MADRABAZ MELÛNLAR

Burhan Halit KOŞAN


“İnsanı yaşat ki, Devletin yaşasın”
Her bir sözü Reşat Altını mı desem, yakut mu desem, elmas mı desem, yoksa berceste bir şiir mi desem bilemesem de “insanı yaşat ki, devletin yaşasın” buyuran Şeyh Edebali’nin bu kelâmı kibarı da asla ve kata yere düşmeyecek. Selçuk Han’ın hem danışmanı hem de mürşidi olan Korkut Ata gibi, Sultan Şehabettin’in Hindistan’ı fethe yönlendiren ve mürşidi olan Muiniddin Çeşti gibi, Osman Bey’e devlet ilân etmesini emreden ve hem kayınpederi hem danışmanı hem de mürşidi olan Şeyh Edebali’nin himmeti bizimle olsun. Bizimle olsun ki, “Mavi Bayrak” yirmi bir sancakla Delhi’nin üstüne tümen, tümen yürüyelim ve Gazze’nin yardımına bölük bölük koşabilelim. Benim Atam, Oğuz Kağan!

Takdir edersiniz ki, “her şey zıddı ile kaimdir” prensibince organik bir âlem olduğuna göre, organik olmayan bir âlemin de olması doğaldır. Baş gözümüzle fizikî olarak siyah ve beyaz, gece ve gündüz, arz ve arş, orman ve çöl, bozkır ve ova gibi olguları görmemize rağmen, organik olmayan âlemi baş gözümüzle göremiyoruz. E, ruh gözümüzle hissedemiyor veya kalp gözümüzle de idrak edemeyince paranormal, yani doğa ötesi olayları ya pas geçiyor ya abartıyor ya donakalıyor ya reddediyoruz. Metafizik, Tasavvuf değildir.

Kendi kararımız hangisi olursa olsun, yeryüzündeki insanların dinleri, dilleri, renkleri ve ekalliyetleri birbirinden farklı farklı olsa da genelinin doğaüstü ve doğa ötesi olaylara, yani paranormal vakalara inandığı malûmunuzdur. Kıtası, eyaleti ve yaşadığı şehir neresi olursa olsun, bir insanın, doğaüstü, yani paranormal olarak gördüğü, işittiği ve okuduğu her şeyden kolayca etkilenmesi doğaldır. Bu insanın sıradan veya kalburüstü, vasat veya cins kafa taşıması, okur yazar veya ümmî olması, şaşırmamasına, hayret etmemesine, dikkatini cezbetmemesine engel teşkil etmez.

Hayatın olağan akışına tesir eden, olumlu veya olumsuz bir neticenin çıkmasına sebep olan bir fiili ve failini takdir etmek veya tenkit etmek hususunda her bir insanın tercihi farklı olabilir. Beşeriyet için olumlu, yani hayırlı diyebileceğimiz mucize, keramet, sığama, efsun, yağmurcu, şifacı ve hakiki aydınların fiillerinin her biri Allah’ın bir rahmeti ve merhamet tecellisi, vesile olan faillerinin de Allah’ın hizmetkârlık etme şuurundaki insanlar olduğunu söyleyebilirim. Tasavvuf kurmay subay, metafizik yaveridir…

Ahiret hayatına inanmayan ve aynı zamanda iblisin hizmetkârı olan imânsızlar, sihir, büyü, fal okları, falcılık, medyum, üfürük, kabala gibi klâsik tekniklerle veya Telegram gibi modern yöntemlerle kişilerin hayatına, zihniyetine, yaşam biçimine, inancına, tüketmeleri gerekene veya tüketmemeleri gerekene dahi hükmetmeye çalışırlar. Lain İblisin hizmetkârı olan ve istidraç gösteren bu zındıkların her biri, kendisini ya şifacı ya din adamı ya bilge adam pozları takınarak pazarlar ve kolayca müşteri avına çıkarlar. Bu tipsizler, bu yamuklar, bu ucubeler, kendi işbirlikçileriyle birlikte hayranlık uyandırıcı bazı etkinlikler düzenler ve güç gösterileriyle insanların yüreğine korku salarlar. Cesaret, sağlıklı olmanın; korku, hastalıklı olmanın alâmeti farikasıdır.

Güçlü olduklarını kanıtlamak için, kendi beyanlarına itiraz edenlerin felâkete uğrayacağını, kendi emirlerine göre hareket etmeyenlerin zarar göreceklerini belirtirler. Krizin, kaosun, buhranın, tedhişin, terörün, etnik bölücülüğün kaynağı olan bu kepazelerin en tehlikelileri politikacı pezevenklerdir. Birbirlerine karşı sergiledikleri ‘’sahte karşıtlık’’ üzerinden her bir görüşteki insanın yüreğine bazen “korku”, bazen “kin ve kan”, bazen “safsata” tohumu ekmeleri sihirbazlık değilse ne?

Cehennem tapularını Allah’ın tescillediği Sodom ve Gomora sanıklarının işlediği çirkin fiillerin faillerini görmek isteyenlerin ya yerel ya küresel politikacı pezevenklere bakmasını tavsiye edebilirim. Bu ahlâksız alçakların faili oldukları canice cürümlerin yanında Caligula pirüpâk, Neron mazlum, Brütüs mağdur, Firavun masum, Stalin, Lenin, Hitler, Mao, Ahbes süt kuzusu kalır.

Allah’ın âyetlerinden bir âyet olan beşer dillerini horlayan ve İslâm dinini tahkir eden bu şebeklerin şantajlarından, tehdit ve tahditlerinden, her bir insanın duygularını sömürmeleri ve sömürgeleştirmelerinden kurtulabilmek için: Her birini bir darağacında sallandırmak gerektiğine inanıyorum. Her bir mazlumu kâbus zindanında ve her bir masumu iftira ağında boğan bu hınzır eniklerinden kurtulabilmek için: Her birini bir darağacında sallandırmanın icap ettiğine inanıyorum. Ahalinin ekonomik refahını ve istikbâlini ilgilendiren hususlarda pinti, Anglosakson ve Yahudiler ile kodaman tipsizlerin menfaatlerinin korunması hususunda ise bonkör olmalarından kurtulabilmek için: Her birinin bir darağacında sallandırmanın şart olduğuna inanıyorum.

Politikacı puştların her birisi kendisini “kurtarıcı, kahraman, kutsal kişi” olarak pazarlasa da aslında insanlığı yıkıma, doğayı felâkete, gezegeni imhaya sürükleyen olumsuz faaliyetleri başlatma yetenekleri nedeniyle övünürler. Canice cürümlere rağmen böbürlenen bu kibir kumkumalarını, yani politikacı haydutlara övgü ve iltifatta sınır tanımayanların cevaplamak zahmetine girmediği soru şudur: “Her bir insanın can güvenliği başta olmak üzere, adil yargılanma hakkı, sağlık, eğitim ve ticarette fırsat eşitliği ile ifade hürriyetini sağlayamayan stratejileri ve taktikleri ne işe yarar?”

Strateji, askerî kökenli bir terim olsa da bir ülkenin her alanda işgâl edilmesini engelleyen ve zaferler kazanması için sergilenen faaliyetlerin bütünüdür diyebiliriz. Hani demem o ki, ister başka ordulara karşı muzaffer olmayı, ister kültür taarruzuyla başarı kazanmayı, ister ahalinin idarî, iktisadî, sağlık, eğitim ve can güvenliğini ve namuslarını teminat altına alan her türlü faaliyeti bu bağlamda belirtebiliriz. Liderliğin özü, işlerin nasıl yapıldığına değer katmak, neticeler elde etmek ve insanların hayatını güzel hale getirmektir.

Strateji, rakiplerini susturmak veya onları ikna etmek için şantaj, tehdit, rüşvet, suikast ve benzeri yöntemleri kullanmak siyasetin değil, politikanın alanına girer. “İslâm’da siyaset ferasettir” (1) ve feraset, matematik ve metafizik matematik ile tarih ve metafizik tarih ile bağlantılıdır. Stratejinin özü dönüşümdür. Politik liderler kendilerinin nemalanacağı işlerin eylemlerine girişirken, siyasetin stratejisini takip eden bir lider ise bir ülkenin kaderini olumlu yönde değiştiren ve ahalinin istikametini cennete vardıran fikir ve aksiyonlar ortaya koyan dönüşümü sağlayandır.

Eğer bir lider, milletvekillerinin şehitlerin bacılarını iğfal ve hanımlarına tecavüz etmelerine engel olamıyor, işsizliğe çözüm bulamıyor, can ve mal güvenliğini sağlayamıyorsa, strateji ve taktik ustası denebilir mi? Liderliğin özü, güzel işlerin nasıl yapıldığına değer katmak, neticeler elde etmek ve ahalinin hayatını yaşanılır kılmaktır.

İnsanları aldatan, kandıran ve dolandıran biri lider değil, dolandırıcıdır. Ve dolandırıcılarda zekâ olmadığı gibi, akılları da negatif enerji yüklüdür. Lider olduğunu iddia eden biri, her şeyden önce “helâl, güzel, ulvî, adalet” olgularını takip etme dürüstlüğüyle temeyyüz ettiği takdirde liderdir. İlim ehli, bu olguları takip ettiği için, başkalarını dolandırarak çok büyük paralar kazanabilecekleri hâlde, zekâlarını “helâl” olgusuna ve akıllarını pozitif istikamette kullanmayı tercih ettikleri için liderdirler. Dolandırıcıların övülecek bir şeyleri olmadığı gibi, dolandırıcılardan daha aşağılık olan politikacıların da övülecek hiçbir özellikleri, sempatik gösterebilecek hiçbir davranışları yoktur.

Dolandırıcılar perakende çalıştıkları için fertleri, politikacıların her biri ise bir dış mihrakın taşeronu olduğu için toptancı usûlü ahalinin tamamını aldatmak, dolandırmak ve yoldan çıkarmanın peşindedir. Meslektaş olan bu fırıldaklar, kahpelikte sütkardeş, namertlikte yoldaş, ihanette ortak ve yalan söylemekte müşterektirler. Bu kahpelerin, yazmaktan bile utandığım her türlü cinsel suçu işlediklerini ve kendi aralarında faili oldukları fiilleriyle övündüklerini söyleyebilirim. Her bir devlet ve her bir milletin, melânette müşterek olan bu ucubelerin “köküne kibrit suyu” dökmedikçe kurtuluşa ve refaha erişemeyeceğini ifade etmem kehanet değil, gerçeğin ifşaıdır.

Taş duvarda mahpus olmasaydı kelâm, hücre hapsinde tecrit edilmeseydi Ay ve bozkıra sürgün edilmeseydi narçiçeği, çok şeyler yazacaktım. Cebimden düşmeseydi akçelerim, kelimelerimi kemirmeseydi kanun ve rehin düşmeseydi ilkbahar, inan çok şey yazacaktım.

Kendi iyiliğim için ben susayım, Akdeniz ağlasın! Ağla Akdeniz ağla, karaları bağla, matem tutup, sen ağla!

1- Salih MİRZABEYOĞLU / Üç Işık / Sayfa: 159

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin