USÛLÜMÜZ VE İSRAİLİYAT

Selim Gürselgil

Öyle anlaşılıyor ki, burada bizi yakından tanımayan, bundan dolayı yazdıklarımızı kasdetmediğimiz mânâlara yorabilecek tipte arkadaşlar var. Bu hususu aydınlatmak için usûlümüzü açık etmekte fayda var:

  1. Hakkında nass olan alanlarda her türlü şüpheden ve akıl yürütmeden kaçınmak. Meselâ ilk insanın Âdem olduğu ve onu Allah’ın yarattığı…
  2. İlâhî beyanlar hakkında büyüklerin tevil ve tefsirleri varsa, onları nazar-ı itibara almak. Meselâ insanlığın yaşının yedi bin yıl olarak gösterilmesinin “müteşabih” sayılması ve bunun “yedi büyük devir” anlamına geldiğinin söylenmesi gibi…
  3. İsrailiyat, başlangıçta Müslümanlar için bir nisbet noktasıydı. Yararlıydı. Eğer İsrailiyat olmasaydı, Müslümanlar, hakkında nass olmayan meselelerde hurafelerin ve mitolojinin kafa karıştırıcılığına düşeceklerdi. İsrailiyat, insanlık tarihini Peygamberler Tarihi olarak tavsif ettiği için, Müslümanlar ona çok kıymet verdiler.

Fakat İsrailiyata itibar etmek nasıl caizse yeri geldiğinde onu terketmek ve yeni bilgiyle amel etmek de caizdir. İslâm tarihinde bu konular en ince ayrıntısına kadar tartışılmıştır.

Biz bunlara yeni bir şey eklemiyoruz. Bu ölçüler içinde hikmetleri toplamaya ve -olabilirse- yeni hikmetler sızdırmaya çalışıyoruz.

*

Evvel zamanda bir bilgi kaynağı olarak başvurulan Israiliyat, zamanla müslümanlar üzerinde tutucu ve kısıtlayıcı bir etki yaptı.

Bu etki günümüzde hâlâ kuvvetli bir şekilde devam etmektedir. Mesele sadece Hz. Adem ile ilgili değildir. Neredeyse tüm kadim tarih İsrailiyatin ipoteği altındadır.

Bugün hâlâ İslâm âlimi geçinen pek çoğu, özellikle ilâhiyat camiası, “Hz. Musa M.Ö. 1200’lerde Firavun II. Ramses döneminde yaşadı” diye söze başlıyor. Bu tamamen Yahudi hahamlarının hayal gücüdür. Ne İslâmî kaynaklarda, ne de Mısriyatta (ejiptoloji) buna ilişkin bir veri vardır.

II. Ramses dönemine ilişkin arşiv kayıtları deşifre edilmiş olarak çağdaş bilginlerin elinde. Hz. Musa’dan ve O’nun kıssasından bahseden tek satır yok. Buna hayret eden ama öyle olduğuna inanmakta devam eden bir Yahudi profesörün makalesini okumuştum.

Peki bana şunu söyleyin: Yuşa Aleyhisselâm’ın kabri nasıl oluyor da Beykoz’da bulunuyor? Bunu İsrailiyatla izâh edebilir misin? Ama tıpkı mezkûr Yahudi profesör gibi İsrailiyata sarılmakta devam edeceğinizi sanıyorum. Diyeceksiniz ki, “Beykoz’daki onun makamıdır, asıl kabri Eriha’dadır.”

Bence öyle demeyin. Bu konuda Şeyh Yahya Efendi’nin keşfine, Yahudi hahamlarının muharref tarihlerinden daha fazla güvenin. Diyeceksiniz, keşfe itimat edilir mi? Aklınıza itimat ediyorsunuz ama… Onun bir garantisi mi var? Sizin akıl ve hayaliniz bir velinin keşfinden daha mı itimada şayan?

Şuraya varacağız: Kadim tarihe, Peygamberler tarihine ilişkin bildiğimiz her şey, kafamıza eski tarih kitapları ve bazı tefsirler yoluyla doldurduğumuz tüm bilgiler, yeniden gözden geçirilmelidir. Bunları ezber hâlinde, hatta itikat edinmiş olarak tekrar etmek, müslümanların yeni bilgilerle arasına aşılmaz bir sed çekiyor.

Hristiyan papazları böyle tarih dışına itildiler. Onları Yahudi hahamlarının muharref tarihlerine aşırı güven ilim dışı bıraktı. Müslümanlar da mı aynı yolu izlesin?

Hz. Musa’nin sanıldığından çok daha önce yaşamış, Hz. İbrahim’in ve Hz. Nuh’un bilindiğinden çok daha ileride ve çok daha başka bir sûrette hüküm sürmüş olabileceğini hesaba katmaktan korkmayalım. Bu hususta birtakım şeylerin Kur’ân ve sünnette müteşabih olarak verilmiş olabileceğini de akılda tutalım.

Büsbütün fasaryacılıktan bahsetmiyorum. Hani çok moda oldu, “İskender uzaya çıktı”, “Hz. İbrahim Türk’tü yok Kürt’tü” falan. Onlar fantezidir. Ama Hz. Nuh’un Çin efsanelerinde “Yü” diye geçmesini ve bu hususta ortaya atılacak yeni teorileri de dikkatle inceleyelim.

Misal, Akkad kralı II. Sargon, M.Ö. 2400’lerde yaşamış. Yani Hz. Musa’nın yaşadığı sanılan tarihten 1200 yıl kadar önce. Ama tabletlerde anlatılan hikâyesi, Hz. Musa’nın kıssasını bir hayli andırıyor.

Bu hususta ateistler, Hz. Musa’nın kıssasının, yani doğduğunda nehre bırakılması vs, II. Sargon’dan alındığını söyleyerek dini yalanlamaya çalışıyorlar. İsrailiyat Hz. Musa’yı ondan sonra yaşamış gibi gösterdiği için, dindarların onlara verecek bir cevabı bulunmuyor.

Hâlbuki verilecek cevap bellidir: İsrailiyatın kronolojisi yanılıyor. Bilakis II. Sargon’un hikâyesi Hz. Musa kıssasından alınmış ve ona benzetilmek istenmiş olabilir. Veya aralarında bizim bugün bilmediğimiz bir münasebet bulunabilir.

Şunu unutmayın: Hz. Musa Israiliyatın gösterdiği tarihte yaşamadı. “Çok daha eski.” Bunu bana söyleyen de bir veli!

Tevrat, tarih içinde defalarca yitirilmiş ve tekrar yazılmıştır. Sözgelimi onun Filistin’de bir Yahudi kralı olarak gösterdiği Süleyman Peygamber, İslâmî kaynaklara göre tüm dünyaya hakim büyük imparatorlardan biridir.

Tevrat’a bakan herkes, Hititlerin, Filistin’de küçük bir kabile olduğunu sanıyordu. Halbuki 1920’lerden itibaren, yeni araştırmalar, Hititlerin büyük bir medeniyet olduğunu ortaya çıkardı.

Bugün son olarak şunu ilave edeyim: Bütün mitolojiler (ki ben bunlar üzerinde bir hayli fenne sahibim desem yalan olmaz), millîleştirilmis yaratılış ve insanlık tarihini ihtiva eder.

Buna İsrailiyat da dahildir. Orada da Peygamberlerin hepsini (Yakub oğlu olmayanları bile) Yahudi millî kahramanları olarak görürsünüz. Hepsi de vadedilmiş topraklar üzerinde yaşayıp ölmüşlerdir.

İşte şüphe duymamız gereken ilk şey!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin