KAPİTALİZM KÂBUSU

Burhan Halit KOŞAN

Atam Selçuk Han, benim Efendim Salih Kumandan ile çehresinde tebessüm çiçekleri açan ve dudaklarından “Hürriyetin kızıl bir kapısı var; Kana bulanmış her el onu çalar” hikmetini bahşeden Yahya SİNVAR’ın Rabbine şükürler olsun! Yahudilerin testereyle keserek şehit ettiği Zekeriya Peygamber’in, Hızır’ın ve Kırk Eren’in Rabbine şükürler olsun!

Malûmunuzdur ki, mukaddesatımız ile kültürümüzü izole eden müesses nizâm, daha iyi sonuçlara endeksli ve ortak bir hedefin “Mavi Bayrak” içeriğinde birleştirmeye yönelik sanat dilimizi de sabotaj ve kundakçılık genetiğiyle tehdit etmektedir. Eylemden kaçmak, metafizik ve fizikî aksiyondan uzak durmanın felâket zelzelesine yol açacağı kesin ve kati bir durumdur. Fikirler ve kitaplar da insanlar gibi ya hayırseverlik ya şerli işlerde rakiptirler.

Tartışma, müzakere ve sohbet, sonuçta hürriyet hedeflerimize yönelik anlayışı, analizi ve stratejiyi geliştirmenin araçlarıdır. Farklılığa olan toleransımızı azaltan, öfkemizi kontrol altına alabilmemiz ve neoliberal toplumun sunduğu dar tüketici özgürlüklerin sınır çitlerini aşabilmemiz şarttır. Kendimize hâkim olmayı öğreten, kendi hayatımızı kendimizin tayin etmesine yönelik daha kapsamlı bir bağlılığa ve hürriyetin doğasına götüren “Mavi Bayrak” ile kurtulabileceğimize ve kurtarabileceğimize inanıyorum.

İnan ve hür ol!

Evet, rejimin deli gömleğine meydan okuyan Mavi Bayrak ütopyasını takip etmek heyecan verici olmakla birlikte ahiret kazancı marjının cazibeli cennet olmasına nazaran, bir realite olarak dünyevî riskleri yüksek ve maddî kâr marjı düşüktür. Evet, “ben değil, biz” ifadesine ilham veren İBDA fikir ekolü bu yönüyle Hz. İsa Efendimiz’in istediklerine mutabık olduğunu söyleyebilirim. Bu minvalde çekirdeğinde “imân” protonunda “iktisat-ekonomi” barındıran Bedir Harbi’nin ayak izlerini takip eden İBDA fikri, gasp edilen “erk ve riyaset” hakkını alma girişimiyle hem Bedir Harbi’nin, hem Malazgirt Savaşı’nın devamıdır. Çırılçıplak bir ifadeyle dillendirecek olursam dünyevî kâr marjını yükseltmek amacını güden bu talepleriyle Allah Resûlü’nün emrine mutabık olduğu gibi, Bedir Harbi’nin uzayan gölgesinin Malazgirt Savaşı, Malazgirt Savaşı’nın devamının da İBDA fikri olduğunu söyleyebilirim.

İnan ve hür ol!

Kadim idealistlerin de muteber addettiği “erk, riyaset ve ekonomi” bağlantılı bu girizgâhtan sonra, yarın değil, hemen şimdi prensibimizle kelimeyi Tevhidin “lâ” ibaresiyle reddettiği günümüz ekollerine değinmeye mecburum. İmân-fikrimizin haşmetini idrak edebilmemiz ve batıla karşı muzaffer olabilmemiz için küfrün kaynağına kısa bir yolculuk yapalım.

Domuz ahırındaki Filosemitizmin, Cumhuriyetin, Demokrasinin, Liberalizmin, Kapitalizmin kundurasıyla dolaşanlar!.. Aptalca inkârınız, çıkarcı körlüğünüz ve sağırlığa sürüklendiğiniz cinayetleriniz, aydınlık yarınlarımızı engelliyor. Evet, karanlık kalplerinden dökülen kötülük ilkeleriyle insanlığın istikbâlini dinamitleyen bu katillere gösterilecek mini minnacık jestlerin bile insanlığa fayda getirmeyeceğini, tam tersine felâkete sürüklemeye yardımcı olacağını söyleyebilirim. İster manevî ister fizikî amellerimizi domuz ahırının mahlûuklarını ortadan kaldırmaya sabitlemediğimiz takdirde yardımcı oluruz da farkına bile varmayız.

Bin bir yüzleri, fitne ekici iftiraları ve canice cürümleriyle gezegenimizin havasını kirlettikleri hâlde, “Kızılderililer, yani Türk olan bizler suçlanıyoruz”. Çürük Cumhuriyetin baskısı ve cani şebekeleriyle yüzleşen, direnen ve savaşan insanlar olarak, bu çirkef düşünce başta olmak üzere her türlü batıl düşünceyi boşa çıkarmak için küçücük ufacık da olsa bir şeyler yapmalıyız. Bilelim veya bilmeyelim, “mutlak hürriyet” tıpkı “mutlak can güvenliği” gibi imkânsızdır. Bu durum elbette ki, insanın eliyle ulaşılabilecek hürriyetin ve can güvenliğinin derecelerini önemsiz kılmaz. Gülüm, karanfilden kan düştü, kan düştü karanfilden!

Adalet dediğimiz olgu fertlerle ilgili değil, Filosemitizm ile çürük cumhuriyetin ürettiği bir krizdir. Çürük Cumhuriyetin hukuk alanındaki adaletsizliği gibi, uygulamakta olduğu liberal ve kapitalist ekonominin ekolojisi hem adaletsiz hem ahlâksız… Mıknatısın iğneleri çekmesi gibi, çürük Cumhuriyet sistemi de batıl düşünceleri sahipleniyor ve pratikte uygulamaya geçiyor. Sade ve çok basit bir ifadeyle dillendirecek olursam, domuzların ağılına ait Filosemitizm başta olmak üzere, Demokrasinin, Liberalizmin, Kapitalizmin insan tahribatı ile yıkımının gücü veya gücün yıkımı, gücün kötüye kullanımı gücün tahribatı da diyebiliriz.

Çırılçıplak bir şekilde ifade edecek olursam, bu tahrip edici, bu yıkıcı, bu bölücü, bu anarşist, bu batıl görüşlerin hepsi hayatımızı alâkadar eden ekonomimizin ekolojisini, doğamızın ekolojisini, tarihimizin ekolojisini ve kültürümüzün ekolojimizi tahrip etme hududunu geçip, her birimizi ortadan kaldırmanın sınırına dayandı.

Domuz ahırına bağlı çürük Cumhuriyet ekoloji katliamıdır, yani insan kıyımıdır, yani Allah’a isyan eden iblisin yoludur. Ekoloji insan kurtarmak istiyor, fakat kendisini dayatmak için zulümle flört etmenin ötesinde, adeta Filosemitizm ve çürük Cumhuriyetle metres hayatı yaşıyor. Hayatımızın her bir alanındaki ekolojik krizler insanın içindeki yaşama arzusunu ve hayata tutunmayı değil, içinde yaşadığımız bu dünyayı terk etmeyi tetikliyor. Mazide nadir görülen bu küskünlük, bu kırgınlık hali günümüzde çoğu insanın içinde bir baykuş ötüşü ile kendini gösteriyor. Halk yiyecek bir şey bulamayınca zenginleri yer!

Çapulcuların kutsadığı cüzzamlı Cumhuriyetin ürettiği adaletsizlik krizi, Roma döneminin çöküş evresinde ortaya çıkan görüşleri, yani batılın çöküş ekollerini referans almasından kaynaklanmaktadır. İster yerel ister küresel müesses nizâm, İslâm’ın rahmet tohumu eken çözümleri ve mukaddes töremizi referans almadığı takdirde, ya insan ya da sermaye katliamı şıklarından biriyle karşılaşmaya mahkûmdur.

Yahudi pislikleri, hisse senedi, tahvil, bono, kripto para ve borsa manipülasyonları gibi ekonomik enstrümanların hareketlerinin siyasî karışıklık, iktisadî kargaşa, yozlaştırma ve panik oluşturma kapasitesinin sınırsız olduğu, karşı çıkma cesareti gösteren yapı, örgüt ve hükümetleri devirebilecekleri küresel bir sistemi işletiyorlar. Kapitalist kâbusun “onarım- tamirat” bahanesiyle küçük kapitalist pislikleri temizleme vaatleri de çözüm değil, işlerin daha fazla çığırından çıkacağının göstergesidir. İster yerel ister küresel sistemin kullandığı “yeni anayasa, ekonomik onarım” kelimeleri, işleri berbat eden ama hiçbir şeyi değiştirmek istemeyenlerin, saf insanları avutmak ve kandırmak için kullandığı içeriği boş lâkırdılardır.

Bugün hiçbir şey yolunda gitmediği gibi, yoluna girecek gibi de değil. Küresel kapitalizmin emrindeki rejim, içeriden bir sınır icat edemeyeceğine göre, işler iyicene çığırından çıkacak demektir. Evet, insan katliamı ile sermaye katliamı arasında birini tercih etmenin yaklaştığı günümüzde Amerika, Avrupa ve İsrail coğrafyasında, Yahudi severliği üzerine inşa edilen çelik putun ülkesinde sermaye kıyımına cesaret edilemeyeceğinden insan katliamına gitmekten başka alternatifleri yok. Bir kısım düşünce cümlelerimi tenkit etsen de açık fikirler ile farklı görüşlere kulak vermeliyiz…

Filosemitizm: Yahudi severliği manasına gelmektedir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin