DEMOKRASİ İLLETİ

Burhan Halit KOŞAN

Adaletin ne olduğunu bilmesem de ne olmadığını biliyorum. İfade hürriyetinin ne olduğunu bilmesem de ne olmadığını biliyorum. Devletin ne olduğunu bilmesem de ne olmadığını biliyorum. Bildiklerim az, bilmediklerim çok olsa da karanlığın içinde her zaman bir çatlak olduğunu biliyorum. Entelektüel mazoşistlerin, profesyonel şüphecilerin, çürük aydınların, beşinci kol faaliyeti yapanların ve kitap yüklü canavarların yönlendirdiği müesses nizâmı yıkmanın zamanı geldi. Aziz Türk milletine parya muamelesi yapan ve İngiliz ırkçılığı ile Yahudilerin üstünlüğünü sürdürenleri onurlandıran müesses nizâm ile putlarını yıkmanın zamanı geldi. Kırk çerisiyle Çin sarayını basan Kürşad’a selâm olsun!

Dinimiz ve dilimiz karmakarışık değildir. Tarihimiz karmakarışık değildir ve özneleri de ikili kategorilerde yoktur. Bizler, yeter ki atalarımızın yaşadığı dönemin ihtilâl bağlamlarını ve hükmettikleri bağlaçları takdir edip takip ettiğimizde ve karınca kararınca çabaladığımızda “Yeni Dünya Düzeni”ni, yani Büyük Doğu İmparatorluğu’nu da inşâ ettiğimizi görebiliriz.

Müesses nizâmın kırdığı kalpleri iyileştirmek, açları doyurmak, çıplakları giydirmek, esaret altındakileri kurtarmak, tutsakları serbest bırakmak, insanlar arasında barışı sağlamak, her bir milleti yeniden inşâ etmek, kayıp kardeşlerimizi bulmak ve kucaklaşmakla başlayabiliriz.

Gramsci’nin meşhur, “Ne eski tamamen öldü ne de yeni tamamen kendini gösterdi” sözü orta yerde dursa da savaşmanın, direnmenin ve kazanmaya cesaret etmenin gerekli veya acil olmadığını düşünen birini hayal etmenin imkânsız olduğu malûmunuzdur.

Güçlü ve yalan söyleyen hatiplerdense hakikati işaretleyen dilsizlerin şahitliğini kabûl eden bizler, bu geçiş döneminin de sancılı ve sıkıntılı olacağının farkındayız. Birbirlerine karşı sahte karşıtlık sergileyen tek kutuplu veya çok kutuplu dünya düzeni tekliflerinin de birbirini domino ettiğini ve soğuk savaş döneminin tiyatrosunun devamı olduğunun da farkındayız.

İster tek kutuplu ister çok kutuplu bir dünya düzeninin, Büyük Doğu İmparatorluğu’nun şiarı olan “herkes için adalet” ilkesinin zafer kazanmasına bir katkısı olmayacağı gibi, “yaşa ve yaşat” prensibinin kazanmasına da bir katkısı yoktur. Selçuklu sultanlarına selâam olsun!

Tek kutuplu bir dünyadan çok kutuplu bir dünyaya geçiş kendi başına iyi ya da kötü değildir.

Hakiki alternatif, ilâhî ilkeler ile ilâhî geleneğe bağlı Büyük Doğu İmparatorluğu medeniyet değerlerinin prensipleriyle, birbirlerinin sahte karşıtı olan tek kutuplu ve çok kutuplu dünya arasındaki farklılığı sergilemektir. Çok kutuplu bir dünya görüşünü desteklemek ve omuz vermek, beşere ait yönetim icatlarını parçalamak için olsa da hakiki alternatifin ilâhî ilkeleri, ilâhî geleneğin erdemlerini yaşamak ve yaşatmakla gösterilebileceğine inanıyorum.

İster tek kutuplu ister çok kutuplu bir dünya arzusunun temelinde demokrasi safsatasının bulunduğunu görebiliriz. İnsanların eşya ve hadiselere şeş beş bakmasının, her bir milletin marifette körelmesinin, her bir insanın beyninin kör olmasının müsebbibi olan demokrasi kesinlikle ve kesinlikle şifa değil, yamyam virüsünü bulaştıran bir hastalıktır. Bu iki teklifle alâkalı bir kenar notu daha düşelim ve sonrasında demokrasi denen deyyusu vuralım.

Tek kutuplu dünya teklifini yapanlar ile çok kutuplu dünya teklifinde bulunanların her ikisi de milletlere “evrensel ilkeler” aforizmasının altında birtakım kurallarını dayatmıyorlar mı?

“Mutlak Bilgi” temeline dayanmayan ve “İlâhî Adalet” ile bağı bulunmayan bu aforizmanın kürsüsü olan sömürgeci üniversiteler ile müfredatın bu palavrayı gece gündüz demeden pazarladıklarını bütün gezegen biliyor. Bu şehvet çağında Roma İmparatorluğu’nun çöküş dönemine ait her bir görüşü janjanlı zarf içinde tek kutuplu veya çok kutuplu dünya teklifini yapanların “evrensel ilkeler” aforizmasının palavra olduğunu ve baştan sona veya sondan başa doğru büyük bir yalan olduğunu büyük bir özgüvenle ifade edebilirim. Efe’m, adalet konferansında, “Evrensel ilkeler falân diye bir şey yok, burada hâkim olanın koymuş olduğu kurallar var! Uyarsan uyarsın, uymazsan uydururlar!” (*) demedi mi?

DEMOKRASİ ŞEFFAF DEĞİLDİR

Büyük Doğu İmparatorluğu’nun teklif ettiği “aydınlar aristokrasisi” teklifinin, mutlak bilginin “emaneti ehline verin” buyruğunun tefsiri olduğuna inanıyorum. “Aydınlar aristokrasisi” ve demokrasi arasındaki farklar teoride açık, kesin, berrak ve altın ile saman arasındaki fark kadar belirgindir. Pratikte ise karışık, karmakarışık değil, cennet ve cehennem arasındakifark kadar belirgindir. Unutma! Kuralları biz koyduğumuzda kazanmak daha kolaydır.

Aydınlar aristokrasisi yönetimindeki bir vatan sathında uygulanacak cezalar şeffaf olduğu gibi, taltif ve takdir uygulamaları da şeffaftır. Demokrasinin hâkim olduğu coğrafyalarda ise cezalar şeffaf olmadığı gibi, taltif, takdir, tebrik, şükran, teşekkür hakları da şeffaf değildir.

Demokrasi ile yönetilen ülkelerde ceza ve ödül hakları şeffaf olmadığı için, her türlü suçu işleği halde her türlü cezadan muaf olan zümreler ve aynı zamanda, işlemediği suçlardan dolayı kaba dayak, işkence, taciz, tecavüz, tecrit, yargısız infazla susturulan kurbanların da olduğunu söyleyebilirim. Demokratik toplumlarda kanunlar şeffaf olmadığı için, toplumun bütün katmanları yozlaşır ve şeffaf olmayan işkence, zulüm, yargısız infaz tehlikesi başlar.

Yozlaşan, çürüyen, çöken toplumlarda şeffaf olmayan envai çeşit zulüm işlendiği bilindiği hâlde nüfusun büyük çoğunluğu ya görmemezliğe gelir, ya teşvik eder, ya hoş görür veya kayıtsızlıkla karşılar. Bu zihniyet sapmasının asıl suçlusu, müsebbibi, ulus devlet anlayışı olduğu için, nüfusun büyük çoğunluğunun müştereken işlediği bu zihniyet suçunu mazur görmeli, hoş görüyle affedebilmeli ve merhamet nazarıyla değerlendirmeliyiz.

Modern ulus devlet fikrinin egemenlik ve vatandaşlık gibi iki sütuna dayandığını bilirsiniz. Egemenlik ve vatandaşlığın matematikteki izdüşümü artı ve eksi, hukukî izdüşümü legâl ve illegâl, ifade üslûbundaki izdüşümü dost ve düşman kelimeleri olduğunu veya kestirme yoldan söyleyecek olursam kapsama ve dışlama ilkeleridir. Egemenlik prensibi dış tehdit anlayışını meşrûlaştırır. Bağımsız olduğunu, kararlarını hür iradesiyle aldığını iddia eden bir ülkenin dış düşman ilân ettiği bir ülke, bir zihniyet, bir figür ve kendine ait bir ütopyasının olmaması egemenliğinin de olmadığının alâmetidir. Sorgulama, tanımı gereği muhtevasında birtakım tehlikeleri barındırsa da bir bilmece sorayım: Türkiye’nin düşman ilân ettiği bir ülke var mı?

Egemenliği olmadığı için bağımsız olmayan, kendi hür iradesiyle karar alamayan ve bütün bunlardan dolayı dış düşman tanımlaması da olmayan bir ülke, otomatik olarak iç bünyede iç düşmanlar ilân etmeye mecbur kalır. Müesses nizâm kurulduğu ândan itibaren, içeride düşmanlar icat etmeye başlamadı mı? Mütedeyyin olanlar darağaçlarına ve vatanperver çocuklar tabutluklarda her türlü ezaya ve cefaya maruz bırakılmadı mı?

Modern ulus devlet fikri, çok az kişinin fark edebileceği hileleri barındırır: Ulus devletleri milletlerin kendileri değil, milletlerinin mukaddesatına ve dünya görüşlerine aykırı oldukları hâlde egemen olan bir zümrenin kendi çıkarlarına göre şekillendirmesiyle ortaya çıkmıştır.

Bundan dolayı da ulus devletler birçok halk katmanını dışlamıştır. Dışlanan zümreler ki, inanç azınlıkları olabildiği gibi, yerli halkın bizatihi kendisi de potansiyel olarak iç düşman ilân edilir ve etkili bir şekilde dönüştürülmeye maruz bırakılır.

İç düşman ilân edilen zümreler içinde en tehlikeli görülen, fikir sahipleridir. Fikir sahipleri, devlete hâkim çetenin çıkarlarını tehlikeye attığından dolayı ya makam ve parayla satın alınır ya itibarsızlaştırılır veya ebediyen susturulur. Demokrasi deccalı şeffaf olmadığı gibi, zulüm araçları da şeffaf değildir. Devleti ele geçiren çete veya çeteler, tehlikeli fikirler taşıdığına inandığı insanlar için “devlet güvenliği”, bana göre “çete güvenliği” repliğiyle muhalif olan her bir fikir sahibini, çetenin politik ve ekonomik çıkarlarını sekteye uğratacağı endişelerinden dolayı cezalândırmak için tercih ettikleri bir numaralı palavralarıdır.

MEDYA TETİKÇİ, ZULÜM KÜRESEL

Rüşvet, yolsuzluk, hırsızlık, din, dil ve yerli halk düşmanlığı ile liberal ekonomi doğrudan bağlântılı olduğu için, her bir ulus devletin yerel devlet çetesi, bu anlayış üzerinden anlaşır ve birbirlerini desteklerler. Aynı zamanda kendilerine sadık olanları iktidarda tutmak, aykırı olanları tasfiye etmek için de kullândıkları bir faaliyettir. “Softalar çoğaldı, haddi aştılar”…

Ulus devlet palavrası altında kendi çete faaliyetlerini yürüten yerel şebekeler, küresel ittifak yaparak illegâl faaliyetlerini medya ve sosyal ağlar vasıtasıyla işledikleri canice cürümleri, adi suçlarını ve soykırımlarını basit kınamaya dönüşmesini sağlarlar. Bu durumda şeffaf olmayan bir şekilde zulüm edenlerin korunmasını ve zulüm altında inleyenlerin etkisiz hâle getirilmesi hedeflerine ulaşırlar.

Modern ulus devletler nezdinde fikir sahipleri tehlikeli addedildiği gibi, fikirleri kendilerinden de tehlikeli görülür. Medya, sosyal ağlar, mahkemeler vasıtasıyla dezenformasyon başlar. Dezenformasyonun amacı, bir fikri bir görüşü veyahut bir ifadeyi illegâl, gayrimeşru ve yasadışı ilân etmek, toplum nezdinde tehlikeli görülmesini ve yasaklânmasını sağlamaktır.

Bu sağlandıktan sonra toplumlar bir fikrin tehlikeli olduğu için yasadışı olduğuna inanmaya başlar. Medyanın tetikçilik yaptığı bu düzende, zulüm, küresel ve müştereken işlenir.

Modern ulus devletlerin İnterpol gibi uluslararası düzeneği de vicdan sahiplerini izlemek ve düşman olarak işaretlenen hedefi elbirliğiyle boğmak, “Kırmızı Bülten” yoluyla ya yaşayan ölü haline getirilmesi veya infaz edilmesini sağlamayı amaçlar. Yasadışı ilân edilen insana ait fikir, görüş ve ifadesi de yasadışı olarak görüleceği için, yeryüzünün hemen hemen her bir metrekaresinde kendisini bir fikre veya insanlığa adayan bir profile karşı küresel nefret dalgası oluşur. Hülâsayı kelâm, insanlık demokrasi illetinin bulaştığı hasta durumundadır.

Başta kendimiz olmak üzere, insanlarımızı ve bütün insanlığı demokrasinin illetinden ve zilletinden kurtarabilmemiz için yeryüzünün vicdan sahipleri ile müşterek hareket etmeye, “Aydınlar Aristokrasisi” yönetim tarzı dışındakilerin bir çıkmaz sokak olduğunu anlamalarını ve inanmalarını sağlamalıyız. Kâinat denizinde mini minnacık bir balık olsam da balıklar da örgütlenir gülüm! Emirim Timur Han’ın Allah’ı, İsa Resûlün Rabbi “OL” dedi mi, balıklar da zafer kazanır gülüm!

Mim, Mim, Mim, Sin, Sin, Sin ve Adalet
Kum kaynıyor kuzum, deniz çok dalgalı
Ağaçlar, unuttuğumuz alfabenin harfleri
Davulu dövüyor cinler, tozunu öğütüyor
Duvar örüyor periler, nehirlerin arasına
Balıklar örgütlenmiş marşları dillerinde
Mim, Mim, Mim, Sin, Sin, Sin ve Adalet

*Salih MİRZABEYOĞLU, “Adalet Mutlak’a” Konferansı

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin