HİLÂFET MESELESİ – 1
Selim GÜRSELGİL
Bilindiği gibi bu sene hilâfetin ilgâ edilişinin 100. yıldönümü. Bir-kaç gün sonra bütünüyle gündeme girebilir. Biz de birkaç gün nasip olursa bundan söz edelim.
Bu arada şahadetinin 29. sene-i devriyesinde Şehit Cahit Ayaz’a ve tüm şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyoruz.
Hz. Ebu Bekir’den Abdülmecid Efendi’ye kadar 102 halife gelmiş ve geçmiş. Bu arada Mısır’da Fatimiler ve Endülüs’te Emeviler de alternatif hilâfetler kurmuşlarsa da onlar kabul görmemiş.
Bazı çağdaş Arap milliyetçileri ile Kemâlistler, Abdülmecid Efendi’ye gelen bu çizgiyi de kabûl etmezler. M. Kemâl mecliste hilâfeti kaldırma tartışmalarında Osmanlı hilâfetinin zaten geçersiz olduğunu söyler. Sonraki Kemâlist tarihçiler de bu görüşü delillendirmeye çalışmışlardır. Bu aynı zamanda IŞİD’in ve diğer Arapçı İslâmcıların da savunduğu bir görüştür. IŞİD geçmişte Dabiq adında Londra merkezli bir e-dergi çıkarıyordu. Bir gün bu derginin tanıtıcıları yazdığım sözlüğe geldiler. Onlara sordum, derginin ismi neden Dabiq? Dediler, işte Amik Ovası ile ilgili hadis var. İyi de neden Amiq değil Dabiq? Buna cevap vermediler. Oysa derginin muhtevasında bunun cevabı vardı. Mercidabık Savaşı’nı hilâfetin son bulduğu yer kabul ediyor, hilâfeti oradan devr almak istiyorlardı. Hilâfetin Kureyşî olması gerektiğini savunuyorlardı.
Bu konudaki hadis malum. Gerçekten de Mercidabık Savaşı’na kadar halifeler Kureyş’ten çıkmışlardır. Fakat Buveyhî istilâsından itibaren hilâfet, gölge bir hilâfete, göstermelik hilâfete dönüşmüştür. Hilâfet ve saltanat, birbirinden ayrılmış, âdeta halifeler şeyhülislâm gibi görev yapmışlardır. Bu anlamıyla Mercidabık Savaşı ve ardısıra Memlûklerin ortadan kaldırılması, âdeta hilâfetin ihyası gibi olmuş, hilâfet ruhuna uygun olarak saltanatla yeniden bütünleşmiştir.
Bu noktada artık Kureyşî hilâfeti diriltme şansı yoktu. Yavuz da alıp halifeyi İstanbul’a götürdü. Ehli Sünnet mezhepleri ve Abbasî halifesi Ayasofya’daki merasimle Yavuz’a biyat ettiler ve böylece Türkî hilâfet başlamış oldu.
Bu tarihî bir zaruretten doğdu. 16. yy’dan itibaren Osmanlı sultanları artık tüm İslâm âleminin sultanlarıydı. Endonezya’dan Fas’a, Sibirya’dan Kenya’ya kadar tüm Müslümanlar icma ile ona hutbe okudular. Ta ki İngiliz emperyalizmi ortaya çıkıp “Türkler hilâfeti sizden gaspetti, hilâfet Arapların hakkıdır” propagandası yapıncaya dek bu noktada bir tereddüt olmadı. Önce Mısır’daki Selefîler, ardından da Hicaz’daki Şerifler isyan bayrağı açtılar. Şerıf Hüseyin’e, Adana ve Mersin dâhil tüm Arap topraklarında saltanat ve hilâfet vaadedilmişti. Sonradan plân değişti. Şerıf Hüseyin İngilizler tarafından satılınca, Türkiye’den kovulan Vahiduddin’i Hicaz’a davet edip hilâfeti onun elinden almak istedi. Sonra bir ara Ürdün’de kurmaya çalıştı. Fakat hilâfet artık Vahidüddin’de değil, Abdülmecid Efendi’deydi. Cumhuriyet’in ilk 6 ayında saltanatsız bir hilâfet yaptı ve bu görev onunla son buldu.
Ben başta tereddüt ettim: Abdülmecid’in hilâfeti geçerli mi, yoksa son halife Vahidüddin mi diye. Kumandan geçerlidir dedi ve 102 sayısı üzerinden hilâfetin içyüz mânâsını ve tarihini gösterdi.
Devam edecek..










