İNGİLTERE AKP İLİŞKİLERİ
Cem GÜRDENİZ
İngiltere’de 2024 seçimlerinde %33,7 oy oranıyla iktidara gelen İşçi Partili Starmer, neredeyse ağlayarak başbakanlığa veda etti.
İngiltere son on yılda ciddi bir siyasi istikrarsızlık dönemi yaşadı. 2016 Brexit referandumundan bu yana David Cameron, Theresa May, Boris Johnson, Liz Truss, Rishi Sunak ve Starmer dahil yedi başbakan görev yaptı. Westminster modelinin güçlü yönü sayılan siyasi istikrar, yerini kısa ömürlü hükümetlere ve sık lider değişimlerine bıraktı.
Ekonomik göstergeler de benzer bir gerilemeyi yansıtıyor. Kamu borcu 2014’te yaklaşık 1,5 trilyon sterlin iken bugün 3 trilyon sterlini aşmış durumda. Borcun milli gelire oranı son on yılda %95’in üzerine çıktı.
2022-2024 döneminde çift haneli enflasyon yaşanırken enerji ve gıda fiyatlarındaki artış halkın alım gücünü ciddi şekilde aşındırdı.
Brexit sonrası yatırım çekme kapasitesi ve verimlilik artışı yavaşladı. OECD ve IMF verileri, İngiltere’nin uzun dönem büyüme performansının G7 ortalamasının gerisine düştüğünü gösteriyor.
Sosyal alanda da tablo kaygı verici. Göç, gelir dağılımı, sağlık, konut krizi ve kamu hizmetlerindeki yetersizlikler toplumsal gerilimleri artırdı. Belfast merkezli olaylar, göç karşıtı gösteriler ve aşırı sağın yükselişi, toplumsal uyumun kırılganlaştığını ortaya koyuyor.
Bir zamanlar Avrupa’nın güçlü refah devletlerinden biri sayılan ülke, bugün sağlık sisteminden yerel yönetimlere kadar kaynak sıkıntısı tartışmalarıyla karşı karşıya.
Askeri göstergeler de İngiltere’nin küresel güç statüsündeki itibar ve yetenek kaybını görünür kılıyor.
Soğuk Savaş sonunda yüzlerce savaş gemisine sahip Kraliyet Donanması bugün son derece zayıftır. Astute sınıfı nükleer taarruz denizaltılarından fiilen görev yapabilir durumda olanların sayısı zaman zaman bire kadar düşmektedir. Envanterinde iki uçak gemisi bulunmasına rağmen bunların hiçbiri tam anlamıyla savaşa hazır değildir. Su üstü muharip filosunda ise yalnızca dört fırkateyn ve beş muhribin harbe hazır durumda olduğu değerlendirilmektedir. Bir zamanlar dünya denizlerine hükmeden ve küresel imparatorluğun temel dayanağı olan Kraliyet Donanması için bu tablo birkaç on yıl önce hayal bile edilemezdi.
Bu tablo içinde Londra’nın NATO’da Rusya’ya karşı en sert çizgilerden birini savunması dikkat çekicidir. Ada devleti olarak İngiltere’nin Avrupa kıtasında tek bir gücün hâkimiyetini engelleme refleksi ve Kuzey Atlantik güvenliğine verdiği önem anlaşılabilir. Ancak ekonomik büyümenin yavaşladığı, kamu borcunun arttığı, toplumsal uyumun zayıfladığı ve başta askeri olmak üzere devlet kapasitesinin sorgulandığı bir dönemde Rusya tehdidinin sürekli öne çıkarılması, dış güvenlik gündemi üzerinden iç sorunların ikinci plana itilmesi olarak da yorumlanabilir.
Bu nedenle Londra’nın sert Rusya politikasının ne kadarının gerçek güvenlik kaygılarından, ne kadarının iç siyasi ve ekonomik baskılardan kaynaklandığı tartışılacaktır.
İngiltere hâlâ önemli bir finans merkezi, nükleer güç ve BM Güvenlik Konseyi daimi üyesidir, ancak mevcut göstergeler ülkenin küresel Özgül ağırlığının her geçen gün zayıfladığını göstermektedir.
Diğer yandan Ankara son dönemde Londra ile savunma, ticaret ve stratejik iş birliğini artırmaktadır. Ancak büyüme performansı gerileyen, kamu maliyesi baskı altında olan, toplumsal sorunları derinleşen ve askeri kapasitesi başta olmak üzere devlet kapasitesi küçülen, diğer taraftan Rusya ile NATO’yu savaştırmak için elinden gelen her türlü kışkırtma ve manipülasyonu yapan Londra, Türkiye’ye neden bu derece yakınlaşmakta ve Türkiye’de iktidar neden bu ilişkilerin seviyesini her geçen gün arttırmaktadır ?
Bu sorunun cevabı, Türkiye-İngiltere ilişkilerinin geleceğini anlamak açısından giderek daha önemli hale gelmektedir.
23 Haziran 2026
Kaynak: https://x.com/cemgurdeniznet/status/2069327444029366751?s=20










