KÜRESEL EFENDİLERİN YERLİ FİGÜRANLARI

Hasan KARADEMİR

İran ile ABD-İsrail-BOP savaşı tüm şiddetiyle sürerken, Abdülhamid Han’ın Theoder Herzl’i kovmasına karşılık, günümüzde en hızlı en keskin Abdülhamitçi görünen istismarcılar, günün Theoder Herzl’i ile güle oynaya tokalaşıp pazarlık yürütüyor. Lafta “İran’ın yanındayız, Batı’ya karşıyız!” mesajı verilirken, arka plânda NATO için yeni oluşumlar sözü verildiği, NATO kolordusnun Adana’ya konuşlanacağı, Boğazlara da yeni bir Batı kelepçesi vurulacağı ortaya çıkıyor.

Ulu Hakan siyonistleri kovmuş, onların para teklifine, devletimizin borçlarını ödeme teklifine karşılık kapıyı göstermişti. Hatta devlet borçlarının bir kısmını şahsî olarak kendisinin üstlendiğini dile geirmişti. O gün kovulanlar bugün el üstünde tutuluyor, baş tacı ediliyor. Türkiye köprü olacakmış da, enerji koridoru olacakmış da… Siyonist plâna dahil olursak nasıl para kazanacağımız sözde Abdülhamitçiler tarafından ballandırılarak dile getiriliyor.

Bu “reel politik” safsatası, aslında bir teslimiyet belgesidir. Trump’ın “ekonominizi mahvederim” tehditleri ve Rahip Brunson olayı, ve son olarak “yapma dediğimizi yapmadılar” açıklaması iplerin kimin elinde olduğunu gösterdi. Lafta “Amerikan karşıtı” poz keserlerken Amerika’nın gerçekleştirdiği şunca katliama rağmen Amerika’ya karşı tek bir kınama mesajı bile yayınlayamayan bu kadrolar, kendi ikbâllerinin faturasını millete ödetmekteler.

Dış politikadaki bu savrulma, içeride daha derin bir itikadî ve sosyal yaraya, “ılımlı İslâm – BOP İslâm’ı” muhtevalı bir zehre dönüştü. “Dindar nesil” iddiasıyla yola çıktıklarını iddia edenler; bugün “başörtülü hedonist” ve “ruhsuz Müslüman” realitesini varetti. Namaz kılan insana olan itimat yerle bir edildi, başörtüsünün vakarını lekelediler.

Yahudi lobileriyle “al takke ver külâh” ilişkisi yürütenler, bu kirli ittifakı meşrulaştırmak için “din milliyetçiliğine karşıyız” demekteyken prim yaptığını görünce işi Abdülhamitçiliğe bağlamışlarken, şimdi tam da Abdülhamitçilik iddiaları üzerinden imtihan edikmekte, Ulu Hakan’ın kovduklarını ile her türlü pazarlığı yapmaktalar. Bu sadece bir çelişki değil, aynı zamanda nesillere sirayet eden dehşet verici bir şüphe tohumudur.

Bu noktada Kumandan’ın “One Minute” hadisesine dair tespiti daha da anlam kazanıyor: “One Minute dedi de ne oldu?”… İşbirliği devam ediyor… Değişen bir şey yok ama sergilenen büyük illüzyonlarla, insanların içindeki tarihî misyona dair beklentiler vehmettirilerek “yapılması gereken çıkış” geliyor zannıyla iyi niyetler suistimal ediliyor. Halk, adamın niyetine değil, kendi hayalindeki kahramana bakıyor.

Oysa sahnede dönen şey, akıl yaşı geri kalmış “fikirde miskin ve aksiyonda teslimiyetçilerin” birbirini itmesinden ibaret. Şakşakçılar, menfaatçiler ve her parlayan şeyi pırlanta zanneden cahiliye dönemi kalıntıları bu tiyatronun figüranlarıdır. Bugün “Şeriat isterük!” diye bağıranlar bile, aslında bizzat şeriatın mahkûm ettiği o hikmetsiz ve kaba nâranın sahipleridir. Ne şeriatı biliyorlar ne de ne istediklerini… Çeyrek asırlık AKP bilançosu; neyi, neden yaptığını bilmeyen bir kitleyi, istinatsız vaatlerle vehmettirdikleri üzerinden sömürmekten ibarettir.

Bu durumu bir kıssa ile özetlemek gerek: Bir zamanlar halkına devasa bir borazanla hükmeden, herkese küfürler savuran bir tiran varmış. O kulesinden bağırırken, en yakın danışmanı aşağıda mahzenler kazıp hazineyi boşaltır, düşmanla anlaşırmış. Bir derviş ona demiş ki: “Sesin o kadar yüksek çıkıyor ki, kendi gürültünden sağır olmuşsun. Dışarıda fırtına kopardığını sanıyorsun ama içerideki hırsızın ayak seslerini duymuyorsun.”

AKP iktidarı bir tarafıyla İran’ın yanında duruyor gözükürken, diğer bir kısmıyla da İran’a karşı cephe aldığı gözükmektedir. Lâkin günün sonunda, İran’a karşı NATO kolordusu Türkiye’de kurulmaktadır. Ve mühim olan, esas yapılması gerekenin yapılmıyor oluşudur. Bir milyon lira kzancın mümkün olduğu yerde günü zararsız kapatıyoruz veya bin lira kazandık demek akılkârı değildir. Ki, Trump’ın övgüsünde dikkat edilmesi gereken nokta da, “şunu yapın dedik yaptılar” değil, “yapmayın dediğimizi yapmadılar” şeklindedir. Türkiye, yapması gereken ve tabandan gelen baskıyla belki de yapmaya mecbur hissedilen neyi yapmaktan alıkonuldu ve iş sadece İran lehine bir kaç açıklama ile avunmamız seviyesine indirgendi? Türkiye tarihî misyonunu ifa etmeye dair ne yapmalıydı? Bu misyona uygun olarak davranmaması için neler vaadedildi? Siyonistlerle neyin pazarlığı yapıldı? Kovulmadıklarına göre, ne üzerinde anlaşıldı?

Evvela imânlı olmak lâzım! Mevcut rejim, “imânsız BOP İslamcılığı” rejimidir. İhtiyacımız olan, hacıyatmazlık değil, balığı kılçığından ayıracak bir “yürüyen şuur”dur. İran’ın emperyalizm, ABD ve İsrail karşısında dik ve diklenen duruşu, bütün sahtelikleri de gözler önüne sermekte ve BOP İslâmcılığı ile prangalanan şuurun hürriyet arzusunu kamçılmakta, bu işin bedel ödemeyi göze aldıktan sonra İran gibi de olabileceğini göstermektedir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin