini artırarak dünyada enflasyonist eğilimi hızlandırabilir. Bu durum fiyat artışları üzerinden Gazze’deki insanlık trajedisi konusunda dünya kamuoyunun farkındalığını artırarak ABD ve İsrail’e baskı yapılmasını tetikleyebilir. Kızıldeniz krizi Çin’in ticaretine zarar verse de ABD’nin bu süreçte CTF 153 üzerinden ittifak kuramamasının yarattığı itibar kaybından ve bölgeye çok sayıda savaş gemisi göndermiş olmasından faydalanacaktır. Kızıldeniz rotalarının engellenmesi Çin‘den kara ve demiryolu ulaşım koridorları üzerinden erişimi hızlandıracaktır. Bu durum Türkiye’nin ve Gürcistan’ın kullandığı Hazar geçişli orta koridorun kullanım seviyesini artıracaktır. 

TAYVAN, GÜNEY VE DOĞU ÇİN DENİZLERİ

ABD Donanmasının nitel ve nicel gerilemesi sonucu bugün Batı Pasifik’te ABD deniz kontrolünü kaybetmiştir. Japon, Güney Kore ve Avustralya savaş gemilerinin tümünü yanına alsa da denge kurulamıyor. Savaş başladığı anda Çin kıyılarının 1000 deniz mili içinde ABD suüstü gemilerinin hayatta kalma şansı son derece düşüktür. ABD, gerginlik döneminde de krizi yönetmeye, lojistik destek ve adalar ile müttefik ada devletlerini tahkim etmeye yetecek sayıda gemi sahibi değildir. Örneğin Savaş sırasında Japonya’nın ham petrol ihtiyacı nasıl karşılanacak? Belirsizdir. 

ABD bugün 290 gemiye sahiptir. 2053’te bu sayının 367 olması planlanmaktadır. Bu sayının yetmeyeceği ve erişim zamanın çok geç olduğunu Amerikan amiralleri ve danışmanlar haykırıyor ancak dinleyen yok. Amerikan deniz gücünün temeli saldırı denizaltılarının %40’ı yaşlandı ve çok sayıda denizaltı tersanelerde onarımda. Bu arada Çin donanmasının bugün için 370’ten fazla gemisi ve denizaltısı var 6 yıl içinde bu sayı 435 olacak. En önemli bir diğer gelişme geçen hafta içinde tarihte ilk kez Çin’in bir Amirali Savunma Bakanı yapması oldu. Aynı zamanda denizaltıcı olan Amiralin Güney ve Doğu Çin Denizlerinde Saha Komutanlığı da bulunuyor. Sadece bu atama bile Çin’in denize çıkışının geri dönülmezliğinde önemli bir mihenk taşı olmakta. Diğer yandan ABD, yakın gelecekte mevcut kuvvet yapısı içinde Pasifik bölgesine daha çok gemi kaydırmak zorunda kalacak, Japonya ve Güney Kore ile Avustralya’dan savunma bütçelerini artırmalarını isteyecektir. Kuzey Kore’nin silahlanması ve artan tehdidine karşı Güney Kore’nin yanında onun ayrılmaz parçası olarak Japonya’yı kullanacaktır. Diğer yandan İsrail’e verdiği destek yüzünden Pasifik bölgede de kamuoyunda itibar kaybına uğramakta olan ABD’ye desteğin azalacağını değerlendiriyorum. ABD kongresindeki cumhuriyetçilerin 2024 yılında Çin’e karşı daha şahin politika izlemesi için Biden’a baskı yapmaları durumunda Çin’in 2022’de Tayvan’ı tarihte ilk kez ziyaret eden Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi’ye sergilediği tepkiden çok daha üst perdede davranacağını değerlendiriyorum.  Örneğin 2023 yılı biterken Tayvan hava savunma tanıtım bölgesine (ADIZ) her gün 100’den fazla Çin savaş uçağının girmekte olduğunu hatırlatalım. 2024 yılında Çin’in Pasifik’te Rusya ile askeri ilişkilerini daha ileri seviyeye taşıyacağını gerek ortak deniz ve hava devriyeleri gerekse deniz tatbikatları, denizaltı harekatları ile ileri seviye çalışabilirliği geliştirmeyi hedefleyeceklerini bekleyebiliriz. Bu kapsamda ABD kuklası olan Japon Başbakanı Kishida’ya da halkın güveni artık kalmamıştır. ABD jeopolitiği uğruna Çin ile bir savaş durumunda Japon kamuoyunun bu uğurda Japon kanı dökülmesine onay vereceğini sanmıyorum. Bu tabloya rağmen Japon Donanma ve hava kuvvetlerinin 2023 yılında anayasaya aykırı şekilde Tomahawk füzeleri dahil saldırgan silahlar ve sistemler ile donatıldığını gördük. Bölgede silahlanma ABD Askeri Endüstrisine rekor kazanç sağlayacak şekilde ve rekor seviyede devam edecektir. 

ARKTİK OKYANUSU

Bu bölge halen Anglosakson deniz güçlerinin kontrolü dışındadır. ABD jeopolitiğinin en ciddi sorunlarından birisi olmaya devam etmektedir. Bu açığını bölgeye mücavir İsveç ve Finlandiya’yı NATO üyesi yaparak kapamaya çalışmaktadır. Finlandiya NATO üyesi olduktan kısa bir süre sonra Arktik Okyanusunu etki alanına alacak şekilde NATO üsleri adı altında Amerikan üslerine izin vermeye başladı. Bu üslerde ateş gücü yüksek, hava ve kara unsurlarının konuşlandırılacağını, önceden çok yoğun silah ve cephane yığınaklanması (Prepositioning) yapılacağını değerlendiriyorum. Bu gelişmeler paralelinde Rusya’nın Finlandiya sınırında yeni üsler, taktik ve stratejik füze bataryaları ile hava savunma sistemleri konuşlandırmak üzere yeni üsler kurması; Arktik Okyanusundaki Kuzey Deniz Rotasında özellikle Çin limanlarına erişecek deniz trafiğini geliştirmesi ve yoğunluğunu artırması beklenebilir. Bu kapsamda geçen aylarda Rusya’nın Arktik Kuzey Deniz Rotasını buz sınıfı (Ice class) gemilerin dışındaki gemilere açması son derece önemli bir gelişme oldu. Diğer yandan İsveç’in NATO üyeliği ile birlikte gerek NATO şemsiyesi altında Amerikan üslenmesine izin vermesi gerekse savunma bütçesini önemli derecede artırması beklenebilir. 

HİNT OKYANUSU

Hindistan’ın BRICS içinde Rusya ile iyi olan ilişkilerini Ukrayna krizine rağmen denge politikası içinde devam ettireceğini; uzun yıllara dayanan askeri teknoloji iş birliğinin devam edeceğini; ABD ve İngiltere ile Çin’e yönelik politikalarında ise bir nevi Türkiye modeli yani aktif tarafsızlık uygulamaya devam edeceğini değerlendiriyorum. Ancak Husilerin geçen hafta içinde bir Hint Ticaret gemisine saldırmalarının (eğer bu saldırı bir sahte bayrak (false flag) kumpası değilse) menfi sonuçları olacağını bekleyebiliriz. 

TÜRKİYE İÇİN 2024 ZORLUKLAR YILI OLACAKTIR

Bugün ülkemizde gerek iktidar gerekse muhalefet anti emperyalist milli bir tutum içinde değildir. (…) 12 şehidimizi toprağa verdiğimiz günlerde İsveç’in NATO üyeliğine hiçbir jeopolitik çıkar sağlanmadan itirazsız onay verildiği günler yaşıyoruz. Atina Mutabakatının benzer şekilde sanki bir savaş kaybetmişiz gibi Yunanistan ve GKRY’ye büyük fırsat pencereleri açacağı şartlarda imzalanması Türkiye için önemli geri çekilme manevralarıdır. Bir yandan İsrail’e en üst perdeden tehditler savrulurken diğer yandan (…) devletin Gazze’de soykırım yapan İsrail’e petrol sevkiyatına ve ticarete kısıtlama koymaması; İncirlik ve Kürecik ’in faaliyetlerine devam etmesi ciddi dengesizlik, belirsizlik ve güvensizlik yaratmaktadır.  Bu çerçevede ABD ve AB’nin Türkiye’yi Yunanistan ve GKRY üzerinden kurgulayacağı senaryolar ile kendi jeopolitik çizgilerine getirme hedefine Atina Mutabakatı sonrası devam edeceğini; Türkiye’ye Mavi Vatan’dan vaz geçme, KKTC’de federal çözüme razı olma; güneyinde bağımsız kukla Kürt devletinin kurulmasına izin vermesi gibi alanlarda diplomatik, siyasi, askeri ve ekonomik baskılarını artırmasını bekleyebiliriz. Yunanistan’ın ABD stratejistlerinin yönlendirmesi ile Suda ve Dedeağaç üslerinde yeni genişleme projelerini başlatacağını değerlendiriyorum. Türkiye’nin Rusya, Çin ve diğer BRICS ülkeleri ile ilişkilerinde jeopolitik gerçekliğe dayalı yakınlaşmasının; Montrö Sözleşmesinin tarafsız ve hassas bir şekilde tüm taraflara eşit şekilde uygulanmasına devam etmesinin önemini vurgularken, Türk Devletleri Teşkilatı üzerinden Orta Asya ve Hazar havzasındaki akraba devletler ile işbirliğimizin artarak devam etmesini; Türk dünyasının, neredeyse dünyanın merkezinde yer alan, denize çıkışı olan yegane devleti Türkiye üzerinden, küresel tüm eksenlerde varlığını ve etkinliğini, Batı Dünyası ve BRICS ile dengeli ve karşılıklı çıkar ilişkilerini koruyarak geliştirmesini; Türkiye’nin NATO ile ilişkilerini her alanda kısıtlamasını (…) diliyorum.

Kaynak: VeryansınTV

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin