HİLÂFET MESELESİ – 2

Selim GÜRSELGİL

Fikret Başkaya, Hilâfet hakkında;

I. Dünya Savaşı içinde yapılan gizli anlaşmalarda İngilizlerin üzerinde önemle durduğu bir sorun da, Hilâfetin ideolojik etkinliğinin ortadan kaldırılmasıdır, İslâm Birliği, Pan-İslâmizm gibi akımların ortadan kaldırılması ve İslâmiyetin bir birlik ve umut odağı olmasına son vermek için, Hilâfetin tasfiyesi; değilse, İngilizlerin kontrol ettikleri bir bölgeye kaydırılmış bir merkez haline getirilmesi, İngiliz emperyalizmi için büyük önem taşıyordu. Böylece Müslüman ulusların atomize edilmesi daha da kolaylaşacaktı.

Öte yandan İngilizler Arabistan’ı da bütünüyle kontrol etmek istiyorlardı. Bu, hem Hindistan yolunun güvenliği için, hem de bölgede zengin petrol rezervlerinin varlığı nedeniyle İngiliz çıkarları için büyük önem taşıyordu. Müslüman nüfusunun yaşadığı geniş bölgelerde İngiliz hakimiyetinin pekişmesi için, Hilâfetin tasfiye edilmesi gerekiyordu. Halife Sultan’ın en zayıf düştüğü dönemde bile İslâm dini, etkin bir ideolojik merkez olmaya devam ediyordu. Lloyd George anılarında; “Osmanlı Halifesi İslâm Dünyası’nın başı idi ve İngiliz imparatorluğu içinde her yandan fazla Müslüman vardı” diye yazar. 17 Ekim 1919’da bütün Hindistan’da Türkiye için oruç tutulup dua edilir, genel grevler yapılır. Sevr Antlaşması’ndan sonra, bu antlaşmayı yırttırmak amacıyla ve Hindistan’daki İngiliz Hükümeti ile işbirliğinden kaçınan pasif direnme hareketi başlatılır. Onbinlerce Müslüman, Hindistan’ı terk eder. Hindistan Millî Kongresi 1920 yılı sonlarında 15 bin delegeyle toplanarak, Ghandi’nin işbirliğinden kaçınma programını millî program olarak benimser. Milliyetçi adayların hepsi seçimlerden çekilirler. Seçmenlerin % 80’i oylarını kullanmaz. Bir kısım memur ve askerler, İngiliz hükümeti hizmetinde çalışmayı reddederek görevlerinden ayrılırlar. Okullar boykot edilir. İngiliz malları satın alınmaz. 1921 Mayısı’nda Asman çay bahçesinde 12 bin işçi iş bırakır. Bengal ve Asman’da demiryolu ve gemi işçileri protesto amacıyla iki ayrı greve giderler. Ankara’ya yardım fonu kampanyası açılır ve toplanan para Mustafa Kemal’e gönderilir.

Eylem o kadar geniştir ki, hükümet 30 kişiyi tutuklamak zorunda kalır. Nehru ve Ghandi tutuklananlar arasındadır. Bu çabalar üzerinedir ki, Hindistan Kral Naibi Lord Reading ülkedeki İslâm duygusunun şiddetini ileri sürerek, “İstanbul’un boşaltılmasını, kutsal yerler üzerinde Halifenin egemenliğinin tanınmasını, Trakya ve İzmir’in geri verilmesini” Londra’ya yazar.

Bir Hintli Müslüman da, “Bir zamanlar birçok Müsllüman devletler ve krallıklar vardı. Bunlardan birisi ortadan kaldırıldığı zaman fazla üzüntüye kapılmıyorduk. Türkiye İslâm devletlerinin en sonuncusu ve en güçlüsüdür. Yahudiler gibi vatansız insanlar olacağımızdan korkuyoruz” diyecektir.

Yukarıdaki alıntılar Hilâfet makamının ideolojik etkisinin her şeye rağmen hâlâ ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. İngiliz siyaseti için İslâmiyetin ideolojik bir merkez olmaktan çıkması arzulanan bir şeydi.

Hilâfetsiz bir Türk Devleti Batı’nın müttefiki olarak kaldıkça, bu, bölgedeki emperyalist çıkarların güvence altına alınmasını büyük ölçüde kolaylaştırırdı. Sonuç olarak, Hilâfet’in tasfiyesi emperyalizmin çıkarlarıyla çakışmaktaydı. Bu nedenle emperyalistlerin Hilâfet ve Saltanattan yana olduğu biçimindeki görüş, sadece resmî ideolojinin uydurmasıdır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin