TELEGRAMİK ÇÖZÜM SÜRECİNDE GELİNEN SAFHA
Alâaddin Bâkî AYTEMİZ
Emperyalizma dünya üzerinde yeni bir yapılanmaya gidiyor. “NATO 3.0” olarak adlandırdıkları bu genel yapılanma içerisinde bölgemiz ve Türkiye’nin de bu genel yapılanmaya uyumlu hâle getirilmesi gerekmekte.
“Türkiye’deki iç gelişmeleri, Uluslar arası gelişmelerden bağımsız düşünemeyiz” diyen zatın bu sözü, aslında Türkiye’nin bağımsız olmadığını ifşa ediyor.
Dolayısıyla son günlerde yaşananların büyük kısmı, emperyalizmanın tezgâhında pişirilip önümüze konulan zehirli aştan başka bir şey değil.
Suriye’de PYD/YPG ile mutabakat imzalandığı zaman AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, “Cumhurbaşkanı’mızın tek Suriye’ye yaptığı vurgu, Suriye’yi bütün Suriyelilerin beraber yönetmesi gerektiğine dair vurgusu, bugün küresel mutabakatın omurgasını teşkil etmektedir. Suriye’deki, Irak’taki terör yapılarının tasfiyesi, Türkiye’nin terörsüz bölge hedefiyle son derece uyumludur” derken, hadisenin küresel mutabakatın gereği olduğunu açıkça itiraf etmemiş miydi? Siz Ömer Çelik’in küresel mutabakat sözünü emperyalizmanın dayatması olarak okuyun…
Türkiye, özellikle bu asrın başından itibaren yeniden formatlanmaya çalışılıyor. Bu formatlanma ihtiyacı daha öncesinden ortaya çıkmış bir vaka… Emperyalizmanın bu vakayı görerek, bu ihtiyacı kendi açısından manipüle ederek, yeni bir sahte denge ile süreci yönetmek istediği malûm. (Emperyalizma ve işbirlikçileri, insan ve toplum meselelerini çözmek gibi bir pozisyonda olmadıklarından, onlar devamlı sûretle ortaya çıkan krizler karşısında, çözüm değil de süreci yönetme kavramına başvururlar.)
Türkiye’de 90’lı yıllarda apaçık ortaya çıkan bir tablo vardı ki o da artık Türkiye’nin Batıcı, lâik, Kemalist işbirlikçilikle idare edilemez noktaya gelmiş olmasıydı. Bunların tasfiye edilerek yerlerine yeni bir toplumsal mutabakat gösterisi ile yeni kadroların ikame edilmesi gerekmekteydi. İşte bu noktada bu yeni projede rol almayı kabûl etmiş Kemalist işbirlikçiler devreye girerek, Kumandan Mirzabeyoğlu’na Telegram işkencesine başladılar. İstedikleri, kendilerinin kontrolünde olacak yeni bir işbirlikçi yapılanmaya ideolojik zemin oluşturulmasıydı. Yeni bir format gerekiyor ve hem entellektüel kapasiteleri yetmediğinden hem de poltik olarak İbda’nın bu süreçte yer alması bütün itirazları bertaraf edeceğinden, bunu Mirzabeyoğlu’nun programlamasını istemişlerdi. Kumandan’ın bunu kabûl etmemesiyle o proje akâmete uğradı. İlerleyen zamanda Kemalistlerin devlet yönetiminden tamamen tasfiye edilmesiyle Telegram cihazı bu defa Kemalist kılıklı işbirlikçilerden müslüman kılıklı işbirlikçilerin eline geçti ve Kumandan’a Telegram’la işkence yapmaya onlar devam etti. Temel mesele yine ortada durmaktaydı: İbda’nın bu yeni projede yer almaya ikna edilmesi… Ama Kumandan yıllar yılı devam eden işkenceye rağmen buna yanaşmadı ve nihayetinde davayı satmamanın bedelini de canıyla ödedi.
Şimdi yaşadığımız hadiseler, esasında bu sürecin Kumandan olmadan yürütülmek istenmesinden başka bir şey değil. Ama işin teorik altyapısı noktası oldukça aksıyor.
Barrack bir şey diyor, Bahçeli başka bir şey… APO başka, Erdoğan başka…
Politik olarak anlaşmış olunsa da işin fikrî altyapısını nasıl ortaya koyacakları, süreci nasıl idare edecekleri konusunda yalpalayıp duruyorlar…
Arslan Bulut, ERDOĞAN’IN ÖVDÜĞÜ “KUŞATICI YAKLAŞIM” başlıklı yazısında durumu şöyle özetlemiş:
“Recep Tayyip Erdoğan, “AK Parti Genel Başkanı” olarak yaptığı açıklamada “Cumhur İttifakı ortağımız Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte başlattığımız, akabinde devlet politikasına dönüştürerek bugünlere getirdiğimiz terörsüz Türkiye sürecimizde hamdolsun önemli merhaleler katettik. Sürecin önündeki en önemli engellerden biri olan Suriye’nin kuzeyindeki sorun, Suriye Cumhurbaşkanı Sayın Şara’nın kuşatıcı yaklaşımıyla büyük ölçüde çözüme kavuştu. Entegrasyon süreci çeşitli güçlerle karşılaşmasına rağmen hamdolsun başarıyla hayata geçiriliyor. Biz de süreci yakından takip ediyor gerekli katkıyı sunuyoruz. 13,5 yıllık iç savaşın ardından Suriyeli kardeşlerimizin ülkelerine yeniden sahip çıkmalarını memnuniyetle karşılıyoruz.
Örgütün tasfiye sürecini hızlandıracak yasal çerçeve üzerinde çalışıyoruz. Gerekli istişareleri yaptıktan sonra düzenlemeyi Meclis’in takdirine sunacağız. Devletimizin niteliklerinden milletimizin değerlerinden taviz vermeden meseleyi çözecek kapasiteye sahip olduğumuza inanıyorum.” dedi.
***
Suriye’deki sorunu Şara, nasıl çözdü?
PYD/YPG’yi hükümete ve orduya ortak ederek değil mi?
Şara’nın PYD/YPG’yi hükümete ve orduya ortak etmesine “kuşatıcı yaklaşım” denildiğine göre benzer bir süreç de Türkiye’de planlanıyor demektir. Zaten Suriye’de PYD/YPG ile mutabakat imzalandığı zaman (…) DEM Parti adına da Pervin Buldan, “Kürtler Suriye’de ‘statü’ elde etti. Şimdi sıra Türkiye’de…” diye konuşmuştu…”
(Buraya bir ara not düşelim: Erdoğan içeride sıkışmış ki yeniden Yeni Kapı ruhundan bahsetmeye başladı… Ve hatta CHP’deki düzensizliğin sisteme zarar verdiğinden bahisle, CHP’ye müdahale edebileceklerini ima ediyor. Sanki bu duruma onların müdahalesi sebebiyle gelinmedi…)
Suriye’de özerklik veya benzeri bir şey olmayacağı söylenmesine rağmen, PKK’dan kurulan dört tabur Kürt bölgelerinde faaliyet yürütecek. Adı konmamış bir özerklik söz konusu. Zaten işin başında APO, “yazılana bakmayın, fiiliyatta özerk olacağız!” dememiş miydi? Yani, o verilen sözler, yapılan sözde anlaşmalar esasında fiiliyatı perdelemek için…
Dünyada yeni bir düzen kuruluyor.
Emperyalizma bu düzende Türkiye’yi yeniden formatlamaya çalışıyor.
Dün bölgede BOP süreci, ülkeleri parçalayarak ilerlemekteydi. Zira daha o zamanlar ABD gerilemekte olduğunu kabûl etmemiş ve bölgede de hâlâ parçalanması gereken undurlar vardı. Şu ânda ABD adeta kendi canının derdine düştüğü bir vasatta, bölgeden çekilmek istiyor. Kendisi çekilirken doğacak boşluğu da kendisi adına işbirlikçi olarak en güvendiği adamın -Erdoğan’ın- doldurmasını istiyor. Barrack’ın Yeni Osmanlı, Müşfik Monarşi söylemlerinin altında yatan esas sebep bu.
Evet, dün parçalayarak idare etmek istemeleri ile bugün sözde birleştiriyor gibi yapmaları arasındaki sebep, ABD’nin güçten düşmesinden mütevellit bölgeden çekilmek zorunda kalamsı. Parçalanmış bir bölgede ABD kendi varlığı ile bulunarak bölgeyi kontrol edcekti. Ama şimdi, bölgeden çekip gitmişken bu parçalarla teker teker uğraşamayacaklarından, hepsinin kontrolünü kendi adlarına çalışacak tek bir otoriteye devretmek daha mantıklı geliyor.
Ama temel mesele şu:
İnsan ve toplum meseleleri çözümsüzlükle idare olunamaz. Fikir ve ruh baskın gelip her türlü yanlış hesabı bozar. Emperyalizmanın bölgeye dayattığı bu yeni yapıyı sürdürebilme şartlarına bile malik değiller.
İşbirlikçiler ve efendileri için yolun sonu gözüküyor.










