ERDOĞAN’A BAHÇELİ DARBESİ

Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Açılım sürecinin esasında Türkiye’yi Telegram rejimi hâline getirmek için tezgâhlandığını daha önce ifade etmiştik. Kısaca özetlersek: Emperyalistler artık Türkiye’yi salt Kemalist söylemlerle kontrol altında tutamayacaklarını gördüklerinden, yeni bir Cumhuriyet kurma ihtiyacı içinde, bu yeni Cumhuriyet’in ideolojisini Kumandan Mirzabeyoğlu’na yaptırmak istediler. Zihin kontrol ve işkence cihazı olarak Telegram, bu siyasî gayeyi elde etme yolunda Kumandan’ı bu projede yer almaya ikna etmek için kullanıldı. Kumandan Mirzabeyoğlu buna karşı koyduğu, projeyi bozduğu için de Telegram cihazı ile tansiyonunun yükseltilip beyin kanamasına yol açılması sûretiyle katledildi. Kumandan’ın reddettiği emperyalizmanın kurguladığı yeni Türkiye’nin ideologluğu, açılım sürecinde Kurucu Önder denilerek bu defa Öcalan’a atfedilmekte.

Bu kısa özetten sonra, meselenin saray içi darbe yönüne göz atalım…

Bahçeli bugün Türkgün gazetesinde yayınlanan açıklamaları ile -emperyalizma adına koçbaşı olarak- süreçte yeni bir hamle daha yapmış oldu. Buna karşılık bütün gözler Erdoğan’a çevriliyor ve sürecin tıkandığı, donduğu söylenerek Erdoğan inisiyatif almamakla, elini taşın altına koymamakla suçlanıyor.

Erdoğan ise sürecin sonunda tasfiye edileceğini gördüğünden süreci yavaştan alıyor.

Bahçeli’nin sırtında yumurta küfesi yok, bütün yük Erdoğan’da. Ve Erdoğan Bahçeli gibi “kimsesiz” değil. Bahçeli kimsesiz olmanın rahatlığıyla, daha önce Ecevit’e yaptığı gibi ceketi alır giderim havasında ama Erdoğan öyle değil; ceketi alıp gidemez. Geride bırakamayacağı kimseleri var… 15 Temmuz’dan sonra Bahçeliye mecbur kalan Erdoğan, bu mecburiyetin darbeye kadar gidecek süreci tetiklediğini gördüğünden işi yavaştan almaya çalışıyor; zira masayı devirecek karşı hamleyi yapabilecek şartları haiz değil. Her taraftan kuşatılmış durumda.

Ekonomik, siyasi, içtimaî ve uluslar arası alanda sıkışan Erdoğan’ın, çıkış arayışı ile her kapıya başvurduğunu görmketeyiz. Tasfiye elbette hemen gerçekleşmeyecek ama sürecin sonunda oluşacak tabloda Erdoğan ve kimselerine yer olmayacak. Eski Türkiye ile birlikte, o eskilerin bulaşığı olarak onlar da deliğe akıtılacaklar.

Erdoğan’ın başvurduğu Amerika ve AB kapıları Erdoğan’ı bu cendereye bizzat sokanlar. Denize düşen yılana sarılır denir ya… BOP Eşbaşkanlığı ile işe başladılar ve şimdi milletten destek isteyemeyecek noktaya geldiler. Tasfiye olmamak için çareyi, kendisini tasfiye edecekleri, kendisinin onlara fayda sağlamaya devam edeceğine ikna olmalarında arıyor. İkna olduk deseler bile güvenebilir mi?

Erdoğan ya adım adım gelen darbeye karşı direnemeyip işi yavaştan ala ala teslim olacak ya da masayı bir kez daha devirecek hamleyi yapacak.

Yapabilir mi?

Bunu yapabilmek için gerekli kadrolara sahip değil. Biliyor ki herkes satılık ve kendisini de satmamaları için bir sebep yok. Hele ki sürecin içinde bizzat Amerika varken…

Erdoğan hayatının en zor döneminde. İçerde ve dışarıda her şey tamamen aleyhine. Alması gereken hayatî kararlar var. Tasfiye olmamak için masayı devirmeli ama geçmişte bunu yaptığında müsait olan şartlar şimdi aleyhine… Şimdi sarayında yüzüne gülen onca adama rağmen yapayalnız bir adam… Saray denince akla entrikadan başa bir şey gelmiyor…

Beş-tepe…

Kusto Lûgatı tedaileri ile: Beş, boş, deniz… Firavun’un -askerleriyle birlikte- içinde boğulduğu Kızıldeniz…

Saray, ihtişamı ile Erdoğan rejiminin yıkılmazlığının sembolü olacak diye düşünülmüştü… Şimdi o saray, halktan kopan ve “halkın dili hakkın dili” esprisine yabancılaşan her liderde olduğu gibi tam tersi bir mânâya sembol oluyor.

Bahçeli’nin bugün yaptığı açıklamalar sarayın kapısına çok şiddetli bir toslamaydı. Çatırtı ve patırtılar kulakları tırmalamaya epey devam edecek…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin