KIRIK KALPLER
Burhan Halit KOŞAN
“ALLAH, KALBİ KIRIK OLANLARLA BERABERDİR”
Düşünce, tefekkür ve murakabe alanlarının sahih bilgileriyle müşerref olmamızı sağlayan ve fikrî mülâhazalarımızın kılavuzlarından olan Muhiddin-i Arabî Hazretleri böyle buyurdu. Semavî serüvene girişenlere kervansaray, koyu karanlıkta kalanlara kandil olan Endülüs aksakalının bu kelâmı, kırık kalbimize şifa, hüzün ormanlarımıza neşe yağmuru ve zihin dünyamıza nur oldu. Kalplerden dökülen kelâmın söze, sözün safsataya dönüştüğü bu pasaklı çağda Pir’in himmeti bizimle olsun. Bizimle olsun ki, yüreğimizi dağlayan, sinemizi yaralayan, gönlümüzü buruklaştıran, kalbimizi mahzunlaştıran, inciten ve kıran müesses nizâmdan, yani sömürgeci Siyonist rejimden, Mukaddes İhtiyar’ı şehit etmesinin hesabını sorabilelim veya vesaire, vesaire…
“İnsan-ı Kâmil” olgusunu maneviyatla sınırlamak, manevî otoritenin kendisinden habersiz olmanın alâmetifarikasıdır. Cehalet perspektifinin getirdiği bu dar görüşlülük, bir nevi saf zekâyı, yani berrak kalbi aklın tacizine ve istismarına amade kılma zevzekliğidir. Bu durum, batıl bakışın bataklığına ait bu pis kokuyu hemen hemen bütün ilim dallarını sapmaya sevk eden “birey- bireycilik” illetinden başka bir şey değildir. Hani demem o ki, “birey-bireycilik” illeti, bütün ilim dallarına “görecelik” zehrini akıttığı gibi, kelime ve kavramlarımızı da tecrit hücrelerinde çürüterek zehirliyor. Kelimeleri ve kavramları tek mânâya indirgemek, vatan hainliğinin daniskası, terbiyesizliğin tescilidir… Ölmek, ayrılmanın zıddıdır!
Tecrit edilen, hücrelerde çürütülen ve öz kökünden kopartılan kavramlarımızdan birinin de “İnsan-ı Kâmil” olduğunu söyleyebilirim. Bu kavramın manevî otorite ile bağlantısı olduğu kadar, “küresel insan” mânâsına gelen çehresiyle de maddî otoriteyi de zapturapt altına almakla da ilgisi vardır. Evet, İnsan-ı Kâmil, küresel insan olma çehresinin vasfıyla başında taşıdığı bilgi börküyle yeryüzünün her bir insanına hitap eder. Çırılçıplak bir şekilde ifade edecek olursam, Mukaddes İhtiyar’ın zihin dünyasını yansıtan ve dolayısıyla zihniyetini ele veren eserlerini tetkik ettiğimiz takdirde iki doğudan iki batıya veya iki kuzeyden iki güneye seyahat ettiğini görebiliriz. Aynı zamanda çapraz, dikey, yatay veya farklı farklı seyahat serüvenlerinin de hem tanığı hem de İnsan-ı Kâmil, yani “küresel insan” olduğunun şahidi olabiliriz. Evet, Anadolu’nun Mukaddes İhtiyar’ının kaleminden dökülen 4 ciltlik “Büyük Muztaripler” eserleri dahi bu söylediklerime kâfidir.
İnsan-ı Kâmil, yani küresel insan, yüce değerler ve ulvî erdemler ile özdeşleşmiş olduğu için zihniyeti de küreseldir. Kutsal kitabımızın ilk sûresinin “açılış, başlangıç” manasına gelen Fatiha sûresi olduğu malûmunuzdur. Fatiha sûresi nasıl ki, delâlette olan lânetlilerin, yani Allah’ın gazabına uğrayanların değil de Allah’ın lütfuna mazhar olanların başlangıç duası olduğu gibi, “küresel insan” dediğimiz İnsan-ı Kâmil de ilâhî lütfa mazhar olanların kahraman figürüdür… Hakikat, her yerde hazır ve nazırdır.
“Büyük Doğu” imparatorluk zihniyetini taşıyan fertler, derebeyliğin, insanları “öteki” olarak görmeye ve göstermeye endeksli olduğunun farkında. Totaliter derebeyliğin, İnsan-ı Kâmil, yani küresel insan, yani saf bilgi sahibi Mukaddes İhtiyar hakkındaki insanlık dışı anlatıların aşağılık propagandasını yapmak, yaptırmak ve kabullendirmeye odaklı sinsi faaliyetlere odaklandığının farkında. Hem müteveffa, hem de saf bilgi sahibine yapılan bu zulmü hoş görmek, her bir insanın böyle bir vahşetin kurbanı olmasına kapı aralar. Hiç kimse bundan muaf değildir. Düşünce, suya; tefekkür, kırmızı sülfüre benzer…
Lâik normları dayatan rejim, eğitim müfredatıyla putperest zihniyeti aşıladığı gibi, pirüpak çocukların dinamik değil, statik, donuk, bön, soğuk olmalarını sağlıyor ve daha da kötüsü aziz Türk milletini öcü olarak gösteriyor. Masum çocukları dinamik olmaya hazırlamayan bir eğitim, muhteva ve müktesebatında gerçek bir güç potansiyelini barındırmadığı için tek taraflı bir değerdir ve biricik amacı zihinlere ket vurmaktır. Hani demem o ki, aksiyonu getirmeyen eğitim ve eğitim disiplininden geçmeyen aksiyonun zayıf, cılız, sarsak ve savsaklamanın bir ifade biçimidir. Müesses nizâm, Yahudi canilerin icadı olan “lâiklik” safsatalarıyla yetişkinleri, eğitim müfredatının hilekârlıkları ile de pirüpak, tertemiz, masum çocukları yoldan çıkarıyor. Bu çirkefliklere meydan okuyabilmemiz için, derin bir analiz ve geniş bir yorumlama gücüne sahip olmamız gerekiyor. Bu analiz kabiliyetine ve yorumlama marifetine kavuşabilmemizin yolunun, insan-ı kâmil, yani küresel insanı takip etmemizden geçtiğini söylemeye mecburum. Benin atam Oğuz Kağan, benim atam Selçuk Han!
Serseri Yahudiler, Batı yönümüzdeki insanları “İnsan Mesih’i Tanrı Mesih’e dönüştürme” safsatasıyla yozlaştırdığı gibi, doğu yönündeki insanları yozlaştırmak için de aynı şablonu yerel hödüklere uyarlayarak her bir havzayı ve her bir ahaliyi yozlaştırmaktadır. Bu ifadem, işledikleri canice cürümler buzdağının sadece görünen kısmı; müesses nizâmın riyasette bulunanları da dâhil olmak üzere özel sektördeki işbirlikçilerini de hesaba çekmeden bu ve benzeri suçlara son vermeyeceklerini unutmayalım. Hani demem o ki, rejimin riyaset ehli ve rejimin özel teşebbüs adı altında örgütlediği çeteler, İnsan-ı Kâmil’i, yani küresel insanı katlettikleri ve istikbâli inşâ edecek çocukları zehirleseler de durmayacaklar. Mazoşist ve hedonist oldukları için, insanların çaresiz kalmasını, ekonomik sıkıntılar içinde bunalmasını ve gözyaşları içinde bir hayat sürmesinden zevk alıyorlar.
Emirim Timur Han’ın Allah’ına şükürler olsun ki, İnsan-ı Kâmil, yani küresel insan, yani mukaddes ihtiyarın külliyatı ile kendimizi kurtarabiliyoruz. Allah’a şükürler olsun ki, bize yol gösterecek ve ilham verecek zengin bir tarihimiz var. Harflerle yürüyecek yeteneğimiz ve nasıl kullanabileceğimizi gösteren sezgilerimiz var. “Başyücelik” perspektifiyle çürümüş aksesuar ve koltuk değneklerinden kurtulabiliyoruz. Aynı zamanda Batı paradigmalarını çağrıştıran espri, fıkra, nostalji, efsane, mit ya da her neyse onların engellerini aşabiliyoruz.
Yeni bir dünya düzeni inşa etmek için çıktığımız bu yolculukta bilgimiz var, cesaretimiz var, referansımız var, samimiyetimiz var, feragate hazır başımız var… Ve bütün bunlara göre hiyerarşi silsilesinin en üstünde yer alan teslimiyetimiz de var, kırık kalbimiz de var; ve görev bizim…










