LÂNETLERE MÜSTEHAK BİD’ATÇİLER ve FİTNEBAZ MÜNAFIKLAR HAKKINDA ZARURÎ BİR AÇIKLAMA
Ramazan’a girerken, her yıl tekrarlanan “Hilâl’in görülmesi – rûyet” mevzuuyla alâkalı olarak aşağıdaki notu yayınlamıştık:
1447 RAMAZAN HAYIRLI OLSUN – MÜSLÜMANLARA RAHMET, BİDATÇİLERE LÂNET
İslâm ülkelerinden Ramazan hilâlinin görüldüğüne dair haberler gelmeye devam ediyor. Buna göre 1447 Ramazan ayı yarın başlıyor. İslâm âleminin çoğunluğunda ilk teravih ve ilk sahur bu gece…
Ama…
Rûyeti inkâr ederek, “illâ ki biz hilâli ölçüyle tespit ederiz, hilâl görülse bile görüldü saymayız” diyen bidatçi anlayışa göre, Ramazan, yarın değil de bir güne başlayacak. Böylece Ramazan’ın ilk günü oruç tutulmayacak. Hatta bu bidatçilere göre, bayram girdiği hâlde bayram saymadıklarından dolayı, bayramda oruç tutmak haram olduğu hâlde, millete oruç tutturmaktalar.
Bir Ramazan daha bidatçilerin kendi kafalarına göre din ihdas etmeleri ile başlıyor.
Allah’tan Ramazan’ı Şerif’de müslümanlara rahmet dilerken, Ramazan’da oruç tutulmasına mani olurken, bayramda oruç tutturan bidatçi ve İslâm düşmanlarına da lânet ediyoruz.
Bu notumuza istinaden, Ramazan’ın başlamasını hilâlin görülmesine değil de ölçüme bağlayanlara bidatçi dememizin ağır olduğunu ifade edenler oldu. Meseleyi nereden aldığımızın görülmesi bakımından, Üstad Necip Fazıl’ın İmân ve İslâm Atlası eserinden ilgili bölümü aktarıyoruz:
HİLÂLİ GÖRMEK
• Ramazanda en nazik işlemlerden birisi 1 Ramazan ile 1 Şevvâl gününün emin şekilde tespitinde… Kamerin incecik bir kıl gibi görünüp uçuverdiği gece o ayın müjdecisidir ve bu görünüşün ismi hilâldir.
• İslâmın ve bayrağımızın remzi olan hilâli tespitte dünya üzerindeki müslümanlann gözlerinden başka şahit kabul edilemez. İlim dedikleri hesapların sözde bilgi kibirinden başka mânâsı olamaz. İlim yanılabilir, fakat göz, görebildiğinde aldanmaz. Limanı gören gemi kaptanımn pusulaya ihtiyacı olamaz. İşi ille hesaba dökmek isteyenlerin inadı, hasta iyi olduktan sonra ilâç vermeye kalkışan (formalite) yobazı doktorun ısrarına benzer. Hesapta «ilmelyakîn» varsa, görmekte «aynelyakîn» var… Ve esasen oruç emri böyle başlayıp böyle gittiğine göre yine böyle devam etmesi gerektiğini anlamamak ve dini birtakım ilim kılıklı cehaletlerin emrine vermek ne idraksizlik!.. İşte kötü bid’at örneğinin ta kendisi ve çağ dışı olmak yerine çağ içi en (modern) şekli!..
• Ramazanda, ilim dedikleri, hakikatte birbirinin yanlışını çıkarmaya memur bilgi tezgâhtarlarının hatası şuradan bellidir ki, bir kerecik olsun tayinleri doğru çıkmamış ve bildirdikleri gün daima önceye değil, 1 gün sonraya gelmiştir. Önceye gelseydi, diyebilirdik ki, müslümanlar hilâli 1 gün sonra gördü; ya evvel görenlerin gözleri neye tesadüf etti? Hilâl yerine bir gök taşına mı? Bu meselede anlayışsızlık yürekler acısıdır, ve Bayram gününedek uzandığı için müslümanları haram günde bile oruç tutmaya zorlayıcıdır. Eskiden, haberleşmenin zor olmasına ve her mıntıka kendi görgü şahitlerine dayanarak iş görmesine rağmen bozulmayan düzen, şimdi Filipinlerde bile Hilâl görünse bir anda dünyaya yayılabileceği mesut şartlar içinde bedbahttır. Niçin öbür İslâm ülkelerinde ilme itibar yok da bizde var? Zaman ve mekân dışı yaşıyoruz da onun için… Asıl ilim ilmi anlamaktır.
• Hadîs emri «Oruca hilâli görmekle başlayımz ve eğer görmek mümkün olmazsa Şaban ayını 30 gün sayarak ertesi günü Ramazan kabûl ediniz!» meâalinde iken bu işde gayretkeşlik, budala bir nâdânlıktan başka bir şeye yorulmaz.
• Havanın açık bulunduğu şartlarda hilâli görmemek mümkün olamaz; bütün dünyada da kapalı olması imkânı düşünülemez… O hâlde bunca basit bir işde bu gaflet ne demek ola?.. Dünyanın bir yerinde iki müslüman ve adil şahit «gördük!» der demez gerçekleşecek ve o ânda bütün İslâm âlemine yayılabilecek bir vâkıa üzerinde bu çekişme abestir.
• Şeriatte, mevkiin en yüksek yerine çıkıp göğü tarassut eden iki adil müslümanın şahitliği yeterlidir. Ramazan içinde de büyüyen ayın kaçıncı gününü kaydettiği belli olacağına göre Şevvâl’in ilk gününü tespit kolaylaşmaktadır. Bütün zorluk bazı kamerî aylarının 29 çekmesinden doğmakta ve bunun çaresi de yine rûyete dayanmakta… O halde?
• Bu şartlar altında müslüman Türk’e vazife, intibaksızlık, görüldü mü, son gün oruç tutmayıp Bayram çıkar çıkmaz ilk ve son olarak iki günü kaza etmek… Birinde «ya geç kaldımsa?», öbüründe «ya haram güne tesadüf ediyorsam?» kaygısı…
• Bu şekilde rûyet, «Kifayet Farzı» olarak vâcip…
• Siz farz ve vâciple alıp vereceği olmayanlara göre değil, emriyle oruç tuttuğumuz Allah’ın gösterdiğine göre iş görünüz. Bu bahiste bilgiçlik ve müneccimlik iddialarına itibar olmadığı en eski devirlerden beri İslâmî bir ölçü…
*
Bizim için Üstad Necip Fazıl’ın İmân ve İslâm Atlası eserinde yazdıkları esastır. O eserden aktardığımız yukarıdaki bölüm okunduğuna göre, mezkûr şahısları niçin bid’atle suçladığımız anlaşılacaktır. Kısaca, rûyet esastır ve bu esasa rağmen, “ben ölçüp biçeceğim” demek, bid’attir. Adam orada “hilâli gördüm!” diyor, bu tutmuş, “hayır, ben ölçtüm daha görülemez!” diyor. Kaldır kafanı pencereden dışarı bak, görünüyor işte. Daha neyin ısrarı bu? Üstad’ın ifadesiyle, liman görünmüşken pusulaya bakmak ne demek?
Bu bid’at, ikiliğe, fitneye, nifaka yol açması hasebiyle de, münafıklıktır. Nifaka sebep olana münafık derler…
Bir de bu bid’ati savunan belâmlar türedi. Hem de Büyük Doğuculuk iddiasıyla ortalıkta arzı endam eden hoca kılıklı, âlim kılıklıları da dahil…
Bu bid’ati savunurken de, güyâ hızlı Filistincilik yaptıklarına ayrıca şahit olduk. Neymiş efendim, Türkiye dışında hilâli gördük diyenler Gazze’de yaşananları görmüyormuş… (Gazze’de kendilerinin ne gördüğünü, Trump’ın Barış Masası’nda yer alarak ortaya koydular.)
Vay be!..
Meseleyi nereye getiriyorlar, görüyorsunuz. Nifak ve münafıklık apaçık tecellî etmeye başlıyor.
Kaldı ki, ölçü Gazze ise, Gazze “biz hilâli gördük!” diyerek Ramazan’a bizden önce başladı.
Yani mesele hilâli görmek üzerine fıkhî ya da ilmî bir tartışma olmaktan çıkarılıp, AKP iktidarına meşruiyet sağlamak için bid’atleri bile savunmak üzere, belâmler eliyle, doğru-yanlış akla ne gelirse sıralamaya döndü.
İşte, fitne böyle gelir…










