BEKLEYENLERDEN BEKLENENE MEKTUP

Hasan Selame

Takdim: 4 bin yıl üzerinde hapis cezasına çarptırılan, 30 yıldır İsrail zindanlarında olan, bunun 13 yılı tek kişilik hücrelerde geçen Filistinli büyük komutan Hasan Selame’nin geçmiş dönemde tek kişilik hücresinde dostlarına yazdığı mektup… Mektubu okurken, Yılanlı Kuyu’ya, Ölüm Odası’na, Üstad’ın Zindandan Mehmed’e Mektup şiirine de seyehat ediyorsunuz… Ve bir kez daha anlıyorsunuz ki, bütün dünyada mazlumlar, kendilerine uzatılacak o eski bildik eli bekliyor, Anadolu’nun tarihî misyonunu ifa ederek yeniden adalet dağıtacağı günleri özlüyor… Rabbimden, tüm mazlumların intikamını almak şuuruna ermemize vesile olması duasıyla…

Bismillahirrahmanirrahim

Sevgili dostlarım,

Ey artık yaşadıkları dünyayı tanıyamadıklarım!

Ayalon-Remle Hapishanesi günlerinde, size gönderdiğim ilk mektubumda, içinde bulunduğumuz dünyayı anlatmaya çalışmıştım.
Bizler, bütün dünyadan izole edilmiş, unutulmuştuk ve yoksunluğu yaşayalım diye özel hazırlanmış mezarlarda hayat sürüyoruz. Her ne kadar ölüme yakın olsak da ölüm ile hayat arasında, kimilerimizin berzah alemi dediği, bir dünyada yaşıyoruz.
Her şeye rağmen, çektiğimiz acıları, durumumuzu anlatan sesimiz, size ulaştı. Bir şefkat umuduyla değil ama, belki sizinle güçlenmek için, bir mektupla dahi olsa size ulaşmanın vermiş olduğu, sizin dünyanıza ait olduğumuz hissini yaşayabilmek ve sizlere halen hayatta olduğumuzu gösterebilmek için…
Şayet bu ikinci mektubum da size ulaşırsa, Askalan Hapishanesindeki mezarımdan, bilin ki yaşamaya devam ediyorum, ölüler aleminde.

Bu mektubumda artık tanımaz olduğum sizin âleminize ve orada özlediğim şeyler hakkında çok konuşmak istemiyorum…
Güneşiniz mesela;
Her sabah doğuyor mu hâlâ ve batıyor mu?
Gün batımında gökyüzü kızıl olur mu hâlâ?
Eskiden çok eskiden, deniz kenarında gün batımını seyrettiğimi hatırlıyorum. “Deniz güneşi yuttu” derdik… Deniz hâlâ güneşi yutabiliyor mu?
Ay mesela;
Çok mu güzel ay? Yoksa siz de bizim gibi göremiyor musunuz ayı?
Biz bazen yağan yağmurun sesini duyuyoruz; O ses bize sokakta oynarken üzerimize yağan ve taneleri yüzümüze dökülen yağmurları hatırlatıyor, çocuktuk ve yağmur için şarkılarımız vardı bizim…
Cuma namazı mesela;
Hâlâ cemaatle kılınıyor mu? Yıllardır cuma namazı kılamadım. Ama hatırlıyorum; o güzel günleri o güzel cemaatleri… şimdi namazlarımı hep yalnız kılmak zorundayım…yine de sevap kazanıyor muyum acaba?
Bayramlar…
Sizin dünyanızda sayıları arttı mı? Benim hatırladığım bir Ramazan bir de Kurban Bayramı vardı. Uzun yıllardır kendi özel alemimde Her ne kadar sizin dünyanızdan çok farklı da olsa sabah namazlarından sonra mezarımın kapısına gidiyorum, kapının karşısına oturup tekbir getirmeye başlıyorum, kendi sesimin yankılanmasını dinleyip bir bayram havasına girmeye çalışıyorum. Sonra Vakit girince bayram namazını kılıyorum. Sonra ekmek ve şekerden kendi yaptığım tatlılardan yiyip bayramımı sona erdiriyorum.
Özlemlerimiz, çok güzel hayallerimiz var… ancak içimizdeki hayatı öldürmek için özel olarak hazırlanmış bir dünyada yaşıyoruz, hatta sadece içimizdeki hayatı değil geçmişimizi silmek, bütün hafızamızı yok etmek ve bizi hareketsiz bırakmak isteyen bir dünya… vatansız, Filistinsiz…
Ahmaklar, ahmaklar çünkü bilmiyorlar ki bizim hamurumuz bu mübarek topraklarla, Filistin’le, yoğrulmuştur…
Bu mektubumda sizlere anlatmak istediğim ise biraz daha başka bir şey… özlem ve acı…
İnanır mısınız uyumayı özlüyoruz, yavaş yavaş öldüren uyku üzerine bina edilmiş alemimize rağmen, sizler gibi uyuyamamanın acısını çekiyoruz. İşte çektiğimiz bir acı…
Yan yana ve karşı karşıya hücreler, küçük mezarlar, içerisinde yaşıyoruz tamamen kapalı kapıları var her bir mezarın. Karanlığı aydınlatan bir de ışık var, çok keskin, kapının üst tarafında. Sadece dışarıdan açılıp kapatılabiliyor ışık… Gardiyanlar tarafından gece ve gündüz, saatte bilmem kaç defa açılıp kapatılan çok sert bir ışık… böylece yaşadığımız korkunç uykusuzluk veya uykululuk hali…
O ışık üzerinden bizi izliyorlar, kontrol ediyorlar, bazen konuşuyorlar küçük olmasına rağmen oradan çok yüksek sesle rahatsız edebiliyorlar ve üzerindeki demir koruma nedeniyle ne kadar uğraştıysam açamadım. Oradan bütün nefretlerini, kinlerini, ırkçılıklarını ve sadistliklerini üzerimize kusuyorlar…

Bu arada kaldığımız yer, adi suçlardan yargılanan bazı Yahudilerin de bulunduğu bir hapishane. Söz konusu Yahudilerin büyük kısmı uyuşturucu ile alakalı suçlardan tutuklu ve hapishanede yaptıkları tek şey, kendilerini sakinleştirecek birtakım ilaçlar almak için sürekli demir kapı ve parmaklıklara vurup, bağırıp, çağırmak. Önceleri çok rahatsız edici olan bu gürültüyle de neden sonra yaşamayı öğrendik; hatta bir süre sonra bizim için bir nevi müziğe dönüştü.

Sabah başlayıp ertesi sabaha kadar, her vakit başımızın belası olmaya devam eden hücre ışığına dönecek olursak; gardiyanlar özellikle geceleri söz konusu ışıkla yetinmeyip bir de el fenerlerini yüzümüze tutuyor ve böylece, kabirlerimizde, elemimizi ve işkencemizi kat be kat artırıyorlar…

Hatırlıyorum bir kış gecesi soğuktan battaniyemi üzerime çekip yatmaya çalıştığım bir vakit, gece vardiyasındaki gardiyan kontrol için sert bir şekilde kapımı çaldı. Ardından beni görmek üzere el fenerini bana tutmaya başladı. Ondan kurtulmak ve yerimde olduğumu belirtmek için ayağımı battaniyenin altından çıkarıp gösterdim. Mesajı alan gardiyan gitti ama hücre ışığını sadist bir şekilde gürültüyle kapatarak… Ne dersiniz bu sizin âleminizde normal bir şey mi? Mesela uykudayken, televizyon izlerken veya radyonuzdan güzel bir müzik dinlerken her yarım saatte bir böyle bir muameleyle karşılaşsanız. Uykunuz ve rüyalarınız nasıl olurdu acaba söyler misiniz?
Biraz bizimle yaşayın ve görün, hayatımızın nasıl olduğunu; Hem de bitmek bilmeyen seneler boyu.
Rüyalarımız yarım tıpkı yarım kalan uykularımız gibi… Yakında tamama erdirmek ise umudumuz.

Yanımda, ya da kabrimin yanında benim gibi bir esir var. Psikolojik hasta, beni uzlet hayatının ilk yıllarından, henüz iyi olduğu zamanlardan tanıyor. Sık sık bana seslenir, biliyorum ki eğer cevap verirsem hakaret ve küfür edecek. Ancak adımla çağırırsa cevap veriyorum bana küfrediyor ve böylece rahatlıyor ben de rahatlıyorum. O küfrettiği için hastalığın verdiği hırçınlıktan kurtuluyor ben ise ona yardım edemediğimden hissettiğim elemim hafifliyor. O kabrinde zincirlerle bağlı ve hasta, sözümona mukayyet olduğu o halde tedavi ediliyor. Ancak onu her gün öldürüyorlar, yalnız, uzlette, mahpusu hasta eden bir kabirde… Lütfen ona çok dua edin çünkü buna ihtiyacı var…

Bütün bunlara rağmen uykuyu özlüyorum, rüya görmeyi özlüyorum… Şöyle doyasıya bir saat uyumak, çünkü rüya görmek istiyorum… Rüyam ise mütevazı ve basit… Bütün kalbimle Allah’a güveniyorum; Fecir yakındır, zafer yakındır ve özgürlük yakındır!

Sizler yaşadığınız âlemde kendinizle bile ilgilenemiyorsunuz ya, Allah yardımcınız olsun, ben size hep dua edeceğim… Peki ya siz, sizin bana dua etmek için ayıracak bir dakikanız var mı?

Meçhul âlemde, uzletteki kardeşiniz,
Ölüler âleminden, 9 numaralı kabirden,
Hasan Selame”

Aktaran: M. Mustafa Uzun

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin