DELİLİK ALÂMETLERİ
Selim Gürselgil
Erdoğan öncesi Türkiye ile Erdoğan sonrası Türkiye arasında hiç şüphesiz çok büyük fark var.
Erdoğan öncesinde Türkiye vasat bir Ortadoğu ülkesiydi. Kendi içine kapanmış, sürekli kendi halkını döven ve kendi kendine dövünen, dışa mutlak surette bağımlı sıradan bir ülkeydi.
Erdoğan sonrasında ise bölgenin ve dünyanın önemli aktörlerinden biri haline geldi. Kendi halkını dövmeyi bıraktı, kendi teknolojisini üretmeye başladı, dünyanın çeşitli bölgelerinde ve olayları içinde boy gösterir oldu.
Buraya kadarında muhafazakârlarla hemfikiriz. Kemalizm’in itirazları haksız. Onlar, kendilerinin batıracağı Türkiye’yi, başkalarının çıkaracağı Türkiye’ye hiç düşünmeden tercih ederler. Başkaları; hele de az buçuk dindar ise…
Fakat yakından bakınca muhafazakâr şovun da içinin kof olduğunu görüyoruz. Bu bir kemmiyet cümbüşüdür. Göz aldanmasıdır. Keyfiyetçe Türkiye ileri gitmemiş, bilâkis hiç olmadığı kadar gerilemiştir.
Ahlâk çökmüş, din kirlenmiş, aile viran olmuş, fikir yok olmuş, kültür ve sanata dair tüm göstergeler sıfırlanmıştır. Türkiye’nin kalkınması, daha bağımsız, daha adil, daha insanî bir yer olmasına yol açmamış, daha derinden bağımlı, daha adaletsiz, daha maddiyatçı bir yere dönüşmesini sağlamıştır.
Kemâlizmin gerilemesi, Türkiye’nin çehresini değiştirmiş, hiç olmazsa onu bir muz cumhuriyeti görüntüsünden kurtarmış olabilir. Fakat sorunun sadece Kemâlizm sorunu olmadığı da aynı süreçte ortaya çıkmıştır.
Türkiye, ideâllerin ve ideâlizmin idam sehpası hâline gelmiştir. Dünya görüşü ve fikir haysiyetinden, ahlâk, şeref, namus gibi duygulardan o derece uzaklaşmıştır ki, “Türkiye’yi Kemâlistler yönetse maneviyatını bu kadar hızlı yok edemezdi” dedirtecek raddeye gelmiştir.
Türkiye hastadır. Belki eskisi gibi yatalak hasta değilse de ruhça hastadır. Yatalak kıpırdamış, ayağa kalkmışsa da tımarhanelik davranışlar göstermeye başlamıştır.
Türkiye’nin kurtuluşu ne Kemâlizmde, ne muhafazakâr demokrasidedir. Türkiye’nin kurtuluşu şeriattadır. Yani İslâm inkılâbındadır. Yani Büyük Doğu-İbda’da.










