GÜNDEMDEN MEVZULAR

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Her müsbet oluşun başı samimiyet.

Samimiyetin olmadığı yerde, müsbet oluştan bahsedilemez. Orada yozlaşma, çürüme, çözülme, bozulma alır başını gider.

24 Temmuz Lozan barış anlaşmasının yıldönümü malûm… Bu sene de her sene olduğu gibi Lozan üzerinden yine sahte kutuplaşmaların kapısı açıldı. Lozan’ın yıldönümü vesilesiyle samimiyetler, samimiyetsizlikler bir kez daha etrafa saçıldı.

Herkes her şeyi eleştirebilir, beğenmeyebilir.

Biz, söylenenin altı dolduruluyor mu, söylenenle yapılan birbirine uyuyor mu ona bakarız.

Ne Lozan’ı körü körüne savunmak ne de zamanın rejimine muhalif olmak adına hak edilmeyen bir eleştireye âlet etmek aklımızdan geçmez.

Hele ki, birilerinin bu karşılıklı atışması, sahte kutuplaşmasında taraf olarak sahte kutuplaşmaya alet olmak yanımıza yanaşamaz.

Sahte kutuplaşmanın başını çeken AKP’nin Lozan’a bakışının en veciz hâlini Erdoğan’ın 10 yıl önceki konuşmasından aktaralım:

“1920’de bize Sevr’i gösterdiler, 1923’te Lozan’a bizi razı ettiler. Birileri de Lozan’ı zafer diye yutturmaya çalıştı. Her şey ortada.”

Bu eleştiri haklıdır, değildir; orası ayrı mesele…

Bunu diyen kim ve ne adına diyor?

BOP Eşbaşkanı değil mi Erdoğan?

Daha iki-üç hafta önce NATO toplantısındaki performası ile övünen zat değil mi kendisi?

Şimdi, BOP Eşbaşkanı’nın Lozan’ı eleştirmesi, hakikatin tecellisne mi yoksa sahte kutuplaşmaya mı hizmet eder?

Lozan’ı beğenmeyen zat, Lozan’da Patrikhaneye verilmeyen hakları şimdi kendisi vermiyor, Patrikhaneyi Ekümenik yapmıyor mu?

Batı Trakya Türkleri üzerindeki haklarımıza niye sahip çıkılmıyor?

Daha nice şeyler sayabiliriz…

Neyse…

Geçelim Ayasofya’nın açılması mevzuuna…

Ayasofya hürriyet sembolüdür ya…

O zaman hürriyet nedir?

Mesele sadece namaz kılmaktan mı ibaret?

Mesele şekil mi, ruh mu?

Buyrun bakalım:

“İsrail’de “İslam Şeriatı Mahkemeleri”nde görev yapmak üzere 5 yeni “kadı” ataması yapıldı. İşgal Cumhurbaşkanı Herzog törendeydi.”

Nasıl haber ama?

Mesele şekilden ibaretse, İsrail İslâm şeriatı devleti…

Ayasofya “bağımsızlık-hürriyet” sembolüdür ve biz bağımsızlığı maddeden öte mânâda bilenleriz. İşin mânâ-fikir yönünde esaret devam ederken, Ayasofya’nın özgürlüğünden bahsetmek de samimiyetsizlikten başka bir şey değil. Ayasofya özgür falan değil. Zaten maddede bile özgür olmadığımız son NATO toplantısı ile bir kez daha tescillenmedi mi?

Üstad, “Ayasofya açılsın!” derken, böyle “yarım oluş”ları mı kastediyordu?

O hâlde?

Dava, AKP’ye prestij devşirmek için mânâları istismar etmeye mi indirgendi yani?

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin