YARIM OLUŞLAR ÖLÜŞE GÖTÜRÜR

Takdim: Bangladeş’te yaşanan son gelişmeler ve Mısır’da Müslüman Kardeşler’in iktidara gelmesi çerçevesinde yaşananları değerlendiren Mahmut Cemil İnce, yazısında, Büyük Doğu-İBDA’nın, yarım oluşlara dayanarak iddia edilecek bir varlık görüntüsündense, kendini olmuş zannederek yapılan hamledense, gerçekten tam olduktan sonra hamleye teşebbüsün daha faydalı olacağı neticesini gözler önüne sermiş. Türkiye’de durum malûm… Laik, Kemalist görünümlü işbirlikçiler karşısında İslâmcı mücadelenin yükselişi ve nihayetinde bizzat Kumandan’ın 99 çıkışı sonrasında emperyalizma, artık ülkeyi bu kadrolarla elde tutamayacağını görünce, Kumandan’ın temsil ettiği tam bağımsızlıkçı çizgi yerine, işbirlikçi İslâmcılığın iktidar yolunu açmış ve rejim de, işbirlikçi jakoben laik görüntüden, işbirlikçi İmânsız İslâmcı görüntüye dönüştürülmüştür. İktidarının ilk yıllarında Batı desteğini iktidarda kalmak için yeterli gören AKP, zamanla İslâmcı terminolojiyi daha fazla kullanmak mecburiyetinde kalmış, muhafazakâr demokrat dedikleri ne idüğü meçhul BOP İslamcısı bir hâlden, bugün daha keskin İslâmcı argümanlardan medet umar hale düşmüşlerdir. Mısır’da iktidara gelmek istemeyen Müslüman Kardeşleri de gaza getirip, “arkanızda biz varız!” diye ittiren AKP olmuştur. Daha sonra Mısır’a gidip lâiklik tavsiye eden de… Mısır’da yaşananların altında ezilerek Müslüman Kardeşlerin devrilmesine seyirci kalan da… O zaman da şunu demiştik: Boyunuzu aşan işlere kalkışıyorsunuz. Hele ki bunu ABD’nin size verdiği gazla yapıyorsunuz ki, bu yaptıklarınız elinizde patlayacak ve İslâmcı mücadeleye fayda değil zarar verecek… Biz olduk, kendi bağımsızlığımızı kazandık mı ki, başkasını olduracağız, bu bir cinnet hâli ki son tahlilde emperyalizmaya hizmete çıkar… İnsan kendi olmadan başkasını olduramaz, küp dışına içindekini sızdırır. Himmete muhtaç dede, gayrıya nasıl himmet ede… Tabi bunları söylediğimiz için o zaman bize demediklerini bırakmayanlar, şimdi verdikleri gazla kendilerine güvenenlerin iplerde sallanıyor olmasına bakmadan, utanmadan hâlâ gezinmeye, ülke yönetmeye, millete akıl vermeye ve birbirlerini pohpohlamaya, hâlâ bunları ümit olarak görmeye ve göstermeye devam ediyorlar.

İktidara gelmenin pratik şartı, bütün ipleri ele almak, yani işbirlikçi olmadan tam muktedir olmaktır. Tam muktedir olmadan iktidara gelmeyi kabul etmek, iktidara getirenin hizmetçiliği demektir. İktidarın fikir şartı da ne yapacağını bilmek, yani insan ve toplum meselelerini çözecek sistem çapında bir fikirle gelmek olmalıdır. Hadi birincisi neyse, pratik şartlar farklı hamlelere girişmeyi icbar edebilir ama kafasında her daim bir sistem şuuru olmadan yapılacak işler, ne aradığını bilmez adamın, bulduklarının da ne olduğunu anlamaz haline benzer. İktidara geldiğinde, iktidarın iplerini tam olarak ele geçirici bir sistem şuuruyla tam oluş yolunu döşemek ve bu yolda gerekiyorsa masayı devirmeyi de bilmek yerine, ne olursa olsun iktidarda kalalım da anlayışı her türlü taviz ve işbirliğini de beraberinde taşır. Sistem şuuru ile iş yapmak… Adam iktidara gelmiş, “Ben istediğimi yapıyorum, bana karışan yok!” diyor ama yaptığı zaten kendisinden yapılması istenenler, düşmanın dünya görüşü ile zihin yapısı ile hareket ediyor zaten, adam niye karışsın? Liberal kapitalist sistemi uyguluyor ve bu sistem içinde mevzi kazançlar, felix culpa cinsi başarılar elde edince, “Bakın başarılıyım!” diyor. İşler ters gidince de dış güçler falan. İster başarılı olsun ister olmasın, nihayetinde bizim dünya görüşümüze bağlı bir sistemi hayata hakim kılmaya dair bir hamle değil ki bu yapılanlar.

Cemil İnce’nin MepaNews’te yayınlanan mezkur yazısı aşağıda:

Bangladeş’ten Mısır’a: İslami hareketler enkaz devralmamalı

Düşünür Jacques Mallet du Pan’in sevdiğim bir sözü var. Şöyle söylüyor:

“Özü bakımından ihtilal iktidarın el değiştirmesidir. İktidar devleti koruma gücünü veya kendini koruma cesaretini kaybetmişse ihtilal kopar.”

İslam coğrafyalarında, onlarca yıldır kendilerini küresel küfür güçlerinin de desteğiyle tahkim eden rejimler bulunuyor. Bu rejimler özellikle son 15 senedir geniş kapsamlı halk hareketlerinin tepkileriyle karşı karşıya. Halk hareketleri bu rejimleri zaman zaman çıkmazda bırakabiliyor.

Bangladeş’te son günlerde yaşanan da tam olarak böyle bir gelişmeydi. Devrilen Başbakan Hasina, yalnızca 15 yıldır ülkeyi baskıyla yöneten bir diktatör değildi. Aynı zamanda Bangladeş’teki müesses nizamın temsilcisi olan kurucu zihniyetin de siyasi varisiydi. Eylemlerde Bangladeş’in kurucu lideri Muciburrahman’ın heykellerinin yıkılması da bunun bir göstergesi.

Nihayetinde Hasina’nın iktidarının artık süremeyeceği anlaşıldı ve Bangladeş ordusunun kararıyla sürgüne gönderildi, hükümeti de yıkıldı. Şimdi ordunun aracılığında yeni hükümet kurma sürecine girildi. Bu süreçte İslami ve gayri İslami güçler şüphesiz yer alacak.

Bu noktada şunu vurgulamak gerekiyor: İslam alemindeki müesses rejimlerin yıkılması çok büyük bir iş, daha doğrusu vazifedir. Bu vazife için büyük çaplı organizasyonlar ve uzun yıllar gerekir. Örneğin Afganistan’da bu vazifenin 1970’lerden 2021’e kadar, yani 50 yıldan uzun sürdüğü akılda tutulmalıdır.

Mevzubahis rejimler, kendilerine yönelik tehditleri bertaraf etme ve karşı devrimci hamleler üretme konusunda da uzmandır. Bilhassa bu rejimlerin kendilerini kuran ve hayatta tutan küresel sistemle bağlantısı göz önüne alındığında, devrim hareketleri zor durumda kalacaktır.

Bu rejimler, kendilerini ayakta tutan belirli sütunlar üzerine kuruludur ki bunların en büyüğü şüphesiz silahlı kuvvetlerdir. Ardından sermaye ve üretim odakları, medya ve kültür teşkilatlanmaları, kolluk güçleri ve devletin diğer organları gelir. Bangladeş’te de mevcut rejim bu güçlerle ayakta duruyor ve Hasina’nın devrilmesi rejimin devrilmesi anlamına gelmiyor. Bilakis rejim, kendisini değiştirmek yahut ıslah etmek isteyen güçlerin karşısında durmaya devam ediyor.

Olayların ardından, Bangladeş’teki İslami kesimlere mensup halk kitlelerinin sosyal medyadaki müzakerelerine göz gezdirme fırsatı buldum. Müslümanların, İslami kesimlerin yönetimi ele alması, hükümeti oluşturması gibi taleplerde bulunduklarını gördüm. Aklıma 2011 sonrasında Mısır’da yaşananlar geldi. Mısır’da da Hüsnü Mübarek’in devrilmesinin ardından Müslüman Kardeşler’in başını çektiği İslami hareketler iktidara gelmişti. Ancak bu süreçte gözden kaçan bir şey yaşandı: Mısır’daki rejimin neredeyse 100 yıllık sorunlarının tamamı İslami kesimlerin iktidarının omuzlarına bırakıldı. Mısır’daki enkazın sorumluluğu sadece İslami hareketlerin üzerine yüklendi. Bu enkazda hiçbir dahli olmasa da İslami kesimler günah keçisi ilan edildi. Bilhassa ekonomik ve sosyal problemlerin tamamı İslami kesimin üzerine kaldı.

Şüphesiz bu, Mısır’daki rejimin koruyucu gücü olan Mısır ordusunun bilgisi dahilinde oluyordu. Nihayetinde rejim ve ordu, Müslüman Kardeşler iktidarına karşı yeni sokak olayları başlattı ve sonunda bir darbe gerçekleştirerek karşı devrimi tamamlamış oldu. 10 yıldır Mısır her açıdan daha da kötüye gidiyor.

“Siyasi iktidarı ele geçirmekle ülkede hakim güç olunamaz”

Elbette burada yazdıklarımdan, halk hareketlerinin ve devrimlerin olumsuz, istenmeyen şeyler olduğu anlamı çıkarılmamalı. Kast etmeye çalıştığım şey, İslami hareketlerin, rejimlerin yol açtığı enkazları devralma hususunda bu kadar istekli olmaması. Maalesef İslami hareketlerde bugün var olan bir yanılgı, siyasi iktidarı elde etmenin kendilerini hakim güç yapacağı yönünde. Oysa siyasi iktidar, iktidarın çok küçük bir parçası. Bu nedenle İslami hareketlerin, rejimlerin kendilerine yönelik hamlelerini bertaraf edecek düzeyde güç ve imkana sahip olmadan bu tarz yüklerin altına girmemesi gerekiyor. İslami hareketlerin rejimlerle uzlaşmaması, onların kendilerine sunduğu boşlukları doldurma konusunda bu kadar heyecanlı olmaması icap ediyor.

Bugün Bangladeş’te de bu risk mevcut. Ülkenin tüm sorunlarının İslami hareketlerin içerisinde yer alacağı geçiş hükümetine yüklenmesi, ardından ordunun bu hükümeti de Hasina gibi bertaraf etmesi gibi bir ihtimal bulunuyor. Bu ihtimal de İslami hareketlerin kazanımlarını ellerinden alacak, büyük bir tehlike barındırıyor.

İslami hareketler kendilerine gerçek gücü ve gerçek iktidarı kazandıracak süreçler içerisinde yer almalı. Sokakları, sosyal hayatı, medyayı, sermayeyi ve diğer iktidar erklerini elde etmeli. İslami daire içerisinde kalmalı ve laik rejimlerin bir parçası olmamalı. Sahip olduğu güç ve imkanlarla stratejik davranarak devrimleri uzun süreçlere yaymalı. Bu Mısır’da da böyleydi, Bangladeş’te de böyle.

İslami hareketlere enkaz bırakmak, İslam alemindeki rejimlerin en büyük karşı devrimci stratejilerinden biri. İslami hareketler gerçek güç kaynaklarını elde etmeli ve rejimlerin kendilerine kurduğu tuzaklara düşmemeli. Aksi takdirde yalnızca iki ihtimal söz konusu olabiliyor:

– Geçici bir süre iktidar olarak rejim tarafından devrilmek ve tüm kazanımlarını kaybetmek.

– Uzun bir süre iktidar olarak rejim tarafından dejenere edilmek ve tüm değerlerini kaybetmek.

Allah azze ve celle’nin Bangladeş’teki kardeşlerimize zalimler aleyhinde bir yol açması niyazıyla…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin