ŞERİAT GELDİĞİNDE ROMANINDA MÜZİK VE EĞİTİM
Selim Gürselgil
Şeriat Geldiğinde romanına göre, İslâm İnkılâbı’nın ilk başta arasının iyi olduğu tek ülke Afganistan. Ama bazı şeylerde, sözgelimi müzikte ve sanatta, İslâm inkılâbı, Taliban devrimin çıkardığı sonuçları benimsemiyor.
– Biz Osmanlı torunuyuz!
Denmiyor ama, belli ki konuyu oradan alıyorlar. Orada padişahlar, halifeler aynı zamanda büyük bestekârlardır. Marşlar, en sanatlı nağmeler… İmam-ı Gazalî’nin yolundan gidiyorlar; Mevlâna’nın sanat anlayışını tatbik ediyorlar.
Cumhuriyet rejimi gibi bir “alafranga/alaturka” ayrımı da yapmıyorlar. Yalnız kahramanlardan biri diyor ki, “İslâm inkılâbı müzikle alkolün arasını ayırdı” diyor. Böyle Cahiliye dönemindeki gibi dansöz oynatmak, oturak alemleri, Ankara pavyonları, Yunan tavernaları, diskolar, gazinolar, bunlar hep yasak.
İnkılâapçılarda biraz da Konfüçyüs’ün kafası var diyebilirim: “Bir toplumda müzik kötüyse her şey kötüdür”.. Başyücelik Akademyası el atıyor bu işe. Edebiyat ve Güzel Sanatlar Kolu Başkanı Antalyalı Hakan Bey’in üstüne kalıyor istemeden. O da diyor ki:
– İşte iyi müzik, kötü müzik kişiden kişiye değişir diyorlar. Bu doğru değil. İyi ahlâak ve kötü ahlâkın nasıl birtakım kriterleri varsa, iyi sanat ve kötü sanatın da birtakım kriterleri vardır. İnsanları yoldan çıkarmaya mahsus sanatlar kötüdür.
Tabiî bugünkü kapitalizm bu ayrımı yapmıyor. Bilhassa yapmıyor. Çünkü o, kötülüğe ne kadar yol açarsa, kaliteyi pespayeliğe ne kadar kurban ederse, o kadar sağlamlaşıyor; sömürü ve soysuzluk üstüne inşa olmuş bir düzen kapitalizm. Ayaktakımı düzeni, piç kurusu rejimi.
İslâm inkılâbı bunu kesinlikle reddediyor. Yalnız tabiî pek çok noktada tartışmalar bitmiyor. Meselâ en sonunda bir genç kadın çıkıyor, çello sanatçısı, soruyor:
– Niçin filarmoni değil de senfoni?
Hem de Halk Divanı’nda soruyor bunu. Başyüce Hazretleri ve diğer yetkililerin halkın karşısına çıkıp hesap verdiği bir ortamda. Tabiî kendisine cevap veriliyor ama benim aklımda kalmamış, romanda var o kısımlar.
Tabiî bunlar bugünün İslâmcısıyla konuşulabilecek konular olmayabilir. Bugün şeriat dendiğinde genellikle bir bedevî kültürü, bir kargo kült şeklinde alınır. O yüzden şeriat bugünün konusu değil, geleceğin konusu. “ütopya” yani.
Gelecekte bir gün kaçınılmaz olarak bu meselelerin konuşulabileceği nesiller doğar. Onlar Büyük Doğu-İbda denince mal mal bakmaz, İmam-ı Gazalî denince sırtını dönmez, Mevlâna’yı anlamaya çalışır. Şeriat o zaman gökten yere iner.
Ona lâyık nesiller yoksa… Lâyık olmayı bırak, isteyen bile yok. Bak herkes küfürle barışık bir sığıntı, bir karikatür olmaktan ne kadar mutlu!
*
Şeriat Geldiğinde romanına göre;
Eğitim hayatı son kez ve kökten değişiyor. Tüm özel okullar, yabancı okullar, imam hatipler, meslek liseleri kapatılıyor. Bir Umumî Öğretim Müsteşarı var, Maraşlı Mehmed Bey diye. Adam, ekibiyle bir geliyor, devrim yapıyor.
Eğitim, ilkokuldan sonra “örgün eğitim” ve “meslek eğitimi” diye ikiye ayrılıyor. Bir de özürlü çocukların eğitimi var (tabii biz ota b..’a “özel” demiyoruz. 20 ayrı İngilizce kelimenin hepsinin bugünkü türkçede karşılığı “özel”. Kabile dili gibi…)
Örgün eğitimde paralel eğitim de var: Din mektebi, sanat mektebi, hukuk mektebi, sağlık mektebi, asker mektebi, inzibat mektebi gibi) Meslekî eğitimin alanı ise çok geniş: Bütün mesleklere meslekî eğitimden ulaşılıyor. Öyle birinin akrabası, tanıdığı falan olmuyor. Meselâ tüm adliye personeli, tüm sağlık personeli, şoförüne, bekçisine varıncaya kadar bu eğitimden geçmeden sertifika alamıyor.
Yüksek öğretim tamamen değiştiriliyor. Üniversite sayısı azaltılıyor. Üniversiteye tek sınavla değil, bir çok parametreye göre öğrenci alınıyor. Üniversiteyi bitirip de ilgili alanda istihdam edilmeyen (yani boşu boşuna okuyan) bir tek Allahın kulu bırakılmıyor. Nazilerden kaçanların bize bellettiği tüm akademik ünvanlar ve eğitim anlayışı terkediliyor. Eğitim kalitesi tavan yapıyor. Beyin göçü önleniyor.
Dünyanın hiçbir ülkesinde, hiçbir okul, bizim okullarımızdan daha modern, daha kaliteli olamaz anlayışıyla hareket ediliyor. Tesisler, laboratuvarlar, kütüphaneler, oyun alanları, geniş bahçeler, ne ararsan. (Kusura bakmayın da bugün okulla hapishaneyi dıştan ayıramazsın.)
Kız ve erkek ayrı eğitim yapılıyor. Erkekler, orta öğretim ve meslek eğitimi bitiminde 6 ay askerlik eğtimine alınıyor. Kızlara da bulundukları okullarda, meslek ocaklarında sıhhiye, yakın dövüş, silâh tutma kabilinden bir askerî eğitim var. (Tabii ilkokuldan sonra okumama hakkı da var onlara, erkeklere yok.)
*
He, İlâhiyat Fakültesi yok. Onun saçma sapan dersleri “din felsefesi”, “din sosyolojisi”, “din psikolojisi” yok. (Din psikoloji psikolojinin konusudur kardeşim, ne alakası var?) Teoloji eğitimi terkediliyor, taliplisine, en ileri seviyede İslâmî ilimler eğitimi var.
Bir ilkokul mezunu vaiz çıkacak, çevresine adam toplayacak, para toplayacak, Amerika’ya yerleşecek, oradan düğmeye basacak…
Bunlar laiklikte olur. Şeriat Geldiğinde nah verirsin sen kafana göre vaaz!
Haliyle şeriat geldiğinde, öyle öğretmen dövmedir, akran zorbalığıdır, çok büyük maça isteyen konular oluyor.
“Hadi bakalım sen benim öğretmenime bir dokun, ben seni napıyorum? İbret-i alem olursun” diyor Şeriat.
“Okumaya niyetin varsa gel, kim olduğuna bakmam, her türlü imkânı sağlarım. Ama yoksa çıranı yakarım, yine kim olduğuna bakmam” diyor.
Şeriat bu, öyle der zaten: Ezelden beri parolası budur: İyilere cennet, kötülere cehennem!










