BİZİM CARLOS
İgor Molotov’un “Dostum Carlos Şakali” kitabının yeni baskısı üzerine
Andrey Rudalyov
İgor Molotov’un “Dostum Çakal Carlos” kitabının yeniden baskısı çıktı. Harika bir haber. Kitap ilk kez 2017 yılında yayımlanmıştı. Aradan neredeyse on yıl geçti; bu, başlı başına koca bir çağ demek.
Artık yazar da SVO’dan (özel askerî operasyondan) döndü, savaşçı General Abdi Alâaddinov hakkında yazdı, daha önce başlattığı mücadelemiz, hakikatimiz ve ortaklığımız üzerine konuşmayı sürdürdü. Şimdi ise hâlâ hapiste bulunan ateşli devrimci İliç Ramirez Sanchez’in hikâyesi yeni renklerle yeniden canlandı. Gerçekliğe gözlerimizi ne kadar kapatırsak kapatalım, apaçık olanı ne kadar inkâr edersek edelim, mücadele devam ediyor ve bu mücadeledeki hikâyeler aynı.
Carlos’un memleketi Venezuela’nın devlet başkanı yakalandı. Görünüşe göre Maduro da onun kaderini yaşayacak ve şeytanlaştırılmasının ardından zindanlara gönderilecek. Dünyanın kendisi de yeniden bölünmüş durumda. Batı, dünyayı kaosa sürükleyerek sömürgeci saldırısını yeniden yürütüyor. Carlos’un uğruna savaştığı Filistin gerçek bir soykırımla karşı karşıya. Rusya, “uygar halklar” arasına girmeye ne kadar çabaladıysa da, onlar tarafından ya bir av olarak ya da meselesi kesin olarak çözülmek istenen amansız bir rakip olarak görülüyor. Pek çok yanılsama ortadan kayboldu, uzun süre gerçekliğe baktığımız “pembe gözlükler” düştü; sanki esaret altındaymışız gibi. Sert gerçekçilik zamanı geldi. Şimdi kimin dost, kimin düşman olduğu; hakikatin nerede, yalanın ve “yalan imparatorluğu”nun nerede olduğu açıkça görülüyor.
SVO’nun başlamasından sonra Carlos’un da enerjisini temsil ettiği dünyanın bizden yüz çevirmediğini görüyoruz; ortaklığımızı, ortak hedef ve görevlerimizi bize yeniden hatırlattı. Yanımızda destek vermeye hazır bir omuz olduğunu gösterdi. Oysa onlarca yıl boyunca hayranlıkla ve umutla baktığımız kişiler, bizi soyup yok etmeyi hayal ediyor.
Sistemler arasındaki çatışma çağının zirvesinin tutkulu kahramanı Carlos, yeniden son derece güncel hâle geldi. O, Batı’nın hâkimiyetine karşı küresel karşı ağırlığın unsurlarından biridir ve bugün bu karşı ağırlık Rusya için bir can simidi hâline gelmiştir. O bizimdir ve Molotov bunu, başlı başına bir yurttaşlık cesareti eylemi olan kitabında parlak biçimde ortaya koyuyor.
Carlos gibileri ve onların taşıdığı enerji uzun süre gerçek ya da sembolik bir esaret altında tutuldu. Şimdi etrafımıza bakıyor ve onları arıyoruz: Bize umut verecek, yalnız olmadığımızı gösterecek ve kanıtlayacak insanları. Çünkü Rusya’nın kendisi de şu ânda, özünde, Batı’nın diktesine meydan okuyan bir devrimci hâline gelmiştir.
Çok uzun süre başkasının bakış açısıyla yaşadık. Başkalarının fikirleri, imgeleri ve sembolleri arasında dolaştık. 35 yıl önce bu durum felâaket sonuçlara yol açtı. Egemenliğimizden vazgeçtik. Bizi, kendi medeniyetimizi inkâr ederek, kendi anlayışları ve keyfilikleri doğrultusunda, kilden tuhaf bir şeye dönüştürdüler. Ardından, Rusya Devlet Başkanı’nın birkaç yıl önce “müdahale benzeri bir şey” olarak adlandırdığı durum ortaya çıktı. Bu durum özellikle kültürel alanda çok belirgin biçimde görülüyor.
Eğer Carlos bir teröristse, o hâlde özgür Küba’nın yönetimi kim? Ya da boyun eğmeyen İran’ın yönetimi? Batı’nın mantığına göre kaçırılan Maduro da bir suçlu. Rus liderine de aynı şekilde suçlu dediler. Onlara göre kendilerine ait olmayan, onlara ters düşen ve bu sapkın sistemin dış dayanaklarını sarsabilecek her şey suçludur. Her türlü alternatif ve gerçek, göstermelik olmayan özgürlük arzusu damgalanır.
İşte biz de dışlanmış durumdayız. Sadece kendimizi ve kendimizden olanları savunmaya başladığımız için. Öyleyse yeniden kendimizi inkâr etmeye, bize ait olan her şeyi, bütün kazanımlarımızı ve bütün kahramanlarımızı yıkmaya mı başlamalıyız? 35 yıl önce tam olarak böyle oldu: Kendimize ait olanı sattık ve okyanus ötesindeki puta taparak modern paganizme sürüklendik. Başkasının bakış açısını bütünüyle benimsemek, boyna taş bağlayıp bataklığa gömülmekle eşdeğerdir. Zaten etrafımızda o bataklık vardı; bataklık gazlarının oluşturduğu sersemletici atmosfer içinde pek az şeyi seçebiliyorduk.
İgor Molotov, “medyanın Carlos hakkında oluşturduğu ilkesiz bir katil portresinin tarihsel gerçeklikten yoksun olduğunu” gösteriyor. Molotov’un sözleriyle, “o, süper güçlerin dünyanın dört bir yanında yürüttüğü uluslararası savaşın bir askeriydi.” Carlos, “Batı dünyası için sınıfsal bir düşmandı.”
Elbette o hiçbir şekilde çakal değildir. Çakallar, onun karşı karşıya geldiği ve çakalların hüküm sürdüğü düzene karşı savaştığı kişilerdir. Bir röportajında kendisini şöyle tanımlamıştı: “Leninist anlamda profesyonel bir devrimciyim, Filistin direnişinin savaşçısıyım.” Kendilerini “dünyanın efendileri” ilan edenlere, onların savunmasızlığını gösteren bir insandı. Onun gibileri olmasaydı, Batı medeniyetinin bugün kendisine sınırsız bir serbestlik tanımasının sembolü hâline gelen “Epstein Adası” da mümkün olamazdı. O “ada”, tıpkı devrimciden ve Leninist olandan korktuğu gibi, hâlâ Carlos’tan da korkuyor. Tıpkı hakikatin arkasında duran Rusya’dan korktuğu gibi.
Carlos bir dosttur. O bizimdir, bizdendir. İgor Molotov kitabında bunu çok iyi anlatıyor. Böyle dostlara ihtiyacımız var. Gerçek dostlara.










