SİYASAL İSLÂM’IN İFLÂSI VE RUŞEN ÇAKIR


Alâaddin Bâkî AYTEMİZ

Ruşen Çakır bir video çekmiş ve Olivier Roy’un, Türkçe’ye “Siyasal İslâm’ın İflâsı” adıyla çevrilen kitabına da ad olan tezinden hareketle, bugün Türkiye’deki Siyasal İslâmcılığın da iflâs ettiğini ileri sürmekte.

Öncelikle, Siyasal İslâm nedir?

İslâm İslâmdır ama günümüzde o kadar çok kafa karışıklığı hâkim ki, bazı şeyleri özellikle vurgulamak, vasıflandırmak gerekiyor. İşte, “siyasal” tabiri de bu ihtiyaca binaen ortaya çıkmış diyebiliriz. İslâm özünde de siyasî olmakla birlikte, bazı sapkınlar işi sadece şahsî ibadet sahasına indirgedikleri için, böyle bir vurgu da kimi zaman gerekebiliyor.

Şimdi gelelim Olivier Roy’un tezinin özüne…

Der ki: Ben -Türkiye hariç- dünya üzerindeki İslâmcı hareketleri inceledim. İktidardan bahsediyorlar ama iktidara geldiklerinde İslâm adına neyi nasıl yapacaklarına dair ellerinde tutarlı bir sistem bütünü halinde teorik bir çerçeve olmadığından, neyi nasıl yapacaklarını da bilmiyorlar. İktidara geldiklerinde de bu bilmemezlik hâlinden dolayı pratikleri bizim sistemimize dönüşmek zorunda kalacak, kalıyor. Siyasal İslâmcılık iflâs edecek, Batı kazanacak…

Bunu söylemek için Olivier Roy’a da gitmeye gerek yok. Olivier Roy’dan daha önce bu tezi Türkiye’de dile getiren Büyük Doğu-İBDA olmuştur. Roy’un başkalarına bakarak “yok” dediği sistem de zaten Büyük Doğu-İBDA tarafından ortaya konulmuştur.

Büyük Doğu-İBDA, en başından beri, İslâmı hayata hâkim kılma meselenin sistem meselesi olduğunu, insan ve toplum meselelerini çözebilmek adına İslâm’a nisbetle ortaya bir sistem koymadan, “biz İslâm’a göre yönetiriz, meseleleri İslâm’a göre hallederiz” diyerek yola çıkılırsa, iktidar ele geçirildiğinde dahi bunun, yani İslâm’a göre yönetebilmenin mümkün olmayacağını tesbitini yapmış ve sadece tespit yapmakla da kalmayıp, İslâm’ı hayata uygulayabilmek için gerekli teorik çerçeveveyi de sistem çapında ortaya koymuştur. Yöneticilerin müslüman olması, İslâmî bir yönetim demek değildir. İslâmî bir sistem olmadan, İslâmî yönetim de olmaz. İslâmî bir istem olmayınca, yöneticiler müslüman ve gayeleri İslâm bile olsa Roy’un ifade ettiği gibi, düşmanın sistemine uymak zorunda kalınır.

Roy esasında Büyük Doğu-İBDA’yı doğrulamaktadır. Ruşen Çakır da okuduğunun ancak kitap kapağında yazan kısmını anlamış olarak, Roy’un “sistem çapında fikir olmaması” şartına bağlı olarak ileri sürdüğü tezi, şarta şurta bakmadan umuma şumüllendirmekte beis görmüyor. Şayet Çakır, sistem çapında fikir olduğunu görse, bu defa o teklif edilen sistemi araştırıp, uygulanabilir olup olmadığını tetkik ve eleştirmesi gerekecek… Nisbet iddia ettikleri solu bile doğru düzgün anlayamamışken, bir de İslâm’ın sistem teklifini araştırmak, zor iş…

İslâm’a göre yönetebilmek için, öncelikle İslâm’a göre yönetmenin bilgisine sahip olunması gerekir. O bilginin var olup olmadığı da ancak sistem çapında ortaya konulursa anlaşılabilir. Ortada daha böyle bir keyfiyet yokken, daha neyin gerekli olup olmadığı anlaşılmamışken, o keyfiyetin yokluğunu idrak edemeyip, neyin gerekli olup olmadığını bile bilmeyenlerin, “biz müslümanız, İslâma göre yönetiriz, her şey güzel olur!” ifade ve pratikleriyle, esasında meselenin anlaşılmadığı ortaya çıkıyor. (Yani sistem kurucu olarak Necip Fazıl’ın hâlâ anlaşılmadığı, anlaşılmak istenmediği de… Necip Fazıl övgüsü dillerinden düşmez ama O’nun sistem kurucusu olduğu ve O’nda anlaşılması ve takdir edilmesi gerenin sistem davası olduğu…)

Olivre Roy, İBDA’nın, “Hırdavatçı dükkânı üzerine eczane tabelası asmakla orası eczane olmaz!” diyerek formüle ettiği meseleyi, “Siyasal İslâm’ın İflâsı” olarak Türkçeye çevrilen kitabında bir tez olarak öne sürüyor. Sistem çapında tatbik fikri olmadan, İslâm’ı tatbikten bahsedilemez. Sistem çapında tatbik fikri, neyi nasıl yapacağını bilen adanmın ortaya koyabileceği bir keyfiyet. O keyfiyete haiz olmayan, yani neyi nasıl yapacağını bilmeyen, elbette fikrilerini sistem bütünü içinde ifade edemez. Bunu ifade edemeyince de bu eksikliğini, “Biz müslümanız, İslâm’da her şey var!” diyerek kapatmaya, örtmeye çalışır. İslâm’da var da sen onu bilmiyorsun ki. Bilsen, bildiğini teorik olarak sistem çapında ifade edersin. “İslâm da var” demek, İslâm’da var olanı senin bildiğin anlamına gelmez. “Felâh”, dindeki gizliliklerin açık edilmesi demek… Sonra hasbelkader iktidara gelince de bilmediği pratikle ortaya çıkıyor, İslâm adına garabet uygulamalar, saçmalıklar… Ve esasında Roy, İBDA’yı doğrulamış oluyor.

(Ruşen Çakır gibiler ise daha okuduğunu anlamaz, gördüğünü idrak edemez bir keyfiyet olarak, yaşanan pratiğe bakarak, “bakın Roy haklı çıktı!” diyor. Pratik ayrı, teori ayrı. Pratiğin teoriyi yanlışlaması ayrı. Teori adına yapılan yanlışları teoriden bilmek ayrı. Biz, Ruşen Çakır gibilere bakarak, “sol bu demek” diye solun teorisini yargılamadık… Sol teoriyi yargılarken, socuların yaptıklarını değil, teorinin kendi iddialarını ve mücerret fikri esas aldık, alırız.)

Oysa Kumandan Mirzabeyoğlu, Adalet Mutlak’a konferansında bu hakikatlere bir kez daha dikkat çekmiş ve, “fikirsiz, sistemsiz olmaz” kasdıyla, “bizsiz olmaz!” diye bu meselenin altını bir kez daha çizmişti.

İktidara gelebilirsin ama ne yapacağını bilememektesin…

Misâlen… 80 öncesi dönemde, SSCB işgâline karşı Afganistan’ın bağımsızlığı için mücadele eden mücahidler, İslâmcı cemaaatleri dolaşıp, Afganistan cihadına maddî yardım toplamak üzere Türkiye’ye geliyor. Bunlara mihmandarlık yapanlar, kendilerini Üstad’ın yanına da getiriyor. Gelenler Üstad’a da meramını anlatıyor, yardıma ihtiyaçları olduğunu ifade ediyor. Üstad bunun üzerine, İdeolocya Örgüsü kitabını vererek, “Siz bu savaşı nasıl olsa kazanırsınız, alın bu kitanı dilinize çevirin. Size en büyük yardım bu!” diyerek misafirlerini uğurluyor. İdeolocya Örgüsü; İslâm’ın eşya ve hadiselere “nasıl” uygulanabileceğini “sistem çapında” gösteren Büyük Doğu-İBDA külliyatının temel eseri. Üstad’ın, “dünyaya geliş gayem” diye belirttiği kitap…

Çakır’a sorarsanız İslâmcı camiada herkesle görüşmüş, tanışmış ve meseleyi anlamıştır.

Hem de solcu olduğunu söyler.

Adam gerçekten solcu olsa, solun gerçekte ne dediğini anlasa…

Ki, solun esas haysiyeti de insan ve toplum meselelerine sistem çapında çözüm teklif etme çabasından gelir… Olmuş olmamış ayrı, ama çaba inkâr edilemez…

Adam sistem davasını kendi bulunduğunu iddia ettiği yerde anlayamamış ki, karşıda bir sistem teklifi olfuğunu anlayıp, Roy’u da bunu göremediğinden dolayı eleştirebilsin ve meseleleri ona göre değerlendirebilsin…

Ruşen Çakır bunları geçen sene Kasım ayında gözaltına alındıktan sonra serbest kaldığında söylemiş; “beni gözaltına aldınız ama, tepetaklak gidiyorsunuz!” mealinde, içini soğutmaya çalışmış. Kendisini gözaltına aldıran İmânsız İslâmcılık Rejimi’nin tepetaklak gittiğine dair tespiti doğru da, bunu genelleştiriyor olması basitlik…

Yani, Siyasal İslâm, bizzat Oliver Roy’un iddiasına göre, sistem çapında bir teklif var olduğundan iflâs etmiyor. Roy’un iddiası, var olduğunu bilmediği bir eksiklikten kaynaklanıyor. Dıştaki Roy’un görmediğini içteki görmesi gerekirken… Göremiyor oluşu da solculuk iddiasına rağmen çapsızlığından… Sonra da kendi göremediği bir tarafa, başkasının söylediği üzerinden, ezbere tarafından hüküm kesmeye kalkıyor.

Solda, bizim camiayı en çok anlama çabası ve iddiasıyla ortaya çıkan adamın hâli bu…

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin