SEFERBERLİK ÜZERİNE NOTLAR

Oğuz BEKDEŞ

* Sıradan insanlar da toplumu yönetebilir, ancak bunu yapabilmeleri için gerekli yapıları inşa etmemiz gerekir.

* Lâzım olan bir teori değil, kullanılabilir bir strateji.

* Çünkü teori ancak gerçeklikle temas ettiğinde anlam kazanır.

* Modern hayat, işlevsizlik ve hiçbir şey yapılamayacağı genel hissi altında içten içe çöküyor. Yapay zekâ ve ekonomik şoklar istikrarsızlığı artırıyor. İnsanlar bunu hissediyor ve çoğu kişi kendini kapatarak, bundan kaçınarak veya hayallere tutunarak başa çıkıyor.

* Bu kaçınma uzun sürmeyecek. Gerçeklik pazarlık yapmaz. Kopmalar eninde sonunda yaşanacak.

* Dolayısıyla soru, işlerin değişip değişmeyeceği değil… Soru, ihtilâl gerçekleştiğinde onu kimin şekillendireceği.

* Modern aktivizmin kahir ekseriyeti aşina olduğumuz bir kalıba sıkışmış durumda: Binlerce değerli proje, kampanya ve yerel teşebbüs; her biri iyi işler yapıyor, ancak genellikle ortak bir stratejik vizyondan mahrum.

* Yeterince grup kendi payına düşeni yaparsa, daha büyük bir gücün bir şekilde kendiliğinden ortaya çıkacağına dair örtük bir inanç var.

* Belki. Ama muhtemelen gerçekleşmeyecek.

* Kitlesel seferberlik; bu tesadüfen meydana gelmez. Bu, birileri bir yerlerde, küçük olanı büyük olana bağlayan bir yol tasarladığı için elde eder.

* Ölçülebilir, daimi değerlendirilebilir yerel seferberlik, iş birliği yapan ağlar ve topluluk gücünden devlet gücüne doğru güvenilir bir yol. Ölçeklenebilir yerel seferberlik, iş birliği yapan ağlar ve topluluk gücünden devlet gücüne güvenilir bir yol.

* Strateji, akıl oyunları değil, çabayı ivmeye dönüştüren şeydir.

* Kötü adamların ve onların kötü rejiminin ne kadar berbat olduğunu sıralamak, ivme kazandırmıyor. Eski tas eski hamam durumu devam ediyor. İnsanlar zaten biliyor. Önemli olan daha iyi bir şey için şartları oluşturmak; sadece çöküşe direnmek değil, eski düzen yıkılırken dünyayı yeniden şekillendirmek.

* “Halk gücü”, sıradan insanların kendilerini örgütleyerek gerçeği yeniden şekillendirebilecek bir güç haline getirmelerinin adıdır.

* Evet, bu teknik bir konu. İşin inceliklerini ele almayı gerektiriyor. Ancak sadece yorum yapmak isteyenlere değil, işi gerçekten yapmak isteyenlere dair.

* Sosyal gerçeklik karmaşık sıçramalarla değişiyor.

* Ekseriyetle, itiyorsunuz ve hiçbir şey değişmiyor. Projeniz akamete uğruyor. Sonra bu başarısızlık gibi geliyor. İşte burada yenilgicilik yeşeriyor.

* Ancak bazen vesileler yumağı devreye giriyor. Aynı iş aniden katlanarak artıyor. Hiçbir şey olmuyordu ve sonra patlama yaşanıyor.

* Soru şu: Tesadüf ve kaos yoluyla patlamanın ortaya çıkmasını umarak bekleyip duracak mıyız, yoksa karmaşık şartları tasarlamayı mı öğreneceğiz?

* Pozitif geri dönüşler üreten yapılar, alışkanlıklar, işe alım yöntemleri, eğitim ve siyasî çerçeveleme…

* Bir tükenmişlik söz konusu. İnsanlar varoluşa dair tehdidi bütün gün zihinlerinde tutamazlar, hemen kendilerini kapatırlar. Liberal siyaset genellikle teknik söylemlere sığınarak varoluşa dair sonuçlardan kaçınır. Kaçış yolları: İnkâr, milliyetçilik, günâh keçisi arama vs. Gerçeğe bakmaktan daha kolay geliyor.

* Bu durum kalıcı olmayacak. Sistemler kaçınmayı umursamaz. Kopmalar her halükârda yaşanacak ve yaşandığında siyasî olgunluk önem kazanacak. İnsanlar soracak. Kim karar veriyor? Kimin elinde güç var? Güç nasıl kullanılıyor? Bozulan sistemin yerini ne alacak?

* Yerel ve sosyal konulara yönelik stratejik bir kayma söz konusu. İnsanlara ulaşmak, barınma, gıda temini, hayat maliyeti gibi temel problemlere odaklanmak ve sadece çevrimiçi ortamlarda veya aktivist çevrelerin içinde değil, gerçek topluluklarda koalisyonlar kurmak.

* Bu durum, hareketlerin her zaman karşılaştığı bir gerilimi de beraberinde getiriyor. Eğer sadece “saf” siyaset yaparsanız, önemsiz hâle gelirsiniz; sadece palyatif çözümlerle, idarî bir yapıya bürünme ve sistemik ufku kaybetme riskiyle karşı karşıya kalırsınız. Buradaki vazife, her ikisinin de güçlü yönlerini birleştirmek; insanlarla bulundukları noktada buluşmak ve derin değişime giden bir yol inşa etmektir.

* Örgütlenmenin gizemli yönlerini bir kenara bırakırsak, çoğu şey tek bir soruya indirgeniyor: Gerçekte ne katlanarak artıyor? Gelecek hafta, gelecek ay, gelecek yıl daha büyük bir çıktı üreten küçük girdi nedir?

* Gerçek dünyaya çıkıyorsunuz, bir şeyler deniyorsunuz ve müsbet bir geri dönüş oluşturan tekrarlanabilir hamleleri arıyorsunuz. İşte acı gerçek: Kitlesel hareketler sadece olumlu enerjiyle ayakta kalamaz. Altyapıya ihtiyaç duyarlar: Eğitim, toplantı alanları, malzemeler, seyahat, iletişim, koordinasyon. Ve bu da para gerektirir.

* Çoğu insan kira ödemek zorunda olduğu için hareketin inşasına tam zamanlı olarak katkıda bulunamaz. Bu nedenle hareketin kendi kendini idame ettirebilmesi, birkaç cömert zengin insanın kendine özgü siyasî görüşlerine bağımlı olmasını gerektirir. Pratikte bu, sıradan insanların projeye güvendikleri ve kendilerini onun bir parçası olarak hissettikleri için düzenli aidat ödemeleri anlamına gelir.

* Eğer bu sorunu çözmezseniz, küçük çaplı bir yerel projeyi yürütmekle sınırlı kalırsınız. Faydalı, iyi, hatta güzel olabilir; ama rejimi durduramaz veya yaklaşmakta olanın boyuna yetişemez.

* Dolayısıyla asıl örgütlenme sorunu şu oluyor: Binlerce insanın bir kez değil, sürekli olarak bağlılık göstermesini sağlayacak unsurlar nelerdir?

* Pilotlar, prototipler, tekrarlamalar…

* Bu cevapları, altı ay boyunca bir odada oturup, toplumu mükemmel bir şekilde haritalandırabileceğiniz bir makine gibi “strateji düşünerek” elde edemezsiniz. Bu, mekanik mühendisliği değil…

* Bir pilot uygulama basitçe şudur: Sosyal alana girersiniz ve bir şeyler yaparsınız. Kapıları çalarsınız. İmza kampanyası düzenlersiniz. Bir belediye meclisi üyesine lobi yaparsınız. Bir toplantı düzenlersiniz. Bir şey talep etmeye çalışırsınız. Sonra neler olduğunu izlersiniz.

* Çoğu zaman işe yaramaz.

* Çoğu zaman yarısı işe yarar, yarısı yaramaz. Can sıkıcıdır, ama asıl önemli olan da buradadır. İnce ayarlar yaparsınız, yinelersiniz, tekrarlarsınız. Zamanla, katılımı ikiye katlayan, dönüşümleri artıran, bağlılığı güçlendiren ve liderliği derinleştiren küçük tasarım seçimlerini bulursunuz.

* Çoğu “ani başarı”nın ardındaki gerçek sır bu: Dahilik değil, sürekli deneme yanılma yöntemi.

* İnsan fıtratı: Sosyallik ve yakınlık.

* Seferberliğin altında yatan iki basit belirleyici faktör vardır.

* Sosyal etkileşim: İnsanların sadece bir kişinin kendilerine hitabını duymak yerine birbirleriyle konuşması. İnsanlar birbirleriyle ilişki kurduklarında, rahatladıklarında, birbirlerine güvenmeye başladıklarında ve kendilerini değerli hissettiklerinde, harekete geçmenin yayılacağı dokuyu oluşturursunuz.

* Yakınlık: Zaman, duygu ve mekân açısından ne kadar yakın olduğu. Bir sonraki eylem bir ay sonra ise insanlar unutur. İlişki ticari bir işlem gibi geliyorsa, uzaklaşırlar. Toplantı uzakta ve garip bir yerde ise gelmezler. Mesafeleri kapatın, katılım artar.

* İnsanlara ne yapmaları gerektiğini söylemek genellikle başarısız olur. İnsanlar, elinizde reçete ve megafon olduğu için katılmazlar. Onlar, eyleme geçme, bağlantı kurma ve sahiplenme duygusu hissettikleri için katılırlar. İnsanların yanına gidersiniz, onları dinlersiniz, yukarıdan aşağıya talimat vermek yerine, kendi kendine yönlendirilen radikalleşme için şartlar oluşturursunuz.

* Pekala bu düpedüz bir manipülasyon değil mi?

* Evet, bir doğruluk payı vardır. Tüm sosyal etkileşimler çerçeveleme içerir. Ancak daha büyük bir gerçeklik var: Sosyal alan zaten manipülatiftir. Neoliberal hayat insanları uyum sağlamaya, rekabet etmeye, kendi içine çekilmeye ve güçsüzlüğü kabullenmeye alıştırıyor. Hayalleri ve kolektif eylemi aşındırıyor, sonra da ortaya çıkan sefaleti “şahsî başarısızlık” olarak etiketliyor.

* Dolayısıyla iyi bir organizasyon plânının amacı kontrol dayatmak değil, eylemlilik duygusunu, özellikle de kolektif eylemliliği yeniden kazandırmaktır. İnsanların birlikte hareket edebileceklerini ve eylemin önemli olduğunu keşfetmeleri.

* İnsanlar genellikle şefkatli, sosyal açıdan duyarlı oluyorlar; ama aynı zamanda umutsuz ve alaycı da olabiliyorlar. Bunun sebebi umursamamaları değil, bir çözüm yolu göremiyor olmaları. “Bununla ilgili hiçbir şey yapamayız.İşler böyle yürüyor işte.” diyorlar. Bu teslimiyet insanları içten içe kemiriyor.

* İyi bir organizasyon bunu kesintiye uğratır. Bunu ders vererek değil, “bir şeyler yapabiliriz” duygusunu yaşanmış bir tecrübeyle sunarak yapar.

* Devrim kelimesi sıradan bir kelime haline geldi.

* Neoliberal dönemin sonlarında “devrim” bir şaka haline geldi: Tarihin sonu düşüncesi, sistemin temelde iyi olduğu ve sadece ufak tefek ayarlamalara ihtiyaç duyduğu fikri. Bu yüzden güvenli kelimeyi bulduk: Aktivist yetişkinler, dünyayı bir başkaları yönetirken yaygara koparan tuhaf insanlar.

* Ama dünyayı aktif olarak yok etmekten daha “aktif” bir şey yoktur.

* Devrimcinin kullanışlı, romantik olmayan bir tarifi şudur: Bozuk bir sistem içinde daha iyi politikalar için lobi yapmakla kalmayıp, yani rejimin devamı üzerine politika üreten sistemi değiştirmek isteyen kişi.

* Devrim ütopik değildir. Kalıcı bir mutluluk vaadi de değildir. Pratik bir iddiadır: Farklı bir sistem daha etkilidir ve bu etkililik kitlesel çöküşü önler. Bütün mesele budur.

* Öyleyse soru şu oluyor: Rejimi devirmek ve sistemik değişimi zorlamak için insanları yeterince hızlı bir şekilde nasıl harekete geçirebiliriz?

* Burada yerel, coğrafî bir topluluğu harekete geçirmekten bahsediyorum. Bunalımlı kırsal kasabalar, küçük şehirler, büyük şehir alanları, liberal duyguların ve yabancılaşmanın bol olduğu yerler. İnsanlar kayıtsız değil, tükenmiş durumdalar. Kolektif eyleme giden bir yol göremiyorlar.

* Bu insanları harekete geçirmek… Bunu büyük ölçekte yapabilirseniz, nihai hedefe çok yaklaşmış olursunuz.

* Topluluk örgütlenmesinde farzedilen bir ideoloji vardır: Yavaş ilerleyin, yıllarca inşa edin, kopmalardan kaçının, çatışmalardan kaçının vs… Ve açıkça söylemek gerekirse, bu gelenekte saygı duyulacak çok şey var. Derin kökler önemlidir. Uzun vadeli örgütleyiciler genellikle bir yerdeki en iyi insanlardır.

* Ama şu anki durumumuz için bu yeterli değil.

* Yavaş bir model,sistemik değişim için gerekli seferberlik ve kolektif gücü güvenilir bir şekilde üretemez. Üç problem sürekli olarak ortaya çıkar.

* Yavaşlık kültür haline gelir. “Gelecek ay görüşürüz.” İvme kaybolur. İnsanlar unutur. Sistem devam eder.

* Çatışma korkusu felce dönüşür.

* Tuhaf bir tevazu, hayallerimize ulaşmayı sınırlar. Ötesini yasak bölge olarak görmek bir ilke değil, bir atalettir.

* Bazen bir kırılma büyüyü bozar ve her şey hızlanır. Bazen de olmaz. Öyleyse soru şu: Her şey normal gözükürken bir kırılmayı kendimiz gerçekleştirebilir miyiz?

* Bazen hız daha akıllıca bir yol olabilir. Bunun bazı sebebleri var.

* Hız, kolektif eylem sorununu çözer. Çoğu insan kapı kapı dolaşarak insanları ikna etmeye çalışmaz çünkü başka kimse yapmıyorsa anlamsız gelir. Bu bir koordinasyon sorunudur. Çünkü herkes evde oturup eylemin yalnız ve boşuna olduğunu düşünüyor.

* Ama bir kere çok sayıda insan bunu yapmaya başlayınca, durum değişiyor. Sosyalleşiyor. Normalleşiyor. Heyecan verici hâle geliyor. İşin püf noktası, yalnızlık merhalesini hızla atlatmak; böylece insanlar bunun gerçekleştiğini görebiliyor .

* Hız, heyecan oluşturur. Ocak ayında buluşup bir sonraki toplantının Nisan ayında olacağını söylerseniz, yerel hafızaya hiçbir şey yerleşmez.

* İnsanlar alışılmadık olanı tekrarlar.

* Drama, kendi başına bir gösteri değildir. İçtimaî bir aktarım aracıdır.

* Hız, bürokratikleşmeyi durdurur. Yavaşlarsanız, teşkilat amacını takip etmek yerine kendini savunmaya başlar. Toplantılar risk yönetimiyle dolar. Fonlamayı kaybedecek miyiz? Polis gelecek mi? İtibarımıza zarar verecek miyiz?” Teşkilat, yapılan işin değil, kimliğin kendisi hâline gelir.

* Varoluşa dair bir krizde, bu ihtiyat daha büyük bir risk hâline gelir; mevcut rejim ise hızla hareket eder ve tempoyu belirler. Devrimci faaliyet istikrarlı topluluk örgütlenmesi değildir. Ataleti stratejik olarak bozmaktır. Bir şekilde hızı ve baskıyı artırarak çıkmazı kırmak gerek.

* Bu, seferberlik teşebbüsünün başlangıç noktasıdır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin