AKP’NİN TÜRKİYE’Yİ ABD İÇİN SÜRÜKLEDİĞİ FELÂKET
Takdim: Rusya ile Deccaliyet arasında devam eden savaşta, AKP, Deccaliyet adına Rusya’nın kuşatılmasında Türkiye’yi ateşe sürüyor. Rusya’nın, Türkiye üzerinden gerçekleştirilen bu kuşatmayı kırmak adına nükleer silâh kullanma ihtmali konuşulmaya başlandı. Korybko, konuyla ilgili gelişmelere dikkat çekiyor:
2030 Dolaylarında NATO-Rusya Çatışmasının Yaşanma İhtimali Ne Kadar?
Andrew Korybko
25 Haziran 2026
RT, Dışişleri Bakan Yardımcısı Aleksandr Gruşko’nun kısa süre önce yaptığı şu değerlendirmeye dikkat çekti: “Biz, NATO’nun gerçekten de 2030 dolaylarında Rusya ile askerî bir çatışmaya hazırlandığı varsayımından hareket ediyoruz.”
Bu açıklama, Ulusal Savunma Stratejisi’nde yer alan “Avrupa NATO’su ekonomik büyüklük, nüfus ve dolayısıyla gizli askerî güç bakımından Rusya’yı gölgede bırakmaktadır” tespitinin ardından geldi; ancak bu kaynakların tam potansiyellerini ortaya koyabilmeleri için uygun şekilde yönetilmeleri gerekmektedir. ABD, AB adına bu yönetim rolünü üstlenmeyi amaçlamaktadır.
Buna göre şu sonuca varılmıştır: “AB, Rusya’nın AB’ye oluşturduğundan çok daha inandırıcı bir tehdit oluşturmaktadır.” Bu değerlendirme, eski Devlet Başkanı ve mevcut Güvenlik Konseyi Başkan Yardımcısı Dmitriy Medvedev’in Almanya’nın yeniden silâhlanmasının 1941’dekine benzer bir tehdit oluşturduğu yönündeki uyarısından önce geldi. Bu ayın başlarında ise Rusya’nın eski üst düzey istihbaratçılarından Andrey Bezrukov, Rusya’nın içinde bulunduğunu düşündüğü ve onlarca yıl sürebileceğini öngördüğü “yeni savaş” konusunda farkındalık oluşturdu; bu savaşın başlıca hedeflerinden biri de Rusya’nın nükleer kabiliyetlerini etkisiz hâle getirmektir.
Gruşko’nun değerlendirmesi, Trump’ın ikinci dönem yönetiminin (Trump 2.0) Rusya’ya karşı yürüttüğü “yıpratma savaşı”nın başlamasıyla aynı döneme denk geldi. Dolayısıyla bunlar sırasıyla ele alındığında, ABD’nin umudunun, AB zayıflamış Rusya’yı işgâlle tehdit edecek kadar güçlenmeden önce Ukrayna üzerinden Rusya’yı yıpratmak olduğu söylenebilir. Trump 2.0’ın Neo-Reagan Doktrini sayesinde son bir yılda büyük ölçüde Rusya’nın çevresinde oluşan “kordon sanitaire”, Türkiye’nin ve/veya Japonya’nın da Rusya’dan azami tavizler koparmak amacıyla benzer tehditlerde bulunmasına yol açabilir.
ABD tarafından organize edilen bu jeostratejik yapı; Arktik-Baltık bölgesinde Birleşik Krallık öncülüğünde, Orta Avrupa’da Polonya öncülüğünde, Rusya’nın tüm güney çevresinde Türkiye öncülüğünde ve Kuzeydoğu Asya’da Japonya öncülüğünde inşa edildi. Eğer o zamana kadar Rusya’nın nükleer kabiliyetleri etkisiz hâle getirilir veya ciddi ölçüde zayıflatılırsa, Rusya Batı tarafından devletin doğal kaynak şirketlerindeki kontrol hisselerini yok pahasına satmaya zorlanabilir ki, Trump 2.0’ın büyük stratejik hedefi de budur.
Bu hedef ve buna ulaşmak için önce Rusya’ya karşı başlatılan “yıpratma savaşı” yoluyla bunu gerçekleştirmeye çalışılması, başarısız olunması hâlinde ise yaklaşık 2030’da güç kullanma tehdidine başvurulması şeklindeki yöntem göz önüne alındığında, Rusya’nın acil çıkarları şunlardır: Ukrayna’daki çatışmayı mümkün olduğunca kendi şartlarıyla hızla sona erdirmeli, ardından dikkatini ABD öncülüğündeki “kordon sanitaire” ile yaşanabilecek muhtemel çatışmalara hazırlanmaya vermelidir. “Yıpratma savaşı”nın içinde kalmaya devam etmesi, gücünü tüketecek ve o zamana kadar onu göreli olarak daha zayıf hâle getirecektir.
Rusya ayrıca, bu tarihe kadar bu “kordon sanitaire”i parçalamak veya en azından Kazakistan’a kadar uzanmasını engellemek için yaratıcı yöntemlere başvurmalıdır. Bu, NATO’nun gölge üyesi Azerbaycan’a karşı öncelikli istihbarat operasyonlarını, hatta başka bir özel askerî operasyonu dahi içerebilir. Buna paralel olarak Moskova, Kuzey Kore üzerindeki nüfuzunu kullanarak Kim Jong-un’u daha fazla füze ve muhtemelen nükleer deneme yapmaya teşvik edebilir; böylece ABD’nin dikkatini aniden Avrupa’dan Asya-Pasifik’e kaydırmayı umabilir.
Rusya, bu “yıpratma savaşı”nı kısa sürede kesin biçimde sona erdirmek yerine önümüzdeki yıllarda da sürdürmeye devam ederse, 2030 dolaylarında “kordon sanitaire”in işgal tehditlerine karşı daha savunmasız hâle gelecek ve bu durum onu ya teslim olmaya ya da meşru müdafaa amacıyla nükleer silahlara başvurmaya zorlayacaktır. Bu iki senaryonun hiçbiri Rusya açısından elverişli değildir; ancak her ikisi de Rusya’nın o tarihe kadar caydırıcılığı yeniden tesis edememesinin sonucu olacaktır. Bu nedenle caydırıcılığın derhâl yeniden tesis edilmesi, Ukrayna’daki çatışmanın hızla kazanılması ve ardından bu yeni “kordon sanitaire”in parçalanması hayati önem taşımaktadır.










