TÜFEKLERİN YÜRÜYÜŞÜ
Burhan Halit KOŞAN
İster yerel ister küresel müesses nizâm için, “işkence edilip, derdest edileceklerin” sağdan mı soldan mı veya orta yoldan mı olduğu önemli değil, güç ve ayrıcalığa sahip olup olmadıkları önemlidir. Hani demem o ki, müesses nizâm, hamiliğini yaptığı fert, aile, yapı, topluluk gibi unsurların cinayet, tecavüz, iğfal, gasp, kundakçılık ve benzeri her türlü canice cürümleri işlemelerinde yardımcı olduğu gibi, işledikleri her bir suçun karşılığı olarak da ya “sübvansiyon” yoluyla kazanç elde etmelerini sağlar veya “teşvik primi” ödemesi yapar.
İşler yerelde böyle işlediği gibi, küresel olarak da kural koyucu devletlerin himayesindeki ülkeler de cürümlerine göre ödüllendirilir. NATO üyesi her bir ülke, İsrail’in öldürdüğü her bir Filistinli için, kural koyucu devletin, yani ölçütün ne olmasına karar veren devletin tespit ettiği mangırı İsrail’e ödemek mecburiyetindedir. Bu arada, bir numaralı kural koyucu ülke konumundaki İngiltere, Filistin’e destek mitinglerine katılmayı dahi “terör” kapsamına aldığını ilân etti ve uygulamaya geçti. Yeryüzündeki her bir vicdan sahibinin İsrail’in Gazze sokaklarında işlediği soykırım ve canice cürümlere karşı çıktığını görebildiğimiz gibi, çoğu ülkenin da “savaş ekonomisi”ne geçtiğini görebiliyoruz. Aynı zamanda “ahlâk” cevherine göre İsrail saldırganlığının zararları hakkındaki yorum, kanaat, tespit, teşhis ve görüşlerini belirtmekte hür ve serbest olmakla birlikte gerçeklerin de kutsal olduğunu söylemeliyim.
Evet, İsrail zulmünü reddeden ve karşı çıkan özgür insanların dillendirdiği her bir görüşe katılmakla birlikte ben, tam ters istikametten bir pencere açmak istiyor ve birkaç gerçeği ifşa etmeyi yeğliyorum. Vasat insanların umut bağladığı bilim, elime verdiği cep telefonuyla övündükçe, imânın bana sunduğu hakikat köşkünün penceresinden olup bitenlere bakıyor ve acı acı tebessüm ediyorum. Eşya ve hadiseleri zaman zaman değil, her zaman mantık üstü mantıkla değerlendirmediğimiz için bazen düz mantıkla bazen ters mantıkla gerçeğe yürümeye çalışırız. Bugüne ait kısa bir panorama çizeyim, sonra ters mantıkla yürümeye çalışayım. Gözyaşlarımızı saklayan tebessümlerimiz var!
VAN GOGH
Avrupa’nın görmezden geldiği ve reddettiği çocuklarından biri olan ressam Jean Millet’in tablolarının sergilendiği galeriyi gezen Van Gogh, şöyle dedi, “Ayakkabılarını çıkar, çünkü durduğun yer kutsal topraktır”… İçinde yaşadığımız hayat da amansız bir şekilde “Mutlak Fikir”in emir subayı makamındaki “Mavi Bayrak” fikrini kuşanmamızı gerektiriyor. İnsan zihnini daraltan Cumhuriyet anlayışını değil, mücerrette insan zihnini derinleştiren ve müşahhasta aklın genişlemesini sağlayan Büyük Doğu imparatorluk anlayışını kuşanmaya mecburuz. Evet, “Mavi Bayrak” anlayışı dışında sınır yok, ülke yok, hükümet yok, devlet yok, karantina yok. İster kabûl edilsin ister edilmesin, haritaların değişeceği çağın kapıları açıldı ve tüfeklerin yürüyüşü başladı. Bu yürüyüşte cennet odaklı adımlarımızla dünyevî zafere erişebilmenin, Mukaddes İhtiyar’ın eserlerini tetkik ederken ayakkabılarımızı çıkarmamızdan geçtiğine inanıyorum.
Kalbimizi hakikate ulaştıracak ve gözbebeklerimizin gerçeklerle temasını sağlayacak bu eserler vesileyle zıddımızı da kuşatabileceğimize inanıyorum. Sahte karşıtlık üzerinden birbirlerini domino eden görüşleri takip edenler, evlerini, çevrelerini, anavatanlarını ve tanrılarını bir dehşet yoluna dönüştürdüler. Yani, Siyonizm başta olmak üzere, pozitivizm, realizm, liberalizm, kapitalizm, konformizm ve benzerleri silâh fabrikalarına yürümüyor, silâh fabrikalarının her birini gasp ettiler ve tüfeklerin yürüyüşü başladı. Sözlerde, haberlerde, internette, vaazlarda, münazaralarda ve münakaşalarda, tüfekler, hazır kıta bekliyor. İçinde yaşadığımız dünyanın kutsalı veya bu kirli çağın doğum lekesi desek de tüfekler yürüyor. İmân krizi çeken kaldı mı?
Yıldızları yerine koymanın vakti geliyor!
Cumhuriyet mezbahası gibi, zulmün sadizmle ve işkencenin imha etmekle yarıştığı bir düzende aksiyon aramanıza gerek yok, o sizi arar ve bulur. Cumhuriyet mezbeleliği, yapay insanlarını oluşturdu; olanı değil, istediğini görmeye alıştırdı. Lâik normların dayatıldığı ve manevî otoritenin emrettiği cihat, fütûhat, ganimet, haraç gibi uygulamalarının yasaklandığı bir mezbelelikte tüfek de hür insanlara yakışır. Hürriyet, Allah ve Resûlü’ne imân edenlerin, eli silâh tutabilenlerin, kendini savunmasını bilenlerin ve adaleti inşâ etmek isteyenlerin parmaklarındaki barut kokusundan başka bir bakıma ihtiyacı olmayanların benliğindeki genetik bir cevherdir.
TERS MANTIK
Türkiye’de ABD, İsrail ve Batı karşıtlarının veya yandaşlarının ayarı bozuk parametreleriyle yaptığı değerlendirmelerin ahalimizin görüşünü bulanıklaştırdığını ve halüsinasyona sebep olduğunu söylemeye mecburum. İsrail ile birlikte yeryüzündeki Filosemitizm-Yahudi sevici organizasyonların da imha edilmesi gerektiğinde müşterek olsak da hangi ifade olursa olsun, Gazze hadiseleri karşısındaki acılarımızın ve hüzünlerimizin ne tam karşılığı ne tercümanı olamaz. Savaş aşırı şiddetli, cepheler fazlasıyla flû olmasına rağmen, bazıları gibi, yeryüzündeki kaosun ve Gazze soykırımının sorumlusu olarak İsrail, İngiltere ile Amerika olduğunu tekrarlayan klişe cümlesiyle kaçak dövüşmek istemiyorum.
Bir kısım acı gerçeklerimizi de belirtmek istiyorum. İsrail’in Gazze’de işlediği soykırım ve canice cürümlerini işlediği savaşın lehimize olan yönlerinin de olduğunu söyleyebilirim:
1-Küresel olarak zihniyet değişikliğinin önünü açtı. Batı ile uzak Batı-ABD gençlerinin genel eğiliminin değişmesine ve % 80 kesiminin Filistin’i desteklemesine sebep oldu.
2-Halkının çoğunluğunun Müslüman olan ülke yöneticilerinin İsrail’in ayakçıları olduğu ve MOSSAD için muhbirlik yaptıklarının anlaşılmasını sağladı
3-İslam dini ve inançlar başta olmak üzere, siyaset ile ekonomiyi, küresel tefeciliklerinde kaldıraç olarak kullanan Yahudiler karşısında sahte aleyhtarlık gösteren çürük aydınların fidyelerini ödemeye başladıklarını görünmesini sağladı.
4- Siyonizm’in, beyaz ırkçılığın bir uzantısı olduğu anlaşıldı.
5- Yahudilerin, Siyonizm’i Yahudiliğin yaşama biçimi olarak gördüklerini, İsrail içinde belirli bir hizip veya bir kesimin görüşü olarak görülmediğinin bilinmesini sağladı.
6- Türkiye başta olmak üzere halkı Müslüman ağırlıklı ülkelerde “cihat” yaygarası yapan yapıların ne kadar tabansız ve İsrail’in gizli dostları olduklarını ortaya çıkardı.
İLÂHÎ KARARNAME
“Mavi Bayrak”, Gazze, Keşmir ile Delhi için, ilâhî kararnamenin ne zaman çıkacağını hiçbir zaman bilemeyecek olsam da, ceht ve çaba göstermekle mükellef olduğumun farkındayım.
Harabelerin üstüne yeni harabeler eklenmesine fırsat vermemek için, aziz fikrin kendisiyle güçlü bağlar kurmaya ve insanlığın üzerindeki etkisini güçlendirmeye ve derinleştirmeye çalışalım. Zamanla gerçekten bir başarıya kavuşma imkânına sahip olacağız. Ve kabûl etmemiz gereken tek statüko, herkes için adalet, hürriyet ve onur statüsüdür. Eşya ve hadiseler karşısında hem hissî hem aklî parametrelerimle değerlendirdiğimde Keşmir ile Delhi’nin bağımsızlığının Gazze’nin bağımsızlığından geçtiğine, Gazze’nin bağımsızlığının da Mavi Bayrağın zaferinden geçtiğine inanıyorum.
Evet, bütün bunları göreceğim, ama şimdi değil; bütün bağımsızlıklara şahit olacağım, ama çok çok yakında değil. Hani demem o ki, Siyonizm tüfeklerinin yürüyüşüne karşı, “Mavi Bayrak” tüfeklerinin yürüyüşü başladığı ân, zafer kesin ve katidir.










