HEGEMONLARIN HİZMETKÂRI

Burhan Halit KOŞAN

Terzi değilim, makasım yok, dikiş iğnem yok, yüksüğüm yok, mezuram yok, kumaşım yok, entelektüel bilgi birikimim yok. Bütün bunlara rağmen, murdar olanı temiz, izafî olanı âyet zannedenleri ve teknolojiye tapınan gafillerin hüsranda olduğunu biliyorum. Çatal dilleriyle, metanetle direnenlere ve iffetli hanımlara iftira edenlerin hüsranda olduğunu görebiliyorum.

Kelimelerde renkleri, renklerde kelimeleri görebildiğim gibi, direnişçilerin yerlerini Yahudi canilere gammazlayan, mühimmat tedariki ve ekonomik destekleriyle Gazze soykırımına ortak olanların hüsranda olduğunu görebiliyorum. Sömürgeci Siyonist rejimin, istihbarat ve mühimmat tedarikiyle yetinmeyerek, direnişçileri destekleyen her türlü metne ulaşılmasını “gölge yasaklama” ile zorlaştırdığını, yapay zekâ, akıllı cihazlar ve çeşitli iletişim araçlarını da İsrail’in emrine amade kıldığını sezebiliyor ve görebiliyorum.

“Robot” terimi, ilk olarak Çek yazar Karel Capek’in 1920 yılında yazdığı “RUR” Russom’un Evrensel Robotları adlı eserinde “Robot- yapay işçiler” şeklinde geçmektedir. Bu çığır açıcı oyun, insanlara hizmet etmek maksadıyla tasarlanan, duygu ve arzuları olmayan, yalnızca üretim için çalışan robotların bulunduğu bir fabrikada geçmektedir. Capek’in hikâyesinin devamında başlangıçta duyguları ve bilinçleri olmayan insanımsı görünümlü robotların bir müddet sonra duygularında ve bilinçlerinde gelişme olduğunu, sonrasında da kendilerini tasarlayan insanlara karşı bir isyan başlatması ile devam eder.

Robot konusunda Selçuklular döneminde başlayan ve insanlığa faydalı robotların üretildiği dönemi değil, bu modern çağın hikâyesini milat almamın sebebi, bu modern, bu karanlık çağın kendisi gibi, zihniyetinin de hikâyesinin de, üretiminin de, sonuçlarının da terör, kaos, kargaşa, anarşi, cinayet, soykırım, katliâm, infaz, işkence üzerine olduğuna dikkat çekmek içindi. Hani demem o ki, Selçuklu İmparatorluğu ve Cezerî dedemiz gibi, atalarımızın ilme ve insanlığa yön verdiği süreçte robotlar, insanlığın hizmetine amade olacak bir şekilde tasarlandığını gözlemleyebileceğimiz gibi, üretilenlerin mahremiyete hassasiyetli, kişilerin şahsiyetini ve karakterini muhafaza ediciydi. Bu pasaklı çağda ise robot ve yapay zekâ tasarımlarının her bir insanı, hegemon azınlığın hizmetkârı kılmak üzere geliştirildiklerini söyleyebilirim… İnancın yoksa ölüsündür!

Devletlerin şirketleri olduğu bir dönemden, şirketlerin devletleri olduğu bir döneme geçiş yaptığımız bu modern çağda, dijital şirketlerde devleti olan şirketlerle iş birliği yaparak, çok çeşitli dijital iletişim araçları, akıllı cihazlar, botlar ve yapay zekâ aracılığıyla her bir insanın hareketini izliyorlar. Çırılçıplak bir şekilde ifade edecek olursam, yapay zekâ, kapitalizmin ve Tevrat’ta anlatılan cinsel sapkınlıkların hizmetindeki kademeli ve derin baskı aracından başka bir şey değildir. Ege denizi beklesin, Akdeniz ağlayacak, Karadeniz kaynayacak!

Bugün itibariyle dijitalleşmenin uç noktası olan yapay zekâ, insan mahremiyetini ve kişisel bilgilerini alenîleştirdiği gibi, fert ve toplumların çaresizliği yudumlamalarına ve boyun eğme duygularını besleyen içerikleri “Tek dünya devleti-Siyonizm” hegemonyası için kullanılan bir araç hükmündedir. Dijital güçsüzleştirme diyebileceğimiz bu durumun, fizikî dünyadaki karşılığının da prangalı parya, zincirli kölelikle neticeleneceğini söyleyebilirim. Bu modern çağın getirdiğinden ve götürdüğünden haberdar olmayan vasat insanların, daha doğrusu teknolojiye tapınanların, bu çağı tenkit eden fert ve gurupların teknolojiden yararlandığı iddialarının da safsatadan ibaret olduğunu belirtmeliyim.

Bu safsatalarının yönlendirme, manipülasyon, tahakküm, etkisizleştirme, bağımlı kılmak, suiistimal, izolasyon, yozlaştırma şekillendirme, bilgi kontrolü, gölge yasaklama ve benzeri uygulamaların içeriklerinden habersiz olmalarından kaynaklandığını söyleyebilirim. Yarın değil, hemen şimdi prensibimizle dilimiz döndüğünce bunlara değinmeye çalışalım.

GÖLGE YASAKLAMA

Mânâyı temsil eden farklı kelimeler olabildiği gibi, kelimelerde bünyelerinde farklı mânâları barındırmaktadır. Hani demem o ki, farklı seviyelerde kullanılan “devrim”, “sivil itaatsizlik”, “grev”, “ihtilâl”, “isyan”, “İslâm”, “cihat”, “fedâ”, “şehadet”, “Türkistan” kelimelerini ihtiva eden cümleleri barındıran yazılar ve insan haklarını ifşa eden metinler, eklendikleri sayfada görünürlüğü olsa da dijital karartma yöntemi ile başkaları tarafından görülmesi engellenir, görünürlüğü karartılır. “Gölge yasaklama” denilen bu durum, dijital tecridin ta kendisidir.

Gölge yasaklama denilen bu dijital suikastla birlikte eşya ve hadiseleri belirli bir azınlığın çıkarları doğrultusunda şekillendirmek, daraltmak ve ifadeleri egemenlere hizmet edecek şekilde yönlendirmek için de kullanılmaktadır. Yapay zekâ, bilgi manipülasyonuyla birlikte siyasî ve ekonomik mesajları sermayenin çıkarlarına göre uyarlar, algoritmalar üzerinden hassas hedefleme yöntemleriyle seçmenlerin tercihlerine müdahale eder ve muhalif olan bütün sesleri kısıtlar, etkisizleştirir ve boğar.

Haklı olmasalar da güçlü olan İsrail, İngiltere, Amerika gibi ülkeler, interneti, yapay zekâyı ve akıllı cihazları hem tahakküm aracı hem de kendilerinin lehine olacak şekilde bir mücadele alanına dönüştürüyorlar. Kendilerine başkaldıran veya başkaldırabilecek fert, yapı, halkları yozlaştırıyor ve zayıflatıyorlar. Gezegenin sakinlerini yüzeysel bir değişimle sahte alternatiflere yönlendiriyor ve kurtuluş savaşçılarının saflarının zayıflaması için her türlü manipülasyona başvuruyorlar.

İnsanın kendisine yabancılaşmasına sürükleyen dijital ürünler, yani internet, yapay zekâ, akıllı cihazlar, aynı zamanda kolektif bilincin kaybolmasına ve kültür bağlarının gevşemesi ile çözülmesini de getirmektedir. Bu durum, fertlerin talep etme marifetlerini zayıflatıyor ve insanların örgütlenme, direnme, dikey düşünme ve yatay değişim talebinde bulunmalarına ket vurmaktadır… İdeâli olmayan bir ordu, silâh deposundan başka bir şey değildir!

DİJİTAL DERDEST

Dijital derdest yöntemiyle her bir insanı izolasyon hapishanesinin mahkûmu eden internet, yapay zekâ, akıllı cihazlar ve türevleri ile denetim altına aldığı bilgi üzerinden gezegenimizin bütün toplumlarını kontrol altına alan ve her birinin kendi kendilerini izole etmelerini sağlayan ve ister yaşanılan toplum içinde ister toplumlararası ilişkileri hem zedeleyip hem de Yahudilerin mantığına hizmet ettirecek şekil, kalıp, form, dizayn, yöne indirgeniyor.

İnsan ve yapay zekâ yapımı algoritmalara dayanan dijital platformları aşırı kullanmanın, uyuşturucu bağımlılarında oluşan beyin hasarının boyutunu aşan hasara neden olduğunu ve karar alma temayüllerinde harama, illegale, çirkefe, süfliye dönük eğilimleri tetiklediğini gözlemleyebiliriz. Hani demem o ki, algoritmaları egemenlerin eğilimine göre yazan, çizen ve stilize edenlerin, kullanıcıların dikkatini çekmek ve dijital bağımlılığın keşleri etmek için, özel olarak tasarladıklarını söyleyebiliriz.

Dijital derdest yöntemiyle sanalın esaretine düşen modern insanların kaybettikleri zamanın telafisi olmadığı gibi, üretkenliklerini yitirdiklerini, becerilerini kaybettiklerini, marifetlerini tükettiklerini ve başta kendileri olmak üzere, ailelerine, toplumlarına yabancılaştıklarını ve yabanîleştiklerini görebiliyoruz. Dijital prangalı kullanıcılarda ortaya çıkan dikkat eksikliği, analitik düşünme kabiliyetlerini yitirdiklerinin, ferdî ve kolektif hafıza belleklerinin dumura uğradığının ve problem çözme becerilerinin bittiğinin alâmetifârikasıdır.

Büyük Doğu İmparatorluğu zihniyeti dışındaki her türlü görüşün, internet, yapay zekâ, akıllı cihazlar ve türevlerini kendi lehine devşirdiğini ve kâr marjı olarak gördüğünü, özellikle ve özellikle gençleri, balaları talan edilecek “mal”, istismar edilecek “çıtır”, demir kurşun olarak kullanılacak “tetikçi” profiller olarak işaretlediklerini belirtmeliyim. Uluslar üstü şirketlerin emri altında çalışan ve “devlet” adı altında organize olan çeteler, dijital bağımlılığı getiren, tarihî bağları zayıflatan, insanların davranışlarını uluslar üstü şirketlerin lehine değiştiren ve pasif tüketiciler haline getiren teknolojilere yatırım yapmayı marifet diye pazarlıyorlar.

Tevrat, kabala, talmud zihniyetini zerk eden yapay zekâ ve akıllı cihazlardaki algoritmaları dönüştürmek ve bu kısır döngüyü tam tersine çevirebilmemiz için, tasavvuf teçhizatlarını kuşanmamız şart. Cehennemden gelen lejyon birliğini mağlûp edebilmemiz için, ritimleri, vezinleri ve kafiyeyi Bolu F tipi zindanında vuranları yenebilmemiz için, tarihin akışını ve teknolojinin yönünü ulvîye dönüştürebilmemiz için, “Mavi İhtilâl” istikâmetinde yürümeye mecbur ve mahkûmuz. Sokak ortasında yakasına yapışılan şiire ve prangalarla bağlanan kelimelerin hürriyeti için, “Büyük Doğu” İmparatorluğunun zihniyetini kuşanmaya mecbur ve mahkûmuz. Yeryüzünün kırışıklıklarını ve insan denen malûmun veya meçhûlün dikey yükselişini gerçekleştirebilmemiz, buruşukluklarını düzeltebilmemiz için, adaletin kılıcıyla hükmetmeye mecburuz… Balaban’a selâm, Emirim Timur Han’a bin selâm olsun!

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin