FÜTUHAT-I MEKKİYE’DE ‘ÜÇ KARANLIK’

Selim Gürselgil

Ramazan Gün gönüldaşımızın gönderdiği (kendisine şükran), “fi zulmetun selas” (üç karanlık içinde) âyetinin izâhı sadedinde, Fütuhat-ı Mekkiye tavzihi:

Tasavvufa intisabımın ilk zamanlarında işin söylediğim gibi olduğunu öğrenince, bu bedenden bilgi ve hâl olarak tecrid edildim. Çünkü henüz Hakkın beden karşısındaki yerini bilmiyordum ve Allah’ın her şeyde özel bir yüzü ve vechi olduğundan habersizdim. Bedene yabancılaştığımda, onu adeta bir ‘kara kilim’ gibi gördüm. Kilimin uçları kapkaranlıktı ve onda ışıktan eser yoktu. Bu karanlığın nereden geldiğini sorduğumda, şöyle denildi: ‘O tabiatın karanlığıdır.’ Karanlıklar birbirlerine eklenmek üzere üç tanedir. Bir kimse elini çıkarmak isteseydi, elini görmeyebilir, hatta görmemesi daha mümkündür. Böylelikle görme ihtimalini olumsuzlamışken görmek nasıl mümkün olabilir ki?

‘Karanlık Hakkın varlığını perdeleyen ilahi perdedir.’

Şöyle dedim: ‘Söylediğiniz üç karanlık nelerdir?’ Bana denildi ki: ‘Birinci karanlık sana görülen tabiat karanlığıdır. Bu, senin gözüne yakın olan birinci tabakadır. Bu tabiat üçüncü mertebede var oldu. Onun üzerinde, yaratılmış mümkünün kendisinden var olduğu sebebin karanlığı gelir. Bu, bir yaratılmıştan başka bir yaratılmışın var olmasıdır ve o nefstir. Yani nefs, ikinci karanlıktır. Böylece birbirine eklenmesiyle tabiatın karanlığı güçlenmiş ve artmıştır.’

Bunu derken nefsi göstermişti. Bu kez karanlığın üzerinde bir karanlık daha gördüm. Sonra bana şöyle
denildi: ‘Bu ikinci karanlığın üzerinde üçüncü bir karanlık daha vardır. O ise nefsin kendisinden var olduğu sebep olan ilk akıldır.’ Bana ilk akıl gösterildi ve ben de birbirinin üzerine yığılmış karanlıklar gördüm.

Şöyle sordum: ‘Bunun da kendisinden var olduğu başka bir sebebi mi vardır?’ ‘Hayır’ denildi. ‘Hak ilk akıl’ı vesilesiz var etti. ‘Peki karanlık olmasının sebebi nedir?’ diye sorunca, bana şöyle denildi: ‘Bu karanlık onun için zati keyfiyettir ve mümkün olmasından kaynaklanır. Bu karanlıkla ilk akıl, gaybın karanlığından yardım diler. Sözkonusu gayb görülemez. Hâlbuki bu gaybten bir şey zuhur edip ayrıldığında ve şehadet (mertebesine) geldiğinde görülür.

Bu üç karanlık münasebetiyle, insan bir canlı olması yönüyle annesinin karnında üç karanlıktan var olur. Birincisi rahmin karanlığı, İkincisi döl yatağının karanlığı ve üçüncüsü karnın karanlığıdır. Doğduğunda, karanlığı içinde kalır ve böylece zahiri nur iken bâtını karanlık olur. İnsan içinin karanlığında her zaman bilgi kandiliyle yürüyebilir. Bu kandile sahip olmazsa, o karanlıklarda doğru yolu bulamaz.

Bedenimi ve onun karanlığını gördüğümde, belirli bir şekilde nura sahip olmasaydı kendisine bakamayacağımı veya onu idrak edemeyeceğimi anladım. Bunun üzerine, kendisini görmemi mümkün kılmak üzere kendisini hazırlayan ışığın nereden geldiğini sordum, bana şöyle denildi: ‘O varlığın nurudur ve onunla kendisini görürsün.’ Sözkonusu karanlığı gören olmam hasebiyle, kendime baktım. Gölgesinin üzerime yayıldığını gördüm, herhangi bir ışık kendisini kaldırmıyordu.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin