ABD’NİN ‘NATO 3.0’ DÖNÜŞÜM PLANI
Mehmet Ali GÜLLER
20-06-2026
Adana’daki yeni NATO kolordu karargâhını ve İstanbul Boğazı’ndaki Deniz Unsur Komutanlığı’nı analiz ettiğimiz yazılarımızda önemle vurguladık:
ABD, NATO’yu dönüştürüyor. ABD, Avrupa’yı savunmayı birincil öncelik olmaktan çıkararak NATO’nun yönünü Asya’ya çeviriyor ve bunun için de alan kaydırıyor. NATO’nun alanı kaydığı için de Türkiye’nin kanat ülkesi olma özelliği değişiyor ve yeni süreçte Türkiye daha içeride bir pozisyona sahip oluyor.
Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler’in, “NATO’nun Ankara Zamanı” konferansında vurguladığı “Eskiden kanat ülkesiydik, artık merkez konumundayız” tanımı, tam da bu dönüşüme işaret ediyor.
HEGSETH’TEN NATO ÜYELERİNE DİKTE
7-8 Temmuz’da Ankara’da yapılacak NATO liderler zirvesinde bu dönüşüm kesinleştirilecek. Ankara zirvesinin hazırlığı için Brüksel’de toplanan NATO üyeleri savunma bakanları, NATO’nun dönüşümünde anlaştılar.
Daha doğrusu ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth bunu diğer üye ülkelerin savunma bakanlarına dikte etti ve yorumlarını bile almadan toplantıdan erken ayrılıp gitti. Arkasından açıklama yapan NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Hegseth’in önerisinde üye ülke savunma bakanlarının hemfikir olduğunu söyledi.
NATO’NUN EN BÜYÜK DÖNÜŞÜMÜ
Hegseth açık açık Avrupları “Kendi savunmanızı artık kendiniz üstleneceksiniz”, “Gerekli harcamayı yapmazsanız katkımızı azaltırız”, “NATO 3.0 dönüşümüne uyum sağlayacaksınız” diye uyardı.
Neydi Hegseth’e göre NATO 3.0?
NATO 1.0 SSCB’ye karşı Soğuk Savaş’ı kazanan ittifaktı. NATO 2.0 ise Soğuk Savaş sonrası dönemin yapısıydı ve Hegseth’e göre “dağınıklığın, sanayisizleşmenin ve askeri kapasite kaybının dönemi” oldu. Ve ABD artık NATO 3.0 istiyordu!
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, NATO 3.0 için “ittifak tarihinin en büyük dönüşümü” tanımlaması yaptı.
TÜRKİYE İÇİN BÜYÜK RİSK
Bu köşede, örneğin, 26 Şubat’ta “NATO 3.0” başlığıyla, örneğin 13 Nisan’da “NATO’da alan kaydırma dönüşümü” başlığıyla bu stratejik dönüşüme işaret etmiş ve Türkiye için taşıdığı riskleri incelemiştik.
NATO’nun yönünü Asya’ya/ Avrasya’ya dönmesinin Türkiye’yi komşularıyla ve Asya ülkeleriyle karşı karşıya getireceğini belirtmiştik.
Türkiye’nin NATO 3.0’da merkezi bir rolde olması, NATO 1.0’da (Soğuk Savaş’ta) kanat ülkesi olmasından çok daha riskli bir durumdur.
ADANA VE KONYA’YA FÜZE SAVUNMA SİSTEMİ
Anımsayacaksınız, Milli Savunma Bakanlığı 18 Mart’ta açıklamıştı, ABD Almanya/Ramstein üssündeki Patriot’u İncirlik’e getiriyordu. İncirlik’te zaten İspanya’nın Patriot’u vardı ama İran’ın attığını ve NATO’nun düşürdüğünü iddia ettikleri füzelere karşı “Türkiye’yi korumak” için Almanya’dakini de getirdiler.
O zaman işaret ettik: İran’dan atılan füze yoktu ve ABD Türkiye’ye kumpas kuruyordu. İncirlik’e Patriot da ABD’nin Akdeniz-Ortadoğu planlaması ile ilgiliydi.
Nitekim ABD ve İran anlaştı ama Türkiye’ye yeni bir füze savunma sistemi daha geldi. Milli Savunma Bakanlığı’nın açıklamasına göre İtalya’ya ait SAMP/T hava savunma sistemi “NATO Daimi Savunma Planı kapsamında” 18 Haziran’da Konya’da 3. Ana Jet Üssü’ne konuşlandırıldı.
NATO’NUN S-400’Ü ‘GEREKSİZLEŞTİRME’ HAMLESİ
Peki Adana’daki ve Konya’daki bu füze savunma sistemleri nereden gelecek bir füze saldırısına karşı konumlandı acaba? Suriye meselesi bitti, ABD İran’la anlaştı, nereden bir saldırı bekleniyor?
Biri asıl, diğeri tali iki yanıtı var:
1) Adana ve Konya’ya getirilen füze savunma sistemleri, NATO 3.0’ın gereği getirildiler. Adana’daki NATO karargâhı Doğu Akdeniz’den ve Ortadoğu’dan sorumlu.
2) Ama bu füze savunma sistemleri ayrıca S-400’ü “gereksizleştirmek” için getirildiler. Türkiye’nin S-400’ü elinden çıkarmasını sağlayabilmek için getirildiler!
Türkiye için risk dolu yeni dönemin NATO 3.0 dönüşümünü, ABD’nin yeni stratejisi açısından incelemeyi sürdüreceğiz.
Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/abd-nin-nato-3-0-donusum-plani-2513673
*
İKİ ZİRVE ARASI DÖNÜŞÜM
Mehmet Ali GÜLLER
25-6-2026
(…)
SİYASET-SERMAYE-BÜROKRASİ MUTABAKATI
NATO’nun dönüşümünde Türkiye’nin yeni bir rol üstlenmesi konusunda siyaset-sermaye-bürokrasi üçgeninde tam bir mutabakat var. (Burada siyasetten kastımız sistem partilerini, sermayeden kastımız TÜSİAD başta büyük sermayeyi ve bürokrasiden kastımız devlet aygıtını kapsıyor.)
İktidar zaten Adana’da Yeni Kolordu Karargâhı ve İstanbul’da Deniz Unsur Komutanlığı ile Batı Asya’ya doğru alan kaydırmaya hazırlanan NATO’nun yeni görevlerini üstlendi. Bunu “Artık NATO’nun kanat değil, merkez ülkesiyiz” tezi ve onu tamamlayan “Türkiyesiz Avrupa güvenliği mümkün değil” tezi ile içeriye pazarlıyorlar. NATO’nun dönüşümünde alınacak rol ile Atlantik nezdindeki siyasi meşruiyet arasında doğrudan bağ kuruluyor.
Sermaye bu dönüşümü net bir şekilde istiyor. TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Ömer Aras, konseyin 18 Haziran’daki toplantısının açılışında yaptığı konuşmada açıkça söyledi: “Önümüzdeki dönemde güvenlik ile ekonomi, savunma ile sanayi ve jeopolitik ile teknoloji arasındaki sınırlar giderek daha fazla iç içe geçecek. Türkiye’nin bu yeni denklemde üstleneceği rol, NATO’nun dönüşümü ve transatlantik güvenlik mimarisinin şekillenmesi açısından kritik önem taşıyor.”
Bürokrasi de bu dönüşümü destekliyor. Son yıllarda bürokraside “güvenlik bürokrasisi” ağırlık kazanıyor ve “askeri sanayi merkezli yeni ekonomi” buna ayrıca güç veriyor. Hükümetin Savunma, Dışişleri, İçişleri ve Adalet gibi kritik bakanlıkları doğrudan bürokrasi tarafından yönetiliyor. Bu “partinin devletleşmesi – devletin partileşmesi” ilişkisinin yansıması aynı zamanda.
22 YIL SONRA
AKP iktidarının ilk döneminde, 2004’te, NATO zirvesi İstanbul’daydı. Üstelik AKP liderliği, ABD’nin Büyük Ortadoğu Projesi’nin eşbaşkanlığını üstlenmişti. Ama NATO’nun İstanbul zirvesi ağır yasaklara sahne olmamıştı. Peki 22 yıl sonra NATO’nun Ankara zirvesinde, aynı iktidar, bu kez neden ağır yasaklar uyguluyor?
NATO zirveleri arasındaki bu fark, öncelikle AKP eliyle Türkiye’de yapılan büyük dönüşüme işaret ediyor: Türkiye’nin demokrasi erozyonuna, anayasayı ve yasaları özel durumlarda kenara koyabilen tek adam rejimi inşasına işaret ediyor.
Ama aynı zamanda iktidarın “yerli ve milli” propagandasının sahteliğine, iktidarın NATO’culuğuna, Atlantikçiliğine işaret ediyor. Hatta görev tanımlamasında basamak tırmanmaya da işaret ediyor: 2004’teki BOP eşbaşkanlığından 2026’da bütün Asya’ya karşı görev hazırlığına…
Ve elbette, toplumun 22 yılda devletin ve hükümetin aksine, ABD’ye ve NATO’ya daha fazla karşı olduğuna ve bundan korktuklarına işaret ediyor.
Kaynak: https://www.cumhuriyet.com.tr/yazarlar/mehmet-ali-guller/iki-zirve-arasi-donusum-2515169










