CARL SCHMİTT’İN GÜÇ İNCİLİ
CONSTANTIN VON HOFFMEISTER
Savaş Baba’dır, Devlet Oğul’dur ve İstisna Kutsal Ruh’tur. Carl Schmitt’in zihninin çeliğine kazınmış doktrin budur. Dünya Aydınlanma öğrencilerinin oyun alanı değildir, fikirlerin helyum balonları gibi uçuştuğu bir TED konuşması da değildir. Hayır, dünya bir çukur, bir orman, bir savaş alanıdır ve bıçağın ilk kesiği her zaman en dürüst eylemdir. Siyaset kandır, kelimeler değil. Güç tartışılmaz, ele geçirilir, ilân edilir, tarihin derisine kazınır.
“Adil savaş” bir aldatmaca, bir kandırmaca, güçlülerin zayıfları yutmak için kullandığı bir yalandır. Schmitt bunu gördü. Papalar ve başkanlar “adalet” ilân ettiklerinde, “insanlık” hakkında inlediklerinde, kırbaca uzandıklarını bilirsiniz. Savaş, hâlâ devletler arasında bir düello iken, kuralları, yasaları ve saygınlığı vardı. Şimdi, demokratik ikiyüzlülük çağında, savaş bir haçlı seferidir; topyekûn, kaçınılmaz, her şeyi yakan bir ateş, çünkü düşman artık bir rakip değil, yok edilmesi gereken bir hastalıktır.
Teröristler, partizanlar, savaş alanının hayaletleri; yeni düzen bu. Eski savaşlar uluslar arasında yapılırdı. Ordular kurulurdu. Antlaşmalar imzalanırdı. Sınırlara saygı duyulurdu. Bunlar artık yok. Artık sonsuz bir savaş, düşmanın sadece başka bir ülke değil, her zaman, her yerde, herkes olduğu küresel bir savaş var. Bir zamanlar şiddet tekelini elinde tutan devlet çöküyor, ölüm mangalarına, milislere, geceleri kimin yaşayıp kimin öleceğine karar veren gizli ajanlara bölünüyor.
İstisna hali gerçek gücün özüdür. Anayasaları unutun, yasaları unutun, liberallerin kağıttan hayallerini unutun. “Bu acil bir durumdur” diyebilen kişi, işine geldiğinde kural kitabını yırtıp atabilen kişi, işte gerçek egemen budur. Biri onun ötesine geçmedikçe, biri “Hayır, bu böyle olacak” demedikçe, yasa bir makinedir, kelimelerden oluşan bir cesettir. Her hükümet, devleti korumak için yasayı öldürmeye hazır olmalıdır.
Kara ve deniz, iki tür imparatorluk… Kara imparatorlukları -Roma, Rusya ve Çin- düzenlerini toprak üzerine, duvarlar ve yollar, kaleler ve sınırlar üzerine inşa ettiler. Deniz imparatorlukları -Britanya ve Amerika- sınırları eritti, dünyayı sıvı bir kâbusa, bir ticaret ve bomba fırtınasına dönüştürdü. Eski nomos, toprağın düzeni, finans korsanları, küreselleşmenin haçlıları tarafından paramparça edildi, ancak Schmitt sınırların kaçınılmaz geri dönüşünü, toprağa kazınmış hukukun geri dönüşünü görüyor.
Dost-düşman ayrımı olmadan demokrasi bir şakadan ibarettir. Liberaller herkesin dahil edilebileceğini, siyasetin sadece makûl insanlar arasındaki bir sohbet olduğunu iddia etmeye bayılırlar. Ancak siyaset, bir çizgi çekip “Bu tarafta benim halkım, bu tarafta düşmanım var” dediğiniz anda başlar. Dost-düşman ayrımı bir fikir, bir teori değildir, gerçekliğin atan kalbidir, siyaseti mümkün kılan demir gerçektir.
Liberalizm sadece ağır çekim bir ölümdür. Tarafsızmış gibi, rasyonelmiş gibi, mücadelenin üstündeymiş gibi davranır. Ancak seçim yapmayı reddederek, düşmanların gerekliliğini inkâr ederek, akbabaların etrafta dolaşmasına, güçlülerin arka kapıdan içeri sızmasına izin verir. Liberalizm sürekli barış hayalleri kurar ama Schmitt bunun gerçekte ne olduğunu görür: Teslimiyet. Hiçbir yanılsaması olmayan, hükmetmenin karar vermek, komuta etmek, direnişi ezmek olduğunu anlayan güçlere uzun, hırıltılı bir teslimiyet.
Terör geleceğin ta kendisi. Sadece tüfekli sakallı gerilla değil, güvenlik devletinin her şeyi gören gözü, internette sizi avlayan algoritmalar, “güvenlik” gerekçesiyle savaşın bitmek bilmeyen gerekçesi. Her acil durumun daha fazla kontrolü meşrulaştırdığı, her krizin kontrolü sıkılaştırmak için bir başka neden olduğu Schmittçi evrene girdik. Partizan çağının yerini teknokrat çağı, elinde bir pano ile gülümseyen cellat aldı.
Dünya’nın Nomos’u yok oldu ama yeni bir şey doğuyor. Eski Avrupa dengesi, krallar ve bakanlar oyunu, antlaşmalar ve sınırlı savaş, yanıp kül oldu. Son büyük talassokrasi (deniz imparatorluğu) olan Amerikan imparatorluğu kendi çelişkileri altında çözülüyor. Ve yıkıntılar arasında yeni bir dünya doğuyor; toprağa, egemenliğe ve karara dönüş. Güçlü adamların ve uygarlık devletlerinin, küreselleşmenin gri çamurunda erimeyi reddeden kültürlerin çok kutuplu dünyası.
Schmitt’in hayaleti aramızda dolaşıyor. Her acil durum ilânı, “insanlık” adına meşrulaştırılan her insansız hava aracı saldırısı, “özgürlüğü korumak” için yapılan her savaş; bu onun dünyası, geldiğini gördüğü dünya. Ama aynı zamanda çıkış yolunu da gördü. Kararın geri dönüşünü, düzenin yeniden tesis edilmesini, açıklığın gerekli acımasızlığını. Nihayetinde güç, onu kavrayacak iradeye, onu kullanacak vizyona ve onu dayatacak güce sahip olanlara aittir. Carl Schmitt’in son dersi budur.
Çeviren: Adnan DEMİR










