YÜZ BİN ÂDEM
Selim Gürselgil
Muhiddin-i Arabî Hz, bir gün Kâbe’yi tavaf ederken, gaipten biriyle karşılaşıyor. Aralarında şunlar geçiyor:
- Sen de kimsin?
- Ben senin 40 bin sene önceki atanım.
- Ama bu mümkün değil. Hz. Âdem sadece 7 bin sene önce dünyaya geldi.
- Hangi Âdem’den bahsediyorsun? Yakın olandan mı, uzak olandan mı?
Gaibî şahsiyet bunu söylerken Muhiddin-i Arabî Hz, bir hadis hatırlıyor: (Meâlen) “100 bin Âdem yaratıldı.”
Bunu hatırlayınca başka itirazda bulunmuyor. Hadisenin aslını tedkik etmek üzere mânâ âleminde İdris Peygamber’e danışıyor. O da gaibî şahsın söylediklerinin doğru olabileceğini söyleyince, Muhiddin-i Arabî Hz şu kanaate varıyor:
“Bundan 100 bin yıl önce de yeryüzünde insanlar yaşamış olabilir.” (Modern ilimden 800 yıl önce bunu söylüyor.)
Sonraki asırlarda vahdet-i vücutçuların, Fütûhat’ta geçen bu satırlar üzerine bir çok şeyler yazdıkları biliniyor. Özellikle İsmail Hakkı Bursevî Hz, şeyhinden 500 yıl kadar sonra, bu anlatılanları tekrar tekrar ele alıyor. “Yüz bin Âdem yaratıldı” şeklindeki hadisi inceliyor ve şu kanaate varıyor:
“Hadis âlimleri bu hadis hakkında her ne kadar zaif diyorlarsa da keşiflerde hadisin sahih olduğu anlaşılmaktadır.”
Bu itibarla, yeryüzünde insandan önce yaşamış, belli başlı özellikleriyle insana benzeyen ama insan olmayan birtakım mahlûklardan söz ediyor. Bunlara, eski zaman âlimlerinin bin, hin, tim, rim gibi adlar verdiklerini söylüyor. (Özellikle Dürzîler ve Nusayrîler bunlara çok değer verirmiş.)
İnsana benzer mahlûklardan başka İslâm âlimleri de söz ediyor. Nasnas, şik, şevnem gibi farklı isimlerle ve “maymunla insan arası” diyerek. Yine insandan türemekle birlikte insandan farklı insanlardan bahsediyorlar. Yaratılmışların Tekâmülü’nde değindik…
Bütün bunlardan sonra gelen Abdülhakîm Arvasî Hz ise, bu tür mahlûklardan söz etmeksizin bu konuda şu beyanda bulunuyor:
-“Gelmiş geçmiş bütün âlimlerden daha yüksek olan Şeyh Muhiddin-i Arabî’nin beyanına, tetkik ve tahkike göre, Hz. Adem’den günümüze 313 bin sene geçti.”
Abdülhakîm Arvasî Hz, bu bilgiyi Muhiddin-i Arabî Hz’nin hangi kitabından aldığını belirtmiyor. Zaten bilgiyi ona dayandırmakla birlikte, onun yanına “tetkik ve tahkik-inceleme ve araştırma” diye iki kaynak daha ekliyor.
Öyle anlıyoruz ki, İsrailiyattan yapılan iktibaslar, selef arasında bir ihtiyacı karşılayıcı olarak meşrû olmakla birlikte, su bulununca teyemmümün bırakılması gibi, günümüz ilmini ele almaya kesinlikle yeterli bulunmuyor.
Bugünkü ilim gösteriyor ki, en eski homo sapiens fosilleri, 200-300 bin yıllık bir insanlık tarihine işaret ediyor. Ve yine yüzlerce fosilden anlaşıldığına göre, yeryüzünde insandan önce, insana benzer bazı canlılar yaşamışlar. Bunlar homo erectus (dik duran insan) genel başlığı altında ele alınıyor.
Tabii “bu canlılar insanın atasıdır” dediğinde modern ilme uymak gerekmiyor. Bu, günümüz bilginlerinin bir vehmidir, hayâl gücüdür. Fakat böyle bir hakikati reddetmek de (Fiziken insana benzer varlıkların mevcudiyetini; fiziken benziyor diye insan demek değil – Adımlar), tıpkı dünyanın yuvarlak olduğunu reddetmek gibi, akıl ve izân dışı bir tutumdur.










