DEMOKRASİ, OTOKRASİ VE AYDINLAR ARİSTOKRASİSİ

Selim Gürselgil

Biz diyoruz ki, insan haysiyetine en uygun yönetim, davar demokrasisi değil, aydınlar aristokrasisidir. Ve insanlığın bu gerçeği bir gün keşfedeceğine inanıyoruz.

Fakat bugüne kadar ne İslâmcılara, ne de insanı İslâm’ın dışında arayan çevrelere bunu anlatmak mümkün olmadı.

İslâmcılar şeriat deyince, hilâfet deyince, başka yapacak bir şey kalmadığını sanıyorlar. Günümüzde şeriat meselesinin “vasıta sistem” meselesi olduğunu anlamıyorlar. İslâmdışı çevrelerse, İslâm’da insanlığı açmazlarından kurtaracak bir çözüm fikri olmadığını düşünüyorlar.

Biz, modern çağın yönetim felsefesi olarak ortaya konulan düşünceye “davar demokrasisi” derken, hakaret amacı taşımıyoruz. Ki insanlığın “en iyi”ye dönük arayışlarını, bu arayışlar İslâmdışı da olsa, herkesin bildiği gibi, büyük bir ilgi ve belli bir saygı ile takip ediyoruz.

Burada “davar demokrasisi” tabiri, öncelikle, bu sistemin doğasının insan keyfiyeti ve şahsiyetini yok ederek, insanı davar sürüleri gibi kemmiyet (sayı) esasına indirmesidir. Sırasında bir kişi, bir çok kişiye karşı haklı olabilir; fakat bu sistem bunu kabul etmez. Sayı çokluğuna mutlak haklılık atfeder. Zira hak ölçüsü ve dayanağı yoktur; davar çokluğu olarak vardır. Bundan dolayı bazı mütefekkirler bu sistemi, “insanoğlunu ayaktakımıyla yönetme sistemi” olarak görmüşlerdir.

Misal, bu sistemin “kanun yapma organı” olarak oluşturduğu meclise bakalım. Meclisin üçte biri iş adamlarından, diğer üçte biri ise avukatlardan oluşur. Diğer üçte birini doktor, mühendis, ekonomist, sporcu vs meslek gruplarından seçmişlerdir. Bunların büyük kısmı, seçim yatırımı olarak hiçbir devlet tecrübesine sahip olmayan kimselerdir.

Mesela çok iş yapıp çevresinde sivrilen bir müteahhit, çevresinin de teşvikiyle siyasete girer. Siyasetin imkânlarıyla servetini daha büyütme yolları arar. Avukatlar kanunlardan anladıkları için ihtiyaç duyulan bir kesimdir. Ama yüzde 90’ı mecliste mesleğiyle ilgili hiçbir iş yapmaz. Parti grubuna girip liderinin konuşmasını alkışlar. Oylamalara katılıp partisinden gelen talimatları uygular. Daha ziyade de boş boş oturmaktansa, milletvekili havasıyla iş kovalar. Zaten çoğu çoluk çocuğuyla iş kovalamak için oradadır. Sistem, onların başka türlü varolmasına izin vermez. Avukatı, doktoru, mühendisi alıp davar yapar.

Bu sistem, uluslararası arenada da bir davar sistemini andırır. Dünyanın bir tepe yönetimi vardır. En zenginlerle onların işlerini en iyi görenleri bir araya getiren… Bütün ülkeleri bu sisteme dahil olsun diye zorlarlar. Irak’a demokrasi götürürler. Suriye’ye götürmek için ülkeyi altüst ederler. Libya’ya demokrasi götürmüşlerdir. Çünkü ancak demokrasi götürerek o ülkelerin insanlarını birer davar sürüsüne dönüştürebilirler. İnsanlara özgürlük vaadiyle onları köleleştirir, şahsiyet ve haysiyetlerinden koparırlar. Tüketim alışkanlıklarıyla, düşünce biçimiyle, giyim kuşamıyla, ahlâkıyla tek tip insan, yani düpedüz davar haline getirirler.

İşte biz diyoruz ki, bu davar demokrasisinin tek alternatifi şahsî diktatörlük değildir. Şahsî diktatörlük (otokrasi) insan haysiyetine davar demokrasisi kadar uzaktır; o da ayrı bir davarlık biçimidir. Üstelik insanları yok ederken feryad etmek hakkından bile yoksun kılar.

Biz diyoruz ki, kurtuluş “aydınlar arasitokrasisi”ndedir. Aydınlar aristokrasisinde, insan topluluklarını, onların en iyileri yönetir. Orada üstünlük sayılara değil, niteliğe dayanır. Orada en üstün değer, fikir, en mübarek değer, emektir. Orada hiç kimse, kalçasını sallayarak tüyü bitmemiş yetimin hakkını gaspedemez. Orada hiç kimse, maşerî üretime katılmadan varlığına varlık ekleyemez. Orada Nasreddin Hoca’nın “köpekleri salmışlar taşları bağlamışlar” dediği dünya yoktur; orada köpekler bağlanır, taşlar serbest kılınır. Orada kötülüğe ve halka kötülük etmek isteyene göz açtırılmaz. Orada herkes hakkını alır.

Aydınlar Aristokrasisi, İlâhî nizâmı yeryüzünde kurmak demektir. Aydınlar Aristokrasisinde iyiler cennete, kötüler cehenneme erer. Bu anlamıyla aydınlar aristokrasisi, yaratılmışlara halife olarak yaratılmış insanın yaratılış gayesini yerine getirmesi ve gerçek bir hilâfet rejimidir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin