HAY BİN YAKZAN VE YABANÎ ÇOCUKLAR – 7

Levent AKINCI (*)

“Bu tür makalelerinde habire dinle bilimi ayırıyor, hatta birbirinden uzaklaştırıyorsun” diye düşünenler olacaktır. Ben şunu diyorum: Yaradan’ın vahyettiği din ile yaratılmışların ürettiği bilimi karıştırmayın, kıyas dahi etmeyin! Din bir imân, teslimiyet işidir. İnanan inanır, inanmayanın da cehenneme kadar yolu vardır. “Vay başımıza gelene! Kim bizi diriltip çıkardı? Bu, Rahmân’ın vaad ettiği şeydir. Peygamberler doğru söylemişler.” denilecek günde herkes işin hakikatini bittecrübe, hakkalyakîn, kesinkes, zorunlu olarak bilmiş olacak.

Âdeta her şeyi akılla, bilimle açıklama gayreti ile ama “zan üzere” bir şeyler yazan İbn Sina gibi zatların meselâ felekler, gök cisimleri vs hakkındaki bazı görüşleri nasıl ki bu günkü bilimin verileri karşısında tuhaf kalıyorsa, bu günün ezik bir kısım ilâhiyatçı taifesi de aynı âkıbeti yaşayacaktır. İş burada İbn-i Tufeyl’in balçığın ana karnı gibi hamilelik yaşadığı anlatısı; bu şekliyle ne dinî bir delili var, ne de bilim kabul eder. Âdem Aleyhisselâm’ın sözde neolitik devirde yaratıldığını söyleyen profesörler, meselâ, yarın bir gün çok daha eski devirlere ait eşyalar bulunursa, kafalarındaki zaman tasnifi ve süreler felç olacaktır.

Aynı şekilde, bir kısım bilimsel keşiflere hemen şu âyetteki, şu hadisteki budur demek de caiz değildir diye biliyorum. ‘Belki bir hikmeti de budur’, ‘Allahuâlem’, demeli, Allah adına, Peygamber adına konuşmamalı. Meselâ bir ayette insanın üç karanlık içinde yaratıldığı zikrediliyor, hamilelikte anne karnındaki üç zar demek -belki de isabetli bile olsa- kesinkes konuşmak asla sağlıklı değildir. ‘Belki de bahsedilen üç karanlık bunlardır’, veya, ‘bir hikmeti de budur belki’, ‘Allahuâlem’, demek emniyet yoludur, selâmetli olandır.

Keza ayetlerdeki yedi gök, geri döndüren gök gibi ibareler için hemencecik atılıp, atmosferin yedi katmanı vs demek caiz değildir. Ne biliyorsun ki belki de bütün bu evren, uzay, belki sadece birinci göktür, çünkü ‘yakın göğü kandillerle süsledik’ buyrulmuş, diğer gökler ise çok daha farklı ve öte bir âlem ise ya? Meselâ yani. Kısacası bilimsel verilerle âyet ve hadislerdeki ihbarlar eşleştirilip, kesin bir dille bu budur demek vebaldir, caiz değildir. ‘Allahuâlem’, ‘belki de’, ‘bir hikmeti de’, gibi ifadelerle denilirse başka. Hem aşağıda da bahsedeceğiz; bilim oynaktır.

Konumuzdan devam edersek; 0-6 yaş arası devrede “Evvelki insanların refakat ve talim terbiyesi” dil edinimi ve zekâ ve ruh sağlığı için, kısacası normal bir insan olmak için, adeta olmazsa olmaz vesselâm. Ve, veren, alandan daha dolu, donanımlı olmak zorunda. Yani milyon tane sözde ilkel tür bir araya gelse, içlerinden birinin bebeğini sözde homo sapiens olarak yetiştiremez. Tabiri caizse, teknik olarak mümkün değil! Bir hazır verili ön bilgi ve dil şart!

– “O Allah ki, insana kalemle yazmayı öğretti”. (Kur’an’dan bir delil. Alâk/4. Buradaki öğrenmede faili mutlak Allah Tealâ, sebebi, vesilesi ise diğer insanlardır; muciz haller dışında konuşmayı da okuma ve yazmayı da insanlar vesilesiyle öğretiyor).

– “Allah insana beyânı öğretti”. (Yine Kur’an’dan bir delil. Rahmân/4. Kâl dili, konuşma, yazma, hâl dili, ve işaret dili vs hepsi beyân lafzının mânâsına dâhildir. Veya muciz bir sûrette verilir insana, ya da normal yolla, yani insanlar eliyle, bir önceki nesil sebebi vesilesiyle.)

– “Her çocuk annesinden fıtrat üzere doğar, sonradan ailesi onu Yahudi Hıristiyan veya Mecusi yapar”. (Hadis’den bir delil. Buharî, Ebû Dâvud, Tirmizî… Bu hadisin bir rivayetinde de “Çocuğun konuşuncaya kadar fıtrat üzere olduğu” ifade edilir. Yani dil ile fıtrat bozuluyor, veya tasdik ediliyor, talim terbiye ne cihette ise dil de ona hizmet eden anahtar rolüne sahip oluyor).

– “Çocuklukta hıfz taşa nakşetmek gibidir, ihtiyarlıkta hıfz ise suya yazmak gibidir” (Selef’ten bir delil. Hatîb el-Bağdâdî, el-Câmi’, Kâdî İyâz, el-İlmâ’, Sehâvî, Fet-hu’l-muğîs. Son derece hakikatli bir söz. Bazı alimler ve halk arasında da su yerine kuma veya çamura yazmak olarak da söylenir son kısmı).

– “Ağaç yaşken eğilir”. “Demir tavında dövülür”. “Yedisinde neyse yetmişinde de odur”. (Atalarımızdan, ortak akıldan, örften bir kaç delil).

– Modern psikoloji de kritik dönem hakikatini, özetle söylemek gerekirse şöyle tasdik eder: “Anadil ediniminde bebeklik ve ilk çocukluk en önemli dönemdir, ve dilin, kişiliğin, zekânın, hepsinin temeli 0-6 yaş döneminde atılır, iskeleti bu dönemde belli olur, ve bu dönem kaçırıldığı zaman kalıcı dil ve konuşma sorunları ve zihinsel ve ruhsal sorunlar olur”. (Bilimden bir delil)

“İkisine de (anne ve baba) merhametle tevazuuyla kol kanat ger. Ve şöyle de: “Ey Rabbim! Onların beni küçükten (merhametle) terbiye ettikleri gibi, sen de kendilerine merhamet et.” (İsrâ-24) İnsanın ilk talim ve terbiyecisi anne ve babasıdır. Allah Tealâ onları vesile kılar bu işe. Eğitim öğretim ta ana karnından ve bebeklikten başlar. Normal bir ailedeki normal bir insanı tarif eden bu ayette ebeveynin çocuğuna sadece talimde bulunmasına, yani öğretmesine ve terbiye vermesine, yani eğitmesine değil, bunu merhametle şefkatle (3) yapmasına da atıf vardır. Bizim de sürekli olarak “merhamet” ve “talim terbiye”yi birlikte anmamızın sebebi bu gibi ayetler ve fıtrattır. En başarılı eğitim öğretim sevgiyle, şefkatle olanıdır. Bunu herkes bilir zaten. Her eğitim öğretimde bir tür şefkat vardır, ister gönüllü samimi, ister tabiri caizse rol ve vazife icabı. Meselâ sahipsiz bir yetime bile olsa, bakıcısı isterse sevmiyor olsun, eğitim öğretim sürecinde zorunlu olarak katlanacağı güçlükler vardır, mecbur sabredecek, idare edecek, yoksa nasıl verebilir dili ve diğer şeyleri? Yeme, içme, oturma kalkma, barınma, giyinme, tuvalet, dil vs eğitim ve öğretimi sabır ve fedakârlık gereken zorlu bir süreçtir. Bu yüzdendir ki en sağlıklısı öz ebeveynin elinde yetişmesidir. Zarurî mecburî haller dışında asla anne ve babadan ayrılmamalı çocuk.

Şunu da dikkatten kaçırmayalım, halk arasında “ikinci çocukluk” da dediğimiz devrede artık gerçek çocukluktaki imkânlar yoktur. Geri dönüşü olmayan bir aşınma ve kayıp dönemidir. Uçlarından eksiltilen yeryüzü ve aşınan cümle mevcudat gibi insanoğlu da, “her kemâlin bir zevâli vardır” muktezasınca çoğu kez yaşlılıkta kazanımlarını kaybediyor, gelişim ve olgunluk dönemlerini artık geride bırakmış olarak bir gerileme ve adeta başa dönüş dönemini yaşıyor. Ama o ilk çocukluk dönemi (kritik dönem) geçmiştir artık, bir daha o talim terbiye gerçekleşemiyor. Büyüklerimizi terbiye etmek haddimiz de değil zaten. Ayette de zaten yeniden eğitin denilmiyor, bilakis, gördüğümüz gibi, bir zamanlar bilirken artık bilmeme durumu haber verilip, tevazu ile, edeple ve merhametle muamele etmemiz emrediliyor.

“Hem Allah sizi halketti, sonra sizi vefat ettiriyor, içinizden kimi de erzel-i ömre reddolunuyor ki biraz ilimden sonra bir şey bilemez olsun, her halde Allah hem Âlîm hem Kadîr’dir” (Nahl-70)

Evet, kelâmullah olan âyette ve kevnî ayetlerde yani hayatta gördüğümüz gibi; insanların bir çoğu ihtiyarlayınca hem bedenen, hem zihnen düşkünleşiyor, adeta çocuk hatta bebek düzeyine geri dönüyor. Fakat bu aşamada sıfırdan talim terbiye anlamsızdır, merhamet ile idare edilmeleri, şefkat ve tevazu ile ihtiyaçlarının giderilmesi ve hürmetle korunup kollanmaları gerekir. Artık o 0-13 yaş döneminin şart ve imkânları yoktur ortada. Ne biyolojik ve nörolojik olarak ne de psikolojik olarak.

(3) https://youtu.be/S3oc4CfFcm4?si=40xCXZ7TOgN29F0f Şefkatin, bilhassa da ana şefkatinin ehemmiyetine dair ibretlik bir video.

(*) Psikolojik Danışman & Tarihçi

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin