FELSEFE VE EVRİM
Selim Gürselgil
Yaratılışların Tekâmülü kitabı hakkında birkaç şey daha yazmamız uygun olacak sanırım.
Evrim Teorisi’ne çalışırken, yıllar içinde bir şey fark ettim. Bu teori, bugün Batı’nın hemen bütün üniversitelerinde (bazı teoloji bölümleri hariç) genel kabul görmüş olmasına rağmen, ortaya çıkmasının ardından geçen uzun yıllar boyunca, felsefeden hiçbir destek görmedi. Büyük filozofların hiçbiri onu kabul etmemek bir yana, bazılarınca çok ağır eleştirilere tabi tutuldu. Ama teorinin savunanları, felsefenin bu eleştiri ve tahkirine aldırmaksızın, onları yok sayarak, ademe mahkûm ederek yollarına devam ettiler.
Boutroux’nun ima ve atıf yollu eleştirilerini saymazsak, ilk ağır eleştirileri yönelten Engels’tir. Engels, arkadaşı Marx ile birlikte önce bu teoriyi büyük bir heyecanla karşılamış, Diyalektik Materyalizm’in en önemli doğrulayıcılarından biri olarak gömüştü. Fakat zamanla, inceleyince, Darwin’in önemli bir ilhamla yola çıktığını, ancak teorisinin saçmalıklara vardığını far ketti ve reddetti. Ondan sonra gelen Sovyet filozofları ve bilginleri, Darwin’e eleştiriler yöneltmeye, Lamarck’a yakın durmaya devam ettiler. Engels’in ardından Nietzsche, Darwin’i yerden yere vurdu. Ontolojinin kurucusu Hartmann, keza, Darwin’in savunduğu anlamda bir evrimin mümkün olmadığını gösterdi. Ve tabiî ki, bu hususta müstakil bir eser kaleme alan Bergson, en büyük ispatları yaptı. Ondan sonra gelen filozofların hiçbiri Darwin’e kucak açmaya cesaret edemediler. B. Shaw, Koestler gibi İngiliz münevverler, ve bilhassa Fransız egzistansiyalistleri teoriye etmedik hakaret bırakmadılar.
Bu noktanın şimdiye dek Türkiye’de hiç kimsenin dikkatini çekmemiş olması, ilk hayretim oldu. İlahiyat çevrelerinde, Hristiyan teologların peşinden giderek “yaratılışçı evrimci” gibi bir eklektik yol bulunmasına ayrıca şaşırdığımı teslim etmeliyim. Onlar bir yana, son yıllarda bu alanda en fazla dikkat çeken Caner Taslaman’a baktım. Felsefe profesörü olmasına rağmen, teoriye felsefe gözüyle değil, kuru bir hayranlıkla yaklaşıyor, sadece ırkçılığa varan yönlerini tenkit ediyordu. Darwin’in teorisini olduğu gibi aldıktan sonra, arkasına Kur’an’dan ayetler sıralıyor, böylece hem evrimci, hem yaratılışçı, tek kelimeyle “yaratılışçı evrimci” olmuş oluyordu. Felsefeden olduğu gibi, hadislerden, İslâm bilgeleri ve mutasavvıfların eserlerinden de, izini sürdüğü M. İslamoğlu safsatası gereği yararlanamıyordu. Halbuki Darwin’in kendisi bile ilhamını bu İslâmî kaynaklardan almıştır; o ilhamı, kendi anlayışıyla yanlışa sürüklemesi ayrı bahis…
Burada bazı sözümona yaratılışçı şovmenlerin “evrim yoktur, canlılar milyonlarca yıldır aynı kalırlar” yollu hezeyanlarına değinmeyeceğim. Her ne kadar bu hezeyanlar bugün İslâmî kesimin konu hakkında genel fikir çerçevesini oluştursalar da…
Bütün bu kargaşayı derleyip toplamak, tartışmalara yeni bir fikirle katkı sunmak, kaba saba sloganlarla boğulan fikir dünyamızda yeni görüşlere kapı açmak düşüncesiyle bu kitabı kaleme aldım… Ve tabiî ki, Salih Mirzabeyoğlu’nun açtığı pencereden dünyaya bakınca eşya bambaşka görünüyor.
Devam edecek: “Allah sizi tek bir nefsten yarattı” (mealen)










