KATİL TRUMP, ŞARA’YA, HİZBULLAH’I HEDEF GÖSTERDİ
Ramazan YASAK
Trump:
– “Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, içeri girip Hizbullah’ın icabına bakacaktır” diyerek köşesine çekilmişti.
Çeyrek şeriatçı, yarım muhafazakâr ve tam işbirlikçi Şara, efendisinin bu sözleri üzerine yaptığı açıklamada:
– “Suriye’nin Lübnan’a askerî müdahale niyeti yok” demiş, fakat hemen akabinde:
– “Silâhların yalnızca Lübnan devletinin kontrolünde olmasını ve savaş ile barış kararının devlet tarafından verilmesini destekliyoruz” diyerek, esasında silâhın kendisinin de köpekliğini yaptığı Amerika’nın bir diğer köpeği olan Lübnan devleti adlı işbirlikçilerde, yani İsrail’in kontrolünde olması gerektiğini de dolaylı olarak söylemiş oluyor.
Oysa söylenmesi gereken şuydu:
– “Bize kimse emir ve talimat veremez! Hele hele milyonlarca müslümanın katili eli kanlı caniler, müslüman kardeşlerimiz katleden İslâm’ın baş düşmanları, bize talimat veren değil, düşmanımız olur!”
Bunu demeye yürekleri olmadığından, ve güya ABD’ye de her istediğini nazlanmadan veriyor gözükmemek adına, “niyetimiz yok!” diyor…
Niyet bu, bugün olmaz, yarın olur…
Niyet etmeleri için gereken nedir?
Köpeğin gözü kemikte…
Eğer bağımsızlık için savaşan mücahidler İsrail’i tokatlamaya devam eder de Lübnan’ı bağımsızlaştırma noktasına gelirse, niyet oluşabilir. Soysuz bir köpek, yanı başında hür bir kurda tahammül edemez. Zaten silâhın Lübnan Devleti’nde, yani İsrail’in denetiminde olması gerektiğini de belirtmişti. Lübanan da kendisi gibi köpeklerin elinde olsun istiyor hâliyle…
Şayet Lübanan’daki şartlar bağımsızlığa doğru evrilirse, münasip bir ABD desteği de müdahale niyetlerinin oluşmasına yardım edebilir. Zira bu niyetin bedelinin çok ağır olacağını biliyor, pozisyon çok çetrefilli, zaman alacaktır; vizite ücreti de ona göre olmalı…
Golan, Kuneytra ve Süveyda işgâl altındayken İsrail’le anlaşma yolu arayan Şara, İsrail’i doğduğuna pişman eden Hizbullah’ın elindeki silâha göz dikmeye utanmıyor…
Öncelikler kimliği belirler…
Öncelikleri, “ne olursa olsun bağımsızlık” değil… Kendileri koltukta olsun da, köpekçe de olsa yaşamaya razılar… Bağımsızlık ancak içeride milleti uyutmak için kullanılacak bir retorikten ibaret…
Hizbullah’ın elindeki silâhı da alın, heryerde köpekler saltanat sürsün değil mi!
Alışmışlar birilerine istediklerini vermeye, vermeden duramıyorlar.
Uygun bir ücret mukabili her şeyi verecek niyet kıvamına da gelirler…
Gazze Şeridi yerle yeksan olmuşken:
– “İsrail ile çatışmadan kaçınıyoruz ve böyle bir çatışmaya ilgimiz yok. Bir grup ülkenin katılımıyla İsrail ile bir güvenlik anlaşmasına varmak için çalışıyoruz” diye köpekliklerini bir kere daha göstermediler mi?
Hemen yanı başında kendi dindaş ve soydaşların sahilde şişelere konulmuş ve Akdeniz’e bırakılmış bir avuç buğday yolu gözlerken, küçük ağabeyinden aldığın ilhamla NATO zirvesi sürecinde Fransa’ya Akdeniz’de rahatça petrol araması için anlaşma yapmak…
Bunların hiçbirinden utanmıyor, çünkü onu oraya oturtan irade İsrail, ABD ve İngiltere üçlüsüdür.
O’nu yıllar boyunca eğiten, yetiştiren ve bu günlere getiren, Şam’a taşıyan şeytanî yapı, aynı zamanda hürriyetini ve erkekliğini elinden alarak pasifist konuma yerleştirmiştir. Ve o, buna razı…
El-Tanf sınır kapısında operasyon yaparak Hizbullah’a giden silah, roket ve İHA’lara el koymaları, İsrail’e karşı bağımsızlık savaşı veren mücahidlere ABD ile ortak operasyon yapmaları kime hizmet ettiklerini gösteriyor.
İşbirlikçi ve köpecikler bilsin ki;
Bağısızlık için savaşan mücahidlerin yüreği, kendilerinin ve, ağabey ve ağababalarının plânlarından daha büyüktür.










