DİNİ İÇTEN YIKANLAR

Yavuz USTA

Yâd Ediyorum

“Kim Müslümandır, kim müslüman değildir, İslâmî ritüeller ile kimleri hâyr ile yâd edelim, kimleri kınayalım?” sorusuna cevap ararken doğal olarak kendimizi Allah’ın adına karar veren, onun adına ödüllendiren veya linçleyen-cezalandıran engizisyon mahkemelerinin papaz savcıları hâkimleri konumuna düşürtüyoruz.

Buna benzer konulara Mirzabeyoğlu’nun yaklaşımı şu minvâldedir:

“- O, küfründe, senin kendindeki imân iddiandan daha tutarlı görünüyorsa?..”

Yâni imân ehli olduklarını vehmettiren, ilân eden, savunan, taraf olduklarını beyan eden havas veya avamdan sayılan kişiler, iddia ettikleri inançlarına rağmen “kâfir” hükmünü verdikleri, tarihe iz bırakmış kişi veya kişilerden daha berbat, daha süfli daha yolsuz-şahsiyetsiz, vatanına ve içinde yaşadığı toplumuna karşı hıyanette bulunmuş, tüm mânevî değerleri şahsî menfaatleri için istismar etmiş, şahsi çıkarlarını halkının çıkarlarına kıyasla önceleyip, inandığı Allah’tan çekinmeden mazlumlara zulmü hükmederek uygulamış ve o hâl üzerine de ölmüş ise? Onları nasıl yâd edelim? Allaha inanmış görünüyorlar diye onları hayır dualarımız ile yâd mı edeceğiz?..

Kişilerin inançlarına göre değil, yaşarken sergiledikleri vatanına ve toplumuna karşı olumlu özverileri değerlendirilip, o değerlendirmeye göre minnet hislerimiz eşliğinde farklı etkinlikler ile yâd edilmesi gerektiğine inanıyorum…

Kim ki üzerinde doğduğumuz, yaşadığımız ve öldüğümüz toprak ve halkımın düşmanlar tarafından işgâlini önlemede-püskürtmede çaba ve cesaret göstermiş, ter döküp emek vermiş, toplumun her bireyinin hâk ve hukukunu gözetmiş, halkının menfaatlerini kişisel menfaatlerinden önde tutmuş, yaşamını bu prensiplere göre şekillendirip nihayetlendirmişse… “Bizlere bahşetmiş olduğu bu tarihî şahsiyetler için Allah’ım sana teşekkür ediyor, onları hayırlı dualar ile yâd ediyorum!” dememiz gerekir düşüncesindeyim…

Onların sana dair inançları, seninle onların arasında ki meselendir; Rahmân da sensin, Râhim de sensin, Şedid ve Hâkim de sensin.

Tevafuk
Müslüman olduklarını iddia eden, İslâmî hassasiyetlerini her daim ima-ihtâr eden zihniyetin geneli, sosyal medyada kaleme aldıkları düşünceleri ile kendilerini nasıl Orta Çağ engizisyon mahkemelerinin savcı-hâkim papazları konumuna düşürttüklerini umutsuzca anlatmaya çalışmıştım… Nihayetinde papazları da geldi ve gitti… Ve bu hassas cenah, sukûtu ikrâr içinde paylarına düşen feyzlerini de almış oldular…

Tartışmalı konu olan Mehdi-Mesih’in tecelli hikmetlerinden biri de dindeki (İslâm) bid’âtleri kaldırması olacak bilgisidir. Bid’at denilince insanların genel kanaati, Peygamber ve dört halifesi devri dışında ibadetlere eklenen uygulamalardır… Benim için ise bid’at çarmıha çivili İsa Peygamber heykelinin boynuna takılmış olan kolyedeki hilâldir…

Bu bid’at, amelden öte itikât meselesidir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin