BİLİM VE İMÂN

Selim Gürselgil

Bir Müslümana Batılı bilimden bahsedildiğinde şöyle cevap verir:

– Ne imân ederiz, ne inkâr ederiz!

İmâan etmeyiz, çünkü Allah kelâmı değildir; değişir. İnkâr da etmeyiz, çünkü o sırada beşer zekâsının en yüksek verimidir.

Bu itibarla;

Bilim, Allah’ın yarattıklarında bir kanun keşfettiğinde ona imân edilmez; ama onunla amel edilir. Tâ ki, eskisini tadil eden yeni bir kanun gelinceye kadar.

Meselâ bir bilgin atı ehlileştirdiğinde onunla amel edilir; ben eskisi gibi yaya yürüyeceğim, süvariye karşı piyadeyle savaşacağım diyemezsin. Ondan sonra bir bilgin de gelip motoru bulmuşsa, atı bırakıp otomobile biner, askerini de mekanize birlikler hâlinde düzenlersin.

Bir bilgin güneşin konumuna göre kıbleyi tayin ederse, onunla amel edersin. Sonra başka bir bilgin gelip pusulayı getirirse, öncekini bırakıp pusulayla kıbleni tayin edersin.

Demek ki bilimin verileri, bir imân konusu değil, fakat hayatın idamesi için gerekli ve geçerli olandır. Onları inkâr eden, onlara “hep yalan! hep uydurma!” diyen, “imân”dan yana da tartışmaya açıktır.

Zira Allah, Kitab’ı kendi seçtiği Peygamberlere, hikmeti ise taliplisine verir. Bu yüzden Kâinatın Efendisi şöyle buyurur (mealen):

– Hikmet müminin kaybettiği malıdır; nerede bulursa “bu benim” diyerek alır.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin