İSLÂM MERCEĞİNDE KAPİTALİZM VE MARKSİZM

Selim Gürselgil
Bizim iktisat tarihimizde köklü bir farklılık olacaktır. Biz Batı’nın ilerlemeci/evrimci şablonlarını kabûl etmiyoruz. Kapitalizmi “en ileri ve en gelişmiş ekonomi modeli” değil, insanlığın soysuzlaşması, kötünün temsili olarak görüyoruz.

Marksistler bu ilerlemeci/evrimci paradigmanın dışına çıkamamışlar, “evet ama onun daha ilerisi, daha gelişmişi olmalı” anlayışında kalmışlardır. Özellikle 80 öncesi solcularının Osmanlı’nın iktisadî şartlarını uzun uzun tartışmalarının temel mantığı buydu. Osmanlı’nın kapitalistleşmemesini bir gerilik olarak görüyorlardı: Türkiye kapitalistleşmediği için sosyalist devrim aşamasına gelmemiştir! Hâlâ feodaldir! Hayır feodal bile değil, Asyavarî Üretim Tarzı’ndadır! Ne senin dediğin, ne senin dediğin, tam ikisinin arası, prekapitalist modeldedir! (Leninistler bu Marksist-teoloji tartışmalarına alınmadılar.)

Hekim geliyor, ben kanseri tedavi edeceğim diye. Ama bakıyor, hasta kanser değil. “Önce kanser bulaştırmalı, o zaman daha sağlıklı bir tedavi olur!”

Tabiî ki böyle bir zihniyeti kabul etmiyoruz. Bizim için ileri ve geri yok, iyi ve kötü vardır.
Bizim diyalektiğimizin esası budur. Kronolojik olarak ne kadar geride olursa olsun, üretim araçları ve iktisat modeli ne kadar ilkel olursa olsun, bir düzen insanî hakikate uygun olduğu müddetçe iyi, kula kulluğu, sömürüyü, haksızlığı sistemleştirdiği müddetçe kötüdür. Tarihi, üretim araçları -veya onların evrimi- yapmaz, ahlâka uygun olup olmamasına göre tarihî devirler değerlendirilir.

Bizim Hegelyanizm gibi, onun başka aletlerle bir devamı olan Marksizmden de temel ayrılığımız budur. İslâm iktisat tarihini, İslâm’ın iyi örneğini ortaya çıkarma çabamızın altında da bu yatar.

Batı medeniyeti kapitalizm sayesinde ilerlememiştir. Batı medeniyetinin maddeye hakimiyet hünerini geliştiren rasyonel zekâ, onu, insanî/ahlâkî değerler yönünden belki bütün insanlığın en gerisinde bırakmış, kapitalizm de bu ikiyüzlü gelişime çizgisi içinde oluşmuştur. Onu bu hüviyetiyle görmek ve iyisini iyi, kötüsünü kötü olarak tesbit etmek gerekir. (Bazı müslümanların sandığı gibi topyekûn reddetmek değil; yahut Kemalistlerin sandığı gibi kuyruğuna yapışmak değil; ne olduğunu anlamak!)

Demek ki biz “iyinin dünya hakimiyeti”ni savunurken, önce feodaliteyi yaşamalı, oradan kapitalizme geçmeliyiz veya Ortaçağ’dan çıkıp reformasyona atlamalıyız türünden şabloncu bakışlara uzağız. Bu bakışın, Batı dışındaki büyük insanlığın tarihini açıklamadığına, aksine onu ebedî kuyrukçuluğa mahkûm ettiğine kaniiz.

Buna göre geleceğin İslâm iktisat modeli; iyinin, doğrunun, adaletin ve vicdanın bir izdüşümü olarak, Mirzabeyoğlu’nun formüle ettiği veçhile “mülkiyet hakkına bağlı cemiyet sermayedarlığı” olmalıdır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin