MİSSOURİ’DEN NATO’YA
Ramazan Serbest
Sene 1946. ABD, Washington Büyükelçimiz Münir Ertegün’ün naaşını, USS Missouri zırhlı savaş gemisi ile Türkiye’ye gönderdi. Aslında 1944 yılında vefat eden büyükelçinin naaşı, dönemin dünya savaşı şartları nedeniyle getirilememiş, iki yıl beklenmişti. Ancak bu bekleme süresinin ardından Missouri’nin gelişi, yalnızca bir jest değil, jeopolitik bir mesajdı. Naaş meselesi ABD tarafından bir bahaneye dönüştürülmüş; SSCB’nin sosyalist yayılımını engellemek ve Türkiye’nin Batı bloğu ile hizalandığını dünyaya haykırmak amacıyla 2.700 subay ve askerden oluşan tam mürettebatla bir güç gösterisi sahnelenmişti.
Alman Nazizm’ine karşı farklı cephelerden savaşan iki eski müttefik, artık Türkiye üzerinden birbirine parmak sallıyordu. Moskova sert açıklamalar yaparken, Harry Truman’ın “Çevreleme Stratejisi” ile kendilerini Akdeniz ve Ortadoğu’da sıkıştırmaya çalıştığını iddia ediyordu. Türkiye ise Sovyetlerin tehdide varan diplomatik diline karşı, tercihini tamamen Batı bloğundan yana kullanıyordu.
O günlerde yaşananlar ise toplumsal hafızamızda silinmez bir iz bıraktı. USS Missouri için Karaköy genelevleri boyanıyor, eğlence merkezleri süsleniyor, camilerimize “Welcome” mahyaları asılıyordu. Esnafa İngilizce öğretilmeye çalışılıyor, Tekel’e özel seri “Missouri” sigarası ürettiriliyordu. Ülke topraklarını bir karakol olarak kullanmak isteyen ABD, adeta bir kahraman gibi karşılanıyordu.
Bugün gelinen noktada ise durumun vehameti aynı eksende sürüyor. ABD, İngiltere ve Siyonizmin emperyalist yayılımı için kurulan Deccaliyetin Emir Subaylığı NATO bir kez daha ülkemizde toplanacak; ancak sözde “yerli ve millî” tahakküm sahiplerimizin tavrı 1946’daki o meşum günleri aratmıyor. Efendilerinin göz zevkini bozmasın diye bedava boyanan evler, çirkin görüntülere çekilen bariyerler ve efendilerinin huzurunu bozmasından korkulduğundan gözaltına alınan gençler… İşgâlcimize şirin görünmek için sergilenen bu canhıraş tavır, işbirlikçilikten başka nedir?
İran’ı yakan, Gazze’de soykırım yapan, milyonlarca müslümanın çocuk, kadın, yaşlı demden katleden, gittikleri her coğrafyada istikrarsızlık, mezhep çatışması ve etnik savaş bırakan bu küresel örgüte yaltaklanmak için kim bunlardan neler aldı, alıyor?
Sevri ve güncellenmiş versiyonu BOP’u dayatanların toplamından oluşan bu çete dünyanın neresinde böyle yaltaklanan bulabiliyor? Nasıl aşağılık işbirlikçilik psikolojisidir bu?
Bizi yanlarında tutma sebepleri de, sıramız gelene kadar bizden “emin olma” hesabı… Trump son yaptığı açıklamada, İran’ın safında Türkiye’yi savaşa sokmadığı için Edoğan’a teşekkür ediyor. “Her dediğimi yaptı” diyor. Zira düşman da biliyor ki, bizim safımız kendisinin karşısıdır ve bizi o safta olmaktan alıkoyan da teşekkür edilmesi gereken işbirlikçiliktir. Bunu iyi anlamak gerekiyor. Bugün düşman, işbirlikçilerinden Türkiye’yi kendi safında savaşa sokmasını değil, kendine karşı savaşa girmesini engellemesini takdire şayan buluyor. O kadar zayıfladılar ve Türkiye, işbirlikçilere rağmen o kadar büyük kopuş noktasına geldi ki, dünkü gibi kendi saflarında savaşması değil, kendine karşı savaşmamasını başarı görüyorlar. Kendi gücümüzün farkına varalım. NATO’dan çıkamayız diyenler, bizim, kendi gücümüzün farkına varmamızı istemeyenler… İşbirlikçiler, şahsî olarak teslim olmuşluğun hizmet ebdeli olarak Türkiye’nin tarihî misyonunu ifa etmemesi için çalışıyorlar. İşte, Trump da bunun için teşekkür ediyor. Gerçek danışıklı dövüş ve tiyatro burada oynanıyor. Zorda kaldıklarında da Barrack gibi itiraf ediyorlar: İsrail-AKP arasındaki söz düellosu retorik…
Dünün işbirlikçileri Kemalist görünümlüydü, bugünküler İslamist… İşbirlikçi işbirlikçidir, ha Kemalist, ha İslamist… Dünün işbirlikçilerinin, bugün AKP saflarında kendilerinde rahatlıkla yer bulabiliyor olması esas gerçeği apaçık ortaya koymuyor mu?
İkinci bir kurtuluş savaşı mahiyetinde NATO’dan çıkılmalı ve kültür-din coğrafyamızdan yana, lafta değil, Trump’ın korktuğunu gerçekleştirerek net bir tavır alınmalıdır. Madem silâh sanayimiz güçlü, madem İHA/SİHA teknolojimizle dünyaya sesimizi duyuruyoruz; neden hâlâ bu azgın topluluğa dahil olma, hatta daha da aşağılık bir şekilde yaltaklanma çabası içerisindeyiz? Ellerinde dünya savaşından kalma silâhlar ve sıcak kumlarda çarıktan farksız terliklerle dünya devlerine karşı savaşan kahraman Yemen halkı kadar izzet ve güç sahibi değil miyiz?
Kahrolsun emperyalizm ve onun yerli işbirlikçileri! Yaşasın Şari’nin intikamına memur olmaya çalışan yiğitler!










