VEFÂTININ 7. YILINDA AV. HARUN YÜKSEL’E RAHMET – HAYATIN DİNAMİZMİ
Saflar, “akıncı” kavramına yakışmayan unsurlardan arındırılmalıdır. Özellikle bağnazlaşan ya da hayâl âlemine dalan ruh sağlığı bozuk tipler öncelikle tecrit edilmelidir. Çünkü bunlar, olmaya niyet ve gayreti olmayanlardır ve -ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar- oluş yolunu tıkayanlardır.
İBDA Mimarı Kumandan Salih MİRZABEYOĞLU’nun dava arkadaşı -dava arkadaşı tabirini İbdacılar içinde sadece, bizzat Kumandan Mirzabeyoğlu bu tabiri Harun Yüksel’e lâyık gördüğü, Harun Yüksel’e yakıştırdığı için sadece ona özel olarak kullanıyoruz- ve eniştesi olan merhum Av. Harun YÜKSEL ağabeyimizi, vefatının 7. yılında rahmetle anıyoruz.
Kumandan Mirzabeyoğlu ile Eskişehir’deki ilk gençlik yıllarından itibaren süregelen dostluğunu, 1975 yılında çıkan Şanlı GÖLGE Dergisi’nin kadrosunda yer alarak gönüldaşlık – dava arkadaşlığı bağıyla sürdüren; Akıncı Güç çıkışıyla başlayan Büyük Doğu – İBDA münasebetine en yakından şahidlik eden; Kumandan Mirzabeyoğlu’nun İBDA markası altında yürüttüğü mücadelesinde hemen yanında olan; süreçte kendisiyle akrabalık bağı tesis edilen; 80’lerde patlak veren “İbiş” Hüsnü Kılıç fitnesi karşısında savrulan “abiler”e karşın, mevziî, Kumandan’ın muradına uygun bir şekilde tahkim ederek İBDA Gençliği’ne gerçek mânâda yol gösterici olan; kurucu başkanı olduğu Kıvam Hukuk Bürosu’yla birlikte ve avukat kimliğiyle Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’na yapılan haksızlıklar başta olmak üzere, hukuksuzluklarla mücadele eden yüzlerce İBDA bağlısının işkencehânelerde, zindanlarda ve mahkemelerde avukatlığını üstlenen; 1991 yılında 1. Körfez Savaşı (Haçlı-Yahudi ve İşbirlikçilerinin Irak İşgali) sırasında cemiyet meydanında patlayan İBDA Gençliği’nin yanında yer alarak Kumandan Mirzabeyoğlu ve genel başkanımız Ali Osman Zor ile birlikte tutuklanan; bugün “Adımlar” altında yürüttüğümüz mücadelemize, adımlarımıza 1985’ten beri öncülük eden kıymetli gönüldaşımız, büyüğümüz, ağabeyimiz Harun YÜKSEL, çekildiği perde gerisindeki saflarımızda bize öncülük etmeye devam ediyor!
Allah, Kumandanımız Salih MİRZABEYOĞLU başta, şehidlerimizle birlikte merhum Harun YÜKSEL ağabeyimize karşı bizleri mahcub etmesin!
Allah adımlarımızı, Kumandanımız ve ona eşlik eden Harun Yüksel’in tuttuğu istikametten ayırmasın!
Aşağıda, O’nun “Kurtuluş Tezbil” mahlasıyla Akıncı Güç dergisinde 1979‘da yayınlanan ve bugün bile hâlâ taptaze olarak bizlere yol göstermeye devam eden HAYATIN DİNAMİZMİ başlıklı yazısını sunuyoruz:
HAYATIN DİNAMİZMİ
Kurtuluş TEZBİL – Harun YÜKSEL
Zamanın en küçük bölümüne “ân” denilmiştir. Evren her ân yeni oluşlara sahne olmakta, eşya ve hadiseler her ân değişik bir niteliğe bürünmektedir. Evrende kesintisiz olarak her ân meydana gelen bu değişime (oluş ve yıkılışlar) hayatın dinamizmi denilmektedir. Hayattaki bu kesintisiz hareketlilik (oluş ve yıkılışlar zinciri) hareketsizliği, hatta kendi hızından yavaş bir hareketi reddediyor. Öyle ki, bu dinamizme ayak uyduramayan her taze solmaya, her yeni eskimeye, her güzel pörsümeye, her sağlam yıkılmaya mahkûmdur.
Genel anlamda hayatın dinamik olduğu kabul edilince, o hayatın bir parçası olan sosyal hayatın da dinamik olduğunu kabûl etmek zorunludur. Yani genel anlamda hayat nasıl dinamik bir yapıya sahipse, sosyal hayat da aynı oranda dinamik bir yapıya sahiptir. Ve insan, hayatın dinamiği içinde doğup yaşamaya başlıyor… Karşısına iki yol çıkıyor: Ya içinde yaşamak zorunda olduğu hayat denilen bu karmaşık yapıyı tanımaya çalışarak, eşya ve hadiseleri kurcalayacak (inceleyecek, irdeleyecek, zaptetmeye çalışacak, etkisi altına almaya uğraşacak vb.) -ki insanı hayvandan ayıran özelliklerden biridir bu-, ya da akıl erdiremediği karmaşık yapının ve sürekli değişen görüntülerin karşısında ürkek, korkak ve şaşkın bir seyirci olarak içgüdüleriyle yaşayan hastalıklı bir mahlûk olarak ömür tüketecek…
Hayat, her ân yeni oluşlara sahne, hayatın dinamiği “yeni” tanımıyor, hemen eskitiveriyor… Ama bir istisnası var bu kuralın da; o da: İSLÂM… Çünkü “İslâm, başı ve sonu olmayan ebedi yeninin ismi…” Ya Müslüman? O da bu “eskimez yeniye” teslim olan… Müslümanın görevi ise “eşya ve hadiseleri zapt ve teshir”. Dolayısıyla Müslüman her ân yeni oluşlar içindeki bu süreçte her ân uyanık bir gözlemci, dinamik bir yorumcu ve yorulmak bilmez bir uygulayıcı olmak zorunda. Bu ise her ân yenilenen bir anlayışla mümkün… “İslâm yenilenmez. Anlayışı yenilemek gerekir.”
Akıncı “Eskimez Yeni”yi yaşanan gerçek kılmakla yükümlü olanların öncü kolu olduğuna göre; artçılardan çok daha titiz, çok daha uyanık olmak zorunda. Çünkü, öncüdeki duraklama artçıda paniğe, öncüdeki gerileme, artçıda ricata sebep olabilir. Bunun için “safların sık ve düzgün tutulması” gerekmekte… Yani homojen bir iç yapıya sahip olunmalı. Saflar, “akıncı” kavramına yakışmayan unsurlardan arındırılmalıdır.
Özellikle de evrenin karmaşık yapısı, hayatın dinamiği ve sosyal hayatın sürekli değişkenliği karşısında apışıp kalan, apıştıkça ürken, ürktükçe büzülen, büzüldükçe içine kapanan, içine kapandıkça bağnazlaşan ya da hayâl âlemine dalan ruh sağlığı bozuk tipler öncelikle tecrit edilmelidir. Çünkü bunlar, olmaya niyet ve gayreti olmayanlardır ve -ne kadar iyi niyetli olurlarsa olsunlar- oluş yolunu tıkayanlardır.
Kurtuluş Tebzil, Akıncı Güç Dergisi 5. sayı, Ağustos 1979










