YEŞİL EMPERYALİZM – İKLİM KANUNU

Mehmed KAYA

Bildiğiniz gibi, George Orwell’in 1984 (1949) ve Aldous Huxley’nin Cesur Yeni Dünya (1932) adlı eserleri, iki farklı totaliter gelecek tahayyülünü anlatır. Orwell’in 1984’ünde diktatör bir idare ve baskı, korku, sansür, işkenceyle yönetilen bir cemiyet vardır. Huxley’in Cesur Yeni Dünyasında ise ferdin özgürlüğünü zorla değil, hazla ve rıza ile kaybettiği bir düzen tasvir edilir.

Normalde bu iki eser karşı karşıya getirilerek analiz edilir ve hangisinin haklı olduğu tartışılır. Yani bir kesim, geleceğin Orwell’in beklediği gibi baskıcı ve diktatör bir dünya olacağını; bir kesim de Huxley’in, sınırsız özgürlük ve hazdan ibaret sanal bir mutluluk dünyasının inşa edilerek insanların yok edileceğini savunur.

Oysa bu iki eser birbirinin karşıtı değil, tamamlayıcısıdır. Zaten Huxley, Orwell’in hocasıdır. Muhtemelen birbirinden bağımsız da yazmamışlardır eserlerini.

İkinci Dünya Savaşı’ndan 2000 yılına kadar Orwell’in 1984 şartları hâkimdir. Küresel güçler; yani Kızıl ve Kara Emperyalizm, halkları şiddet, baskı, sansür ve işkenceyle sindirip kontrol altında tutmuştur.

2000’den sonra ise yeni bir dünya, yani Huxley’in Cesur Yeni Dünyası kurulmuştur. Seküler tapınmalar devri… Artık her şey serbest.

Eğlenerek uyuşturulan, tüketimle teslim alınan, gerçeklerin ve acıların sahte mutluluk gündemleriyle unutturulduğu bir devre.

Uzun uzun kitap analizi yapmayacağız. Kitapları başka bir zaman değerlendirebiliriz. Burada mevzu başka.
İşte 1984 şartlarına nasıl ki Kızıl ve Kara Emperyalizm sıfatı yapıştırdıysak, Cesur Yeni Dünya’nın da rengi:

YEŞİL EMPERYALİZM.

Artık bizden görünen, bizim için mücadele eden, bizden bir emperyalizm var:

YEŞİL DÖNÜŞÜM.
YEŞİL EMPERYALİZM.

Ne diyorlar?

Aşı olun, maske takın, yoksa öleceksiniz.

Ne diyorlar?

Küresel ısınma var, çevreyi koruyacağız, karbon salınımını bitireceğiz.

Bunlar hep kimin için? Bizim için.

Bizim için ama itiraz edemiyoruz.

İklim Kanunu, TBMM’de bir ton gündemin içerisinde sessiz sedasız kabul edildi.

Tepkilere, İKLİM(!) Bakanlığı, evlere şenlik bir inkâr ile cevap verdi.

Neymiş efendim, karbon ayak izi bireylere uygulanmayacakmış, tarım ve hayvancılığı etkilemeyecekmiş falan filan…

Yahu sen kimsin de kafana göre yasayı yorumluyorsun? Bu kanunu hazırlayan sen değilsin ki.
Paris İklim Anlaşması’na taraf değil misin? İradeni nasıl ki pandemide DSÖ’ye teslim ettiysen, iklimde de COP’a teslim etmeyecek misin?

Uyum kanunları çıkarırken onların direktiflerine göre hareket etmeyecek misin?

Biz geri zekâlı mıyız? Bu sözleşmelerin amacının ulusal politikaları küresel normlara göre belirlemeye zorlama olduğunu bilmiyor muyuz?

Bu anlaşmalar, uluslararası taahhütler verilmesini şart koşmuyor mu?

Bakanlık ne diyor açıklamada:

“Karbon ayak izinin azaltılması sadece üretim yapan organizasyonlar için öngörülmüştür.”

Sözde bireyleri etkilemeyeceği savunmasını bu cümleyle yapıyor. Özrü kabahatinden büyük.

Yahu bu cümle başlı başına senin ekonomine müdahale edileceğinin, ekonomik bağımsızlığının elinden alınacağının delili değil midir?

Şu hâliyle senin ekonomik tercihlerini “küresel ısınma sınırı” diyerek yönlendirmeyecekler mi?

Adamlar apaçık bir şekilde yeni bir küresel ekonomik düzenin ideolojik zeminini hazırlıyor.

Tanrıları bile var: BİLİM.

Adamlar uyduruk panel ve konferanslar düzenleyip, sorgulanamaz küresel politikaları dayatma sözleşmeleri imzalıyorlar. Adına da meşruiyet zırhı giydirip “bilimsel uzlaşı” diyorlar.

Halklar da gerçekten bilim zannedip bu sözleşmelere tapıyor.

Yahu bu BİLİM değil, FİLM!

YEŞİL EMPERYALİSTLER, iklim değişikliğiyle mücadele maskesiyle tarımda, sanayide, ulaşımda, enerjide tek tipleşmiş Yeşil Dönüşüm politikaları dayatacaklar.

Senin ekonomik, kültürel ve tarihî köklerin umurlarında olmayacak.

Paris İklim Anlaşması, YEŞİL EMPERYALİZMİN ve Küreselcilerin yeni sömürge hukukudur.

Gelişmekte olan devletleri, sanayisini, yeşil şantajla durdurarak Batı’nın yeni koloni zincirine ekleme planıdır.

Bakın, “yenilenebilir enerjiye geçin” diyorlar, teknolojisini size satıyorlar.

“Tarımı dönüştürün” diyorlar, tohumu kendileri belirliyorlar.

“Yasa çıkarın” diyorlar, metnini kendileri dayatıyorlar.

Hâlâ anlaşılmıyor mu?

Bunlar iklimi değil, istikbâlimizi ve istiklâlimizi kontrol etmek istiyorlar.

Bakın biz bu hikâyeyi İstanbul Sözleşmesi’nde de yaşadık. Bu sözleşme ihanettir dedik, aileyi ve toplumu bitirecek dedik.

İktidar ve muhalefeti hep birlikte “İstanbul Sözleşmesi yaşatır” diye kendinizi yırttınız.

Sonra aldınız kanunları sözleşmeye uygun şekilde düzenleyip çıkardınız.

Sözleşmenin gayesi hasıl olup sözleşme gereksiz duruma düşünce de şov yaparak “Biz bu sözleşmeden ayrılıyoruz, bu sözleşme kabul edilemez.” dediniz. (*)

Şimdi Paris İklim Anlaşması’nda da aynı şeyi yaşayacağız.

Önce kanunları COP emirleri doğrultusunda çıkaracak, ardından Paris İklim Anlaşması’ndan ayrılacaksınız.

Ve işin kötüsü…

YEŞİL EMPERYALİZM sadece topraklarımızı, sanayimizi, enerjimizi değil; zihnimizi, dilimizi, düşünce biçimimizi istila etmek istiyor.

Ne diyorlar?

Tek Dünya Devleti, Tek Aile, Tek Gelecek.

“Küresel vatandaşlık” ne demek biliyor musunuz?

Milletsiz, devletsiz, tarihsiz, köksüz, kimliksiz yığınlar üretmek.

Yani robotlaşmış mankurtlar sürüsü.

TÜRK, ezelî ve ebedî olarak TÜRK kalmaya devam edecek ve küresel hegemonyaya ve işgale boyun eğmeyecektir.

(*) İstanbul Sözleşmesinden sözde çıkıldı dendi ama, İstanbul Sözleşmesi gereği çıkarılan kanunlar aynen geçerli ve uygulama devam ediyor. (Editör)

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin