TIRMANAN PROVOKASYONLAR SERİSİ: POLONYA
Hazal Yalın
Son on günün moda uluslararası haberi, Rusya’nın NATO ülkelerinin hava sahasını seri bir şekilde ihlal etmeye başladığı iddiası. Bizi doğrudan ilgilendiriyor, çünkü, malum, Türkiye bir NATO ülkesi.
Ne açık ne gizli kaynaklardan hiçbir belge yok, teyit edilmiş radar izi yok, sadece “ben söyledim inanmak zorundasınız,” var.
Mesela Rusya’ya ait MiG’lerin Estonya hava sahasında 12 dakika kaldığı ileri sürülüyor. Modifiye edilmiş MiG-31’lerin alçak irtifada azami uçuş hızı 1,25 mach (saatte 1500 kilometre). Azami uçuş mesafesi donanımsız 2.480 kilometre. 12 dakika hava sahasında kalması demek, bu hava sahası içinde toplam en az 180-300 kilometre mesafe katettiği anlamına gelir. Estonya’nın doğu-batı ekseninde en uzun mesafesi 275, kuzey-güney ekseninde en uzun mesafesi ise 240 kilometre zaten. Yani Rusya’ya ait üç MiG-31 dişine kadar NATO silahıyla, erken uyarı sistemleriyle donatılmış Estonya’nın yarısını dolaştı ve ancak bundan sonra NATO uçakları kalkıp müdahale etti, öyle mi?
Kıt zekâlı bir provokasyon; elementer coğrafya bilgisi olmayanlar dışında kimseyi inandırmak mümkün değil. Ama Avrupa’nın diplomasi şefinin bile Rusya’nın ve Çin’in faşizme karşı zaferdeki rolünü küçümsemesine bakılırsa, öyleleri çok.
Aynı gün Polonya da Petrobaltic’in Baltık denizindeki platformu üzerinde ilan edilmiş uçuşa yasak bölgenin Rusya tarafından ihlal edildiğini ileri sürdü. Bu platformun Polonya’ya en yakın mesafesi 68 kilometre. Yani Polonya’nın karasularının üç kat uzağında, hava sahası içinde değil, sadece münhasır ekonomik bölgesi içinde. Bir başka elementer bilgi: Münhasır ekonomik bölge seyrüsefer ve uçuş engeli getirmez. Savaş ve çatışma hali dışında “ben yasak ilan ettim, uçurmam” diyemezsiniz. Derseniz, bu, çatışmayı göze aldığınız (hatta bu durumda istediğiniz) anlamına gelir.
Provokasyon zincirinde Romanya’da önemsiz sayılacak bir başka dron hikayesi daha var, ama bunu geçelim.
Zincirin ilk halkası olan Polonya’nın dron hikayesi üzerinde durmak gerek.
Polonya 10 Eylül günü Rusya’nın dronlarla hava sahasını ihlal ettiğini ilan ederek NATO’yu 4’üncü madde kapsamında toplantıya çağırdı. İlk gün dron sayısı 8 diye açıklanmıştı, daha sonra 19’a, hatta 24’e çıktı. Video görüntülerine ve fotoğraflara bakılırsa bunların “Gerber” adıyla bilinen, saldırı değil hava savunma sistemini yorma-hedef şaşırtma amacıyla kullanılan dronlardan olduğu anlaşılıyor. Patlayıcı yüklü değil — nitekim Polonya Dışişleri Bakanı Sikorski de 14 Eylül’de The Guardian’a bunu itiraf etti. Standart uçuş mesafesi 300 kilometre.
Rusya Savunma Bakanlığı aynı gün, Ukrayna’da kullanılan dronların azami uçuş mesafesinin 700 kilometre olduğunu açıkladı.
Ama hesaplarımıza naif bir saflıkla devam edelim; varsayalım ki bu kibar insanlar kör gözüm parmağına yalan söylemez. Gene varsayalım ki söz konusu dronlar 700 kilometre uçabilen türden, üstelik nedense patlayıcı da yüklenmemiş.
Bunlardan birinin “düştüğü” yer de belli: Lublin voyvodalığına bağlı Wyryki köyü. Bu köy Ukrayna sınırının en yakın noktasına 20 kilometre mesafede; Rusya-Belarus sınırının en yakın noktasına 580 kilometre mesafede; cephe hattının en yakın noktasına 1.000 kilometre mesafede.
Dahası var. Kiev rejimi tarafından yayınlanan sözümona radar izlerini gösteren görsele göre dronlar fırlatıldığı noktadan “düştüğü” (veya düşürüldüğü) noktaya ulaşana kadar kuş uçuşu değil polinomal bir rota izliyor; dolayısıyla her birinin uçuş mesafesi 700 kilometreden fazla, hele biri var ki 1.000 kilometreden çok uçmuş.
Mümkün mü?
Her şey mümkün; o benzersiz sarkastizmle dolu Türkçe deyimde dendiği gibi: “Daş düşebülüğ, ayu çıkabülüğ…” Dron operatörü yerdeki veya havadaki teknik aksaklıklar yüzünden yahut Kiev rejiminin elektronik muharebe sistemlerinin müdahalesiyle kontrolü kaybedebilir, rüzgâr çıkabilir, standart sapmanın dışında bir uçuş mesafesinde uçabilir… Bunların hepsi mümkün. Bir veya iki dron bu şartlarda Polonya hava sahasına girebilir — imkânsız değil.
Polonya’nın dron hikayesi kaynatıldığı gün, o aynı 10 Eylül günü, Belarus Savunma Bakan Yardımcısı Muraveyko, Polonya ve Litvanya’yı, hava sahalarına doğru “bilinmeyen hava araçlarının” yaklaşmakta olduğuna dair uyardıklarını söylemişti. Üstelik sadece uyardıklarını değil, bu uyarının “Polonya tarafının dronlara karşı hızla tepki göstermesine ve böylece devriye kuvvetlerini uçuşa kaldırmasına imkân sağladığını” da. Ve dahası, Muraveyko öyle diyordu, zaten Polonya tarafı da Belarus Savuma Bakanlığını, Ukrayna hava sahasından Belarus’a doğru bilinmeyen hava araçlarının yaklaştığına dair uyarmıştı.
En önemlisi ise şudur: Muraveyko “tarafların radyo-elektronik muharebe vasıtalarının müdahalesi sonucu rotadan çıkan” dronlara karşı sürekli teyakkuzda olduklarını vurgulamıştı: “Yolunu şaşıran dronların bir kısmı ülkemizin hava savunma kuvvetleri tarafından topraklarımız üzerinde imha edildi.”
Demek ki kontrolü kaybeden birkaç dronun Belarus hava sahası üzerinden Polonya’ya girdiği zımnen kabul edilmişti. Peki kaç taneydi bunlar?
Şimdi tekrar, Kiev rejiminin yayınladığı sözümona radar izine bakalım. Bu haritada açıkça, Belarus’un Polonya sınırına yaklaşık 50 kilometre mesafedeki Ukrayna sınır noktasından iki dronun Belarus’a girdiği ve ikisinin de Belarus üzerinde düştüğü (veya düşürüldüğü) görülüyor. Daha güneyde, Polonya’ya yaklaşık 40 kilometre mesafeden giren bir başka dron ise Belarus hava sahasını aşmayı başarmış. Bir üçüncüsü daha var ki haritaya göre Belarus’un üzerinde 400 kilometreye yakın uçtuktan sonra Polonya’ya ulaşmış — doğrusu pek akıl kârı değil.
Dolayısıyla, eğer Belarus’un açıklamalarını ve Kiev rejiminin yayınladığı radar izi haritasını esas almak gerekirse, Rusya’ya ait bir dronun Kiev rejimi tarafından yapılan elektronik muharebe müdahalesinin ardından rotadan saparak Polonya hava sahasını ihlal ettiği kabul edilebilir.[1]
İyi ama geri kalanı (17 veya 23 dron) nereden çıktı?
Rejimin haritasına göre bunlar, yani hepsi birden, Ukrayna’nın üzerinden Belarus’a girmeden aşıp Polonya’ya ulaşmışlar; hatta kimisi ulaşmakla kalmayıp geri dönmüş. Haritadan anlaşıldığı kadarıyla 11’i Polonya üzerinde düşmüş veya buharlaşmış. Geri kalanları ya uzaydan ya da yeraltından geçmiş olmalı ki hiç görünmüyor.
Polonya patırtısının çıktığı gün şunu yazmıştım: “… üç ihtimal var: 1) Rusya, NATO’nun 5’inci maddeyi işletip işletmeyeceğini yokladı. 2) Dronlar (Belarus savunma bakan yardımcısının dediği gibi) kazaen Polonya hava sahasına girdi. 3) Bu ikincisiyle ilişkili olarak, dronların Polonya hava sahasına gireceği anlaşılır anlaşılmaz, Polonya’nın derinlerine Rusya tarafından hava saldırısı provokasyonu yaratmak için Polonya veya bir üçüncü devlet (Kiev rejimi) tarafından başka dronlar da eklendi. Birinci ihtimal mümkün değil. İkinci ihtimal neredeyse kesin. … durum şu gibi görünüyor: birkaç dronun Polonya hava sahasına gireceği anlaşılır anlaşılmaz daha önce ele geçirilmiş Rusya’ya ait dronlar da Kiev rejimi veya doğrudan Polonya tarafından Polonya’nın derinine fırlatıldı.”
Bunun bir sahte bayrak operasyonu olduğu iddiası daha sonra Rusya resmi makamları tarafından da dile getirildi. Rusya, dron saldırısı iddiasını kategorik olarak reddetti, bunun teknik olarak imkânsız olduğu ve bununla ilgili hiçbir kanıt sunulmadığını vurguladı ve eğer gerçekten Polonya hava sahası ihlal edilmişse bunun Kiev rejimi tarafından örgütlenmiş olabileceği söylendi. Foreign Office’in verdiği notanın ardından Rusya’nın Londra büyükelçiliğinin açıklaması karakteristikti: “Belli ki Rusya’nın bununla ilgisi olamaz. Tersine, böyle bir ‘sahte bayrak operasyonu’ yapmak için Kiev yönetiminin elinde her tür sebep ve imkân bulunuyor.”
Şimdi en önemli soruya gelebiliriz: Neden böyle bir provokasyon?
İlk bakışta Rusya ve Belarus’un ortak planlı tatbikatı Zapad-2025’in provokasyonla doğrudan ilişkisi varmış gibi görünüyor. Peskov da ilk gün bunu hatırlatmış ve batı ülkelerinin eylemlerini ve açıklamalarını, tatbikat devam ederken yaşadıkları “aşırı duygusal yüklenmeye” bağlamıştı.
Bu sarkastik açıklama tamamen yanlış değil; gerçekten de NATO ve Rusya arasında askeri cepheleşme tırmanmaya devam ederken Zapad-2025 Rusya’nın bu alandaki kararlılığını kanıtlayan bir gövde gösterisi, dolayısıyla önemli bir kilometretaşı.
Ancak bana kalırsa daha önemli ve asli iki neden daha var.
Birincisi, Polonya iç siyasetiyle ilgili. 14 Eylül’de Başbakan Tusk şöyle demişti: (Polonya’da) “Rusya yanlılığı ve Ukrayna’ya (Kiev rejimi — bn.) karşı düşmanlık dalgası büyüyor. Siyasetçilerin görevi bu dalgaya kapılıp yüzmek değil onu sınırlamaktır. Bu, bütün Polonya siyaset sınıfının yurtseverliğinin ve olgunluğunun sınanmasıdır.”
Başka deyişle, Polonya’da siyasi elitin Rusya’yla cepheleşme siyaseti etrafında bir konsolidasyon problemi olduğu anlaşılıyor. Polonya halkı (Polonya halkı bile!) eskisi gibi kolay ikna edilemiyor, konsolidasyonu tahkim etmek için yeni bir şeyler gerekli.
Polonya halkının siyasi reflekslerini ve bu toplumun eğilimlerini çok daha yakından takip eden bir okurum, bu ülkede “Ukraynalı göçmenlere bakış açısının ekseriyetle olumsuz” hale gelmekte olduğunu, savaşın ilk yıllarında rusofobinin zirvedeyken son zamanlarda “inişe geçtiğini” ve “Rusya karşıtı söylemin de epey bayatladığını” vurgulamıştı; ona göre “Rusya, doğrudan Polonya’ya veya bir NATO ülkesine saldırmadığı veya ciddi bir tehditte bulunmadığı sürece Rusya fobisini artıracak bir durum” ortaya çıkmayacaktır.
Öyleyse, Rusya’nın Polonya’ya saldırdığı demagojisinden ve bu amaçla örgütlenen provokasyonlardan daha işlevsel bir yöntem bulmak güçtür.
Başarılı olur mu, göreceğiz.
İkinci neden ise Polonya siyasi elitinin iç siyasetteki ihtiyaçlarının NATO ve AB saldırganlığının ihtiyaçlarıyla örtüşüyor olmasından kaynaklanıyor. Avrupa’nın demokrasi havarisi maskeli antikomünist şeflerinden Çekiya devlet başkanı Pavel, Komisyon’un patronlarının ardından, NATO ülkelerinin hava sahasını ihlal eden Rusya uçaklarının vurulmasını istedi; Litvanya savunma bakanı Dovilė Šakalienė de (kadın) “öneriyi” somutladı: “Türkiye on yıl önce bir örnek sundu. Bunun üzerinde düşünülmeli.” Šakalienė, 24 Kasım 2015’te Rusya’ya ait Su-24 uçağının Türk hava sahasını 2,19 kilometre ihlal ettiği gerekçesiyle düşürülmesini kastediyor.
Ne var ki provokasyonun uluslararası sahnedeki amacı, olası bir saldırganlıktan ziyade Ukrayna hava sahasının batı ülkeleri tarafından uçuşa yasak bölge ilan edilmesine zemin hazırlamak. Bu arzu ve ihtiras da yeni değil; gene Polonya, daha 2023’te bunu istiyordu. Bu amaçla iki provokasyon daha örgütlenmişti. İlki, 15 Kasım 2022’de, Rusya’nın Polonya’ya iki füzeyle saldırı düzenlediği iddiasıydı. (Oysa füzeler Kiev rejimi tarafından fırlatılmıştı.) İkincisi de geçen yıl 26 Ağustos’ta Sikorski’nin Polonya hava sahasında “yabancı bir cisim” görüldüğünü söylemesiydi; “cismin” uçurtma mı olduğu anlaşılmadan Polonya’ya gelmekte olan füze ve dronların Ukrayna hava sahasında durdurulması konulu bir kamuoyu yoklamasına giriştiler.
Dron provokasyonundan sonra bu çağrılar arttı. 17 Eylül’de Lavrov, yabancı büyükelçilerle düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, Avrupa’nın siyasi elitini (İlya İlf ve Yevgeni Petrov’un muhteşem taşlaması On İki Sandalye’ye[2] atıfla) şöyle niteledi: “… hiçbir sorumlulukları olmayan ama kendilerini mühim kişiler gibi göstermeyi ve çözümleri konusunda ellerinden hiçbir şey gelmeyecek şeyler, meseleler hakkında konuşmayı seven insanlar.”
Peki mümkün mü bu?
Güç iş, ama imkânsız değil; neticede “daş düşebülüğ, ayu çıkabülüğ”… Gene de iş o noktaya vardığında artık doğrudan çatışma dahil pek çok şeyi göze aldıkları anlamına gelir.
Bununla birlikte, tırmanan provokasyonlar serisi, başka bir şey.
Çok uzun süredir Sovyetler Birliği, eski Sovyet coğrafyası, özellikle de Rusya üzerine çalışıyor ve yazıyorum. Üç buçuk yıldır Ukrayna çatışmasını mümkün olduğunca takip ediyorum. İzlenimim odur ki, Avrupa’nın siyasi elitinde bu adamlar ve kadınlar (özellikle de kadınlar[3]) olduğu sürece her tür yeni provokatif adım sadece mümkün değil, kaçınılmazdır da.
[1] Meselenin bir de maliyet tarafı var. Bild, 11 Eylül günü NATO’nun “Polonya üzerindeki dronları düşürme” operasyonunun 1,2 milyon avroya mal olduğunu yazdı. Gerçekte sadece F-35’lerden fırlatılan üç AIM-9 füzesinin toplam fiyatı 1,2 milyon dolar.
Ama biz başka bir hesap daha yapalım. F-35’in ortalama görev süresi 1,5 saat kabul edilirse, bunun maliyeti yaklaşık 60 bin dolar. Dronları “düşürmek” için iki F-35 ile F-16’lardan başka Mi-24, Mi-17 ve Black Hawk helikopterleri de kaldırıldığı açıklandı. En az bir füzenin daha F-16’dan fırlatıldığı da tesadüfen açığa çıktı — “çatısı dronla uçtu” denilen kulübenin çatısını gerçekte bu füzenin vurduğu anlaşılınca.
Fiyatı 2 bin dolar olarak tahmin edilen bir drona karşılık yaklaşık 2,5 milyon dolar.
[2] Benim de çevirdiğim On İki Sandalye, bir edebiyat klasiği olmaktan başka NEP döneminin en gerçekçi manzaralarından birini çizer.
[3] Siyasi elitin kadınlardan ve “toplumsal cinsiyet” diye anılması moda olan (tamamen yanlış bir kavramdır bu) cinsel-kültürel katmanlardan oluşan kesimi, bugünlerde hâlâ, siyasete katılım sayılıp kutsanıyor. Oysa bu bana daha çok toplumun gözeneklerinde yaşayan insanların faşist hareketler içinde oynadığı rolü hatırlatıyor.
Kaynak: Harici










