HER ALANDA -İDEOLOJİK OLARAK DA- TAM BAĞIMSIZLIK

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Emperyalizma, ele geçirdiği, devşirdiği, satın aldığı işbirlikçileri eliyle bizlere okudukları mavallarla bağımsızlığımızı elimizden aldı.

Ticari, iktisadî, askerî, sınaî, zıraî, tedrisî…

Her şeyi üretmemize gerek yokmuş, sadece bize biçilen rolün gereği olarak tedarik zincirindeki yerimizi alırsak başımız göğe erermiş…

Paranın dini imânı olmaz, ideolojiler devri bitti diyerek bu günlere geldik.

Netice?

Soğan 60 lira…

Üstad Necip Fazıl, yıllar öncesinden şu tesbiti ytapar: Açlığımıızn şuuruna ersek, her şey hâllolur…

Kendi ideolojimizi üretemediğimiz için, kendi politikamızı geliştiremiyoruz.

Zira politika, ideolojinin manivelasıdır.

Kendine has ideolojisi olmayanın, kendine mahsus politkası da olmaz, olamaz.

“Madde-mekân”da kurtuluş, “fikir-zaman”da kurtuluşu bile getirmez.

Neticede, kendi ideolojimiz olmadığından politikamız yok, politika üretemediğimizden de soğan 60 lira…

Evet, mesele esasında bu kadar basit ama insanlığın kurtuluşuna vesile olacak dkar da çetrefilli.

Bu çetrefilli taraf emaneti üzerine alanlarca anlaşılamadığı için de basitler gün geçtikçe zorlaşıp, altından kalkılamaz birer yük hâline geliyor.

İnsan ve toplum meselelerini çözmek için gerekli olan sistem çapında, sistem haysiyetinde -yoksa herkes kendince bir fikir ve teklif sahibidir, ama gerekli ve zaruri olan sistem çapında, sistem haysiyetini haiz olan- bir teklife sahip olmadan, insan ve toplum meselelerini çözeceğini vehmettirerek koltuğa oturulabilirler ama “her şeyin butlanı müntehasında ortaya çıkar” hikmetinin izdüşümü olan, “yalancının mumu yatsıya kadar yanar” atasözünün tecellisine gün gelir toslanır.

Bizim kimseyle şahsî bir hesabımız yok, bizimki fikrî…

Dolayısıyla, iddia sahipleri, iddia ettikleri şeyin fikrini ortaya koymalı önce…

Yapmayı iddia ettiğin, vaadettiğin şeyi nasıl yapacaksın ve niçin öyle yapmak gerekir? Bir sistem bütünü içinde bunu izâh et… Fikri her şeyden aziz bilmemizi ihtar eden mihraka olan bağlılığımız gereği, müddeîlerden, iddialarının fikrî ispatını istemek görevimiz. Müddeîden, iddiasının fikre nisbetle ispatını isteyemeyen, fikre olan kendi nizbetini hesaba çeksin. “Oluş”un şahsiyetlisi, böyle, has ve hususî bir nisbetle mümkün olabilir.

Falan iyi bir adamdır…

Bir fikrin bağlıları meseleyi bu basitlikte ele alamaz. Kişileri bu basitlikte değerlendiremez, Kıymet hükümleri bu basitlikte konamaz…

İyilik ya da kötülük için, neyi nasıl yapacağını sistem çapında bir haysiyet belirtici fikirle izâh edebilir mu; ona bakılır… Zira fikrî iyilik ölçüsü budur. (Niyet iyi olabilir, o başka. Niyeti iyi fakat işi bilmiyor. Kasap kendini doktor zannediyor ve hastayı tedavi edeceğini zannediyor. Sonu kötülüğe çıkacak iyi niyet de -ahmaklık- kötü niyetin bir cüzüdür ve düpedüz kötü niyetten daha çok zarar verici olur.)

Bu iyi niyetli işbilmezlerin yaptıkları kimilerine nefsanî olarak hoş gelebilir, şahsî olarak iyilik yapıyor da gözükebilir ama yapılanları fikir nisbeti içinde ele almakla mükellef olduğumuzu unutursak, kendi nisbetimizi -istikâmetimizi- kaybetmiş oluruz.

Bağımsızlık, hürriyet bahsine dair ya… Hürriyet, zorunluluğu idrak demek. Hayatın her sahasında. Yerken, içerken, konuşurken…

İdeoloji bir zorunluluktur, poltika da ona dair bir zorunluluk…

Bunu idrak edemedikten sonra en basit işlerin dahi rayına girmesini beklemek ahmaklık olur.

“En pratik yol, teorinin kendisidir.” demişti Kumandan Mirzabeyoğlu…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin