YEMEN’İN 21 EYLÜL DEVRİMİ’Nİ TEBRİK EDERİZ

Yemen’deki 21 Eylül Devrimi’nin yıldönümü münasebetiyle Ensarullah Lideri Seyyid Abdülmelik el-Husî’nin yaptığı konuşmada öne çıkan bölümleri aktarmadan önce, 21 Eylül Devrimi konusunda kısa bir malûmat:

1995 yılında Bedreddin el-Husi ve oğlu Hüseyin tarafından “Sadık Gençlik” adlı, Yemenli Zeydî doktrinini esas alarak “genç neslin yurtseverlik eğitimi”ni vurgulayan bir hareket olarak ortaya çıktı. Hareket, Suudî Arabistan destekli Selefi ve Vahhabi grupları, “düşmanlık ve nefret tohumları eken ve genç Müslümanlara kendi ideolojilerini dayatmaya çalışan gerçek teröristler” olarak tanımladı. Yemen’deki Selefîlik ve Vahhabîlik, Suudî Arabistan tarafından güçlendirilmiştir.
2011’in sonlarında, eski lider Ali Abdullah Salih’in devrilmesiyle, Suudi Arabistan öncülüğündeki Körfez İşbirliği Konseyi (KİK) tarafından önerilen bir geçiş süreci gündeme geldi. Zayıf bir figür olan Mansur Hadi, Ulusal Diyalog Konferansı (UDK) sırasında geçici başkan olarak görev yaptı (2012-2014). Avrupa’nın Suudi vesayetine sempati duyan bakış açısına göre, Salih’in de onayladığı bu KİK girişimi, olası bir iç savaşı engellemek için tasarlanmış bir geçiş dönemi oldu. Salih, iktidarı yardımcısı Hadi’ye devretti ve Hadi, Şubat 2012’de gerçekleştirilen seçimlerde tek aday olarak %99’dan fazla oyla başkan seçildi.
Hadi, KİK’in ülkeyi yeniden bölme önerisini memnuniyetle karşıladı. Nitekim “böl ve yönet” stratejisi Washington için her zaman tercih edilen bir yöntem olmuştur. 1990’da Yemen’in birleşmesinden hemen önce CIA, Yemen’in birleşmesinin mümkün olmadığına dair “analiz” maskesi altında kendi arzularını yansıtan bir rapor yayımlamıştı.
KİK’in “Ulusal Diyalog” konferansına sunulan yeniden bölünme önerisi, Ensarullah ve diğer muhalifler tarafından reddedildi. Başkent Sanaa çevresindeki birkaç ili ele geçiren Ensarullah, Kuzey’deki Selefî varlığını kökten tasfiye etti.
Ulusal Diyalog Konferansı’ndaki tartışmalar Mart 2013’ten Ocak 2014’e kadar devam etti, ancak Ensarullah, ülkeyi altı bölgeye federal olarak bölmeyi öneren KİK plânını reddetti. Bu öneri, Yemen’in tarih öncesi dönemine geri dönüş ve ülkenin derin bir zayıflama sürecine girmesi anlamına geliyordu. Bunun yerine, Ensarullah, Genel Halk Kongresi (GHK) ve ulusal ordunun bazı kesimleriyle ittifak kurarak 21 Eylül 2014’te başkenti ele geçirdi.

*

Seyyid Abdülmelik el-Husî’nin yaptığı konuşma:

Mübarek 21 Eylül Devrimi’nde aziz halkımıza zafer ve inayet bahşeden Allah’a hamd ve şükürlerimizi sunuyoruz.

21 Eylül Devrimi, halkımızın inanç kimliği temelinde özgürlüğünü ve bağımsızlığını kazanmasını; Amerikan kibir ve tahakkümünden kurtulmasını sağlamıştır.

Özgürlük ve bağımsızlık nimeti ile yabancı vesayeti altındaki yanlış gidişatın durdurulması muazzam bir nimettir ve bugün Allah’ın müstesna günlerinden biridir.

Aziz halkımıza, başta her kademedeki devrimciler olmak üzere şehitlerimize, şehit ailelerimize ve gazilerimize tebriklerimi sunuyorum.

Resmî kurumlara ve bu kıymetli münasebet vesilesiyle tebriklerini ileten herkese şükranlarımı sunuyorum.

21 Eylül Devrimi öncesindeki tablo, halkımızın bu devrime ne denli hayatî bir ihtiyaç duyduğunu açıkça göstermekteydi. Çünkü o dönemde yaşananlar, halkımızın özgürlük ve bağımsızlığının gasbedilmesi ve yabancı bir vesayete boyun eğdirilmesinden ibaretti.

Yabancı vesayet; özgürlüğün, bağımsızlığın gasp edilmesi ve bunun beraberinde getirdiği ağır kayıplar demektir.

Eğer 21 Eylül Devrimi gerçekleşmeseydi, halkımız özgürlüğünü ve bağımsızlığını tamamen kaybedecek ve düşmanların mutlak tahakkümü altına girecekti.

İlân edilen bu yabancı vesayet; düşmanca bir vesayetti. Yapıları suç odaklıydı ve diğer halkların maslahatlarını zerre kadar gözetmeksizin yalnızca kendi muhteris emellerini gerçekleştirmeye odaklanmıştı.

Hayret vericidir ki, bazı siyasî yapılar bu yabancı vesayete teslim olmuş, bunu kabullenmiş ve adeta hayır kurumlarıyla muhatap oluyorlarmış gibi davranmışlardır.

Yemen’in iradesi ve karar mekanizması yabancı vesayete teslim edilmişti; San’a’daki hükümet ise yalnızca şekilselden ibaret olup onların talimatlarını uygulayan bir icra organı gibi çalışıyordu.

Bütün alanlardaki resmî politikalar, o dönemin ABD, İngiltere ve müttefiklerinin arzularına göre şekillendirilmekteydi.

Bu vesayet; ülkeyi her alanda çökmeye, bölünmeye, savrulmaya ve krizler girdabına sürüklemekteydi.

Askerî düzeyde ise düşmanlar, kendi güdümlerindeki yönetime bağlı olmasına rağmen orduyu terhis edip işlevsizleştirmeye; dışarıdan gelebilecek her türlü saldırıyı püskürtebilecek ne varsa hedef almaya yöneldiler.

Hava kuvvetlerimiz, hava savunma sistemlerimiz ve zaten kısıtlı imkânlara sahip olan deniz gücümüz kasıtlı olarak hedef alındı.

Güvenlik ortamı bu vesayet altında tam bir çöküşe sürüklendi; San’a’da suikastların ardı arkası kesilmiyordu.

21 Eylül Devrimi öncesindeki suikastlar güvenlik mensuplarını, ordu görevlilerini ve akademisyenleri hedef alıyor; durum, tekfirci unsurların hastaneleri basmasına kadar varıyordu.

Devrim öncesinde, petrol ve doğalgaz zenginliklerine rağmen ve ortada hiçbir savaş yokken halka ağır ekonomik zamlar ve yükler bindiriliyordu.

Devrimden önceki ekonomik çöküş kesintisiz sürdü; çünkü bu, plânlı ve sistemli bir çöküştü.

21 Eylül Devrimi öncesindeki vesayet rejimi, ülkenin her türlü iç işine müdahale ediyordu; o dönemin büyükelçileri devletin her alanına doğrudan nüfûz etmekteydi.

Düşmanlar, bu vesayet dönemini altın bir fırsat olarak gördüler ve o sırada ABD Büyükelçisi San’a’nın fiilî hükümdarı konumundaydı.

Devrimden önce karar yetkisi ABD Büyükelçisi’nin eline geçmişti; hatta başkent San’a’da askerî üsler kurma yoluna gittiler.

Özgürlük ve bağımsızlık her şeyden daha paha biçilmezdir; insanın sahip olduğu en yüce değerdir.

Halk devrimi, milletimize itibarını yeniden kazandırmış ve inancından gelen izzetini korumuştur. Bu devrim, dünyadaki hiçbir dış gücün sevki veya yönlendirmesiyle gerçekleşmemiştir.

Devrim kararı tamamen halkın öz iradesine dayanıyordu. Kendi kararı ve imkânlarıyla kıyam etmiş, büyük bir diriliş gerçekleştirerek “10’lar Grubu” ülkelerinin yüreğine korku salmıştır.

Halk devriminin ayırt edici vasfı samimi özgürlükçü çizgisi olmuştur; halkımız bu devrimle harekete geçtiğinde düşmanların karşımızda takındığı tavrın asıl sebebi de budur.

Halkımız, dünyadaki her millet için meşrû kabul edilen evrensel haklarına sahip çıkmasına rağmen düşmanlar halkımıza karşı cephe almış ve açıkça düşmanca bir tutum sergilemişlerdir.

Halkımız bu devrimde yüksek erdemler sergilemiştir; saldırgan değildir, başkalarının kaynaklarına göz dikmemiştir.

Halkımız dış politikasında, Arap ve İslâm dünyasıyla ilişkilerinde her zaman ilkeli durmuş; karşılıklı saygı, ortak çıkar ve kendi bağımsızlığına saygı duyulması ilkesini esas almıştır.

Halkımızın, ümmetin meselelerine ve İslâm ümmetini tehdit eden tehlikelere karşı sergilediği duruş köklü ve sarsılmaz bir ilkeye dayanmaktadır.

Düşmanlar halkımıza karşı kumpaslar kurmuş ve vesayetten kurtulan halkımızı yeniden tahakküm altına almaya çalışmışlardır.

ABD’nin hedefi halkımızı boyunduruk altına almak ve ülkemizi kendi askerî üssüne dönüştürmek olduğu sürece, onlarla ve piyonlarıyla aramızdaki ihtilaf devam edecektir.

Halk devrimi barış ve ortaklık ilkesiyle yola çıkmıştır; ancak düşmanlar saldırgan bir tutum takınmış ve halkımızı yeniden boyun eğdirmek için birtakım çevreleri devşirmiştir.

Suudî rejimi; ABD, İngiltere ve Siyonist rejimin teşviki, denetimi ve katılımıyla halkımıza karşı hiçbir meşrû gerekçesi olmayan kapsamlı bir saldırı başlatmıştır.

Suudî rejimi, Amerikan ortaklığıyla Yemen’deki saldırılarının ilk gününden itibaren en canice suçları işlemiştir.

Suudî rejimi ülkemizdeki yaşamın tüm unsurlarını hedef almıştır; işlediği vahşice suçlar insanlığa karşı işlenmiş savaş suçlarıdır.

Suudî rejiminin Yemen’de işlediği tüm fiiller, savaş suçu tanımının bütün unsurlarını taşımaktadır.

Suudî Arabistan’ın Yemen saldırıları karşısında Direniş Ekseni ve dünyadaki bazı özgür insanlar dışında Arap ve İslâm dünyasının sergilediği tutum maalesef pısırık ve pasif kalmıştır.

ABD, Yemen’de işlenen suçlara siyasî kılıf sağlamış ve halkımızın katledilmesi için Suudîlere devasa silâh anlaşmaları sunmuştur.

Suudî rejimi, Yemen’deki gerilimi tırmandırdığı yıllar boyunca Siyonist zihniyetini ve gerçek yüzünü ifşa etmiştir.

Suudî rejimi vahşi yüzünü göstermiş; Yemen’de binlerce çocuğu, kadını ve sivili evlerinde, camilerinde, okullarında ve pazarlarında katletmiştir.

Suudî vahşeti 2.000’den fazla camiyi, düğün ve cenaze merasimlerini hedef almıştır. Bu suçlara ilişkin tüm belge ve görüntüler elimizde mevcuttur.

Suudîlerin işlediği tüm bu cinayetler dünyanın gözü önünde gerçekleşti. Birçok hükümet ve rejim, Yemen’de binlerce çocuk ve kadının katledilmesini kınayan tek bir açıklama dahi yapmadı.

Yemen’de işlenen tüm Suudî cinayetleri sessizlikle seyredildi; zira rejimlerin benimsediği politikalarda ilke ve ahlâk yoksunluğu hâkimdir.

Eğer aziz halkımız bu cinayetler karşısında Birleşmiş Milletler’i yahut Güvenlik Konseyi’ni beklemiş olsaydı, bu kurumlar halkımız için kılını bile kıpırdatmazdı.

Suudî kuşatmasının ve saldırılarının yarattığı ağır insanî kriz yüzünden halkımızdan bazı kimseler ağaç yapraklarını yemek zorunda kalmıştır.

Halkımız; toprağını, onurunu, varlığını ve bağımsızlığını savunmak adına insanî, dinî ve millî sorumluluk bilinciyle saldırılara karşı harekete geçmiştir.

Saldırılara karşı koyma ve savunma hattımız, Allah’ın lütfu ve yardımıyla iç dinamiklerde ve meydandaki kararlılıkta yükselen bir seyir izlemiştir.

Yemen’de her türlü askerî kaabiliyetin inşa edilme süreci sıfır noktasından başlamıştır.

Halkımız vatanını, namusunu, onurunu ve bağımsızlığını korumak uğruna büyük bir özveriyle fedakârlıklarda bulunmuştur. Bu fedakârlıklar, savaşı kendi lehlerine bitirmeyi uman düşmanları hüsrana uğratmada hayatî sonuçlar doğurmuştur.

Düşmanlar; ülkemize yönelik yıllar süren gerilimi tırmandırma, ellerinden gelen her türlü suç, abluka ve hedef almaya başvurmalarına rağmen hüsrana uğramışlardır.

Düşmanlar, halkımızın sarsılmaz duruşu, askerî kabiliyetlerimizin artan etkinliği ve Allah’ın izniyle sahadaki güçlü duruşumuz karşısında şaşkına dönmüştür.

Gerilimin azaltıldığı dönemde, Suudî saldırgan taraf için hesaplarını gözden geçirme; bu halka boyun eğdirmenin ve onu yeniden düşmanlara kul etmenin imkânsız olduğunu anlama fırsatı doğmuştu.

Suudî saldırgan taraf, ABD, İngiltere ve İsrail’in gölgesinde hareket etmekte, onlara tâbi olmakta ve kendine ait bağımsız bir vizyon taşımamaktadır.

Suudî saldırgan taraf, Yemen’in Filistin’e destek verme insanî görevini yerine getirdiği ânda yanlış bir yola sapmış; halkımızın askerî altyapısını yok etmek için ABD, İngiltere ve İsrail saldırılarına bel bağlamıştır.

Suudî saldırgan taraf, Amerikan ve Siyonist saldırıların halkımızın gücünü zayıflatacağına güvenmiş; istihbarat paylaşımı ve işbirliği yaparak onlara hizmet etmek için çabalamıştır.

Suudî saldırgan taraf, İsrail keşif uçaklarının Yemen’e doğru havalanması için havalimanlarını açmıştır.

Suudî saldırgan taraf, İsrail düşmanına karşı işgâl altındaki Filistin’e fırlattığımız füze ve insansız hava araçlarını engellemek için yoğun çaba sarf etmiştir.

Suudî saldırgan taraf, Yemen’in Gazze’ye verdiği desteği karalamak amacıyla medya kampanyaları yürütmüştür.

Suudî saldırgan taraf, ekonomik abluka hususunda aziz halkımızın acılarını katlayacak yeni kısıtlama ve tedbirlere yönelmiştir.

Suudî ve İngiliz düşman heyetleri, ekonomik baskıyı artırıp halkımızın çilesini derinleştirecek tedbirleri sıkılaştırmak adına Cibuti’ye gitmektedir.

Ablukanın yıkıcı etkileri katlanarak artarken halkımızın buna göz yumması ve sessiz kalması beklenemezdi.

Suudî düşman, saldırıların başından bu yana halkımızı petrol ve doğalgaz zenginliklerinden, bunların maaşlar ve temel hizmetler için kullanılmasından mahrum bırakmaktadır.

Düşmanlar, halkımızı tam bir çöküşe sürüklemeyi, iç huzuru bozmayı ve toplumsal dokuyu parçalamayı hedeflemektedir.

Düşmanlar, halkın kaynaklarını ele geçirmeyi ve stratejik noktaların tamamını kendi askerî üslerine dönüştürmeyi amaçlamaktadır.

Düşmanlar, güvenlik odaklı tehditler de dahil olmak üzere krizleri derinleştirmeye ve devşirme faaliyetlerine yatırım yapmıştır.

Güvenlik birimlerimiz, düşmana hizmet etmek için faaliyet gösteren hücrelere karşı büyük mücadeleler vermiştir.

Düşmanın ulusal para birimini ve ekonomik alanları hedef almasıyla ablukanın zararları birikmiş, göz ardı edilemeyecek trajik ve felaket boyutunda bir duruma ulaşmıştır.

Halkımızın yaşadığı kriz, düşmanın temel gıdaya erişimi engellemesine kadar varmıştır; bundan daha kötüsünü beklemek mümkün müdür?!

Sağlık Bakanlığı’nın açıkladığı veriler, halkımızın katlandığı derin ızdırabı ve imkânların sıfır noktasına dayandığını açıkça yansıtmaktadır.

İşgâl ve ablukadan kaynaklanan yıkım, Yemen halkının uğradığı büyük zulmün bir göstergesidir.

Tüm bu haksızlıklardan sonra halkımızın harekete geçmesi meşrûdur ve haklı gerekçelere dayanmaktadır.

Bölgesel konjonktürden faydalanıyoruz, ancak bizler özünde hakikî bir davanın sahibiyiz.

İlkesel sorumluluğumuz gereği; Cihat ve Direniş Ekseni ile dayanışma ve iş birliği içindeyiz; herhangi bir İslâm ülkesinin hedef alınmasını tüm ümmet için bir tehdit kabul ediyoruz.

Bizler, yeryüzünün en büyük mağduriyetlerinden birini yaşayan haklı bir davanın sahipleriyiz. Hâl böyleyken, saldırı ve ablukaya karşı direndiğimizde başkaları bunu bize nasıl çok görebilir?!

Saldırı ve ablukaya karşı direnişimizi çok görenler, Suudî tarafının havalimanlarını kapatıp insanları seyahat hakkından mahrum bırakmasını asla kabul etmezlerdi.

Suudî düşmanın petrol tesisleri ve kuvvetlerimizin verdiği misillemeler için gözyaşı döken yapılar; ticarî ithalata getirilen, malların başka bir ülkede parça parça aranıp denetlenmesi şartını kabullenirler miydi?!

Suudîler için kaygılanan bu yapılar, ticareti daraltan, para birimini hedef alan uygulamaları onaylar mıydı? Petrol ve gaz zenginliklerinden mahrum bırakılmayı kabûl ederler miydi?

Suudî düşmanın yaptıklarına rıza gösterip halkının 11 yılı aşkın süredir maaşsız kalmasına göz yumacak hangi millet vardır?!

Türk veya Pakistan halkı, Suudîlerin kendi iç politikalarına müdahale etmesini kabul eder mi? Körfez ülkeleri böyle bir şeye razı olur mu?

Suudî düşman, ülkemizdeki yetkilileri tek başına tayin etmek istemekte; öyle ki Suudîlerin atamadığı kimseye meşruiyet tanımamaktadır.

Kendi ülkesinin tamamen müdahaleye açık olmasını, tüm işlerine karışılmasını ve Suudîlerin mutlak emir ve yasak mercii olmasını kim kabullenebilir?!

Suudî küstahlığını kabul etmek mümkün değildir; Suudî rejiminin bu tutumu açık bir işgâl durumudur.

Suudî düşmanın tek ajandası halkımızı hedef almaktır ve her alanda saldırgan bir tutum izlemiştir.

Herkes bilir ki işgâl altındaki bölgelerde yetkilileri Suudî düşman belirlemekte, vatan hainleri ise kendilerini onun askeri kılmaktadır.

Hicrî yılın başıyla birlikte halkımız ablukayı kırma talebinde bulunup çabalayınca, Suudî düşman çılgına döndü.

Suudî düşman, Sana Havalimanı’nı bombalayarak yeniden gerilimi tırmandırmış ve halkımızı yok etmek amacıyla devasa karasal tahkimatlara girişmiştir.

Hava saldırıları ve kara yığınağıyla geri dönen Suudî tırmanışına halkımız göğüs germiş; ablukaya abluka ile, saldırıya saldırı ile karşılık verme yoluna gitmiştir.

Allah’ın şeriatı, bize, haksız saldırılara ve zalimane ablukaya karşı durma hakkı verir; uluslararası sözleşmeler de vatanımızı savunma hakkını bize tanımaktadır.

Suudî düşman; El-Cevf çölüne, El-Moha’ya, Batı Yakası’na ve El-Beyda’ya on binlerce asker yığmış, işbirlikçileri ise vatanımızdan geriye kalanları ele geçireceklerini böbürlenerek ilân etmiştir.

Suudî düşman, medya kampanyaları ve IŞİD-Siyonist tarzı kafa kesme tehditleriyle korku salarak ülkeyi işgâl etmek amacıyla tüm cephelerdeki yığınağı bizzat yönetti.

Halkımız, Silâhlı Kuvvetleriyle birlikte, Allah’a dayanarak ve imânî bir şuurla Suudî düşmanın hava saldırıları ve kara yığınağıyla başlattığı bu saldırı hamlesine karşı harekete geçmiştir.

Yemen vilayetlerinden yönetimi sağlayan ve vatanın kalan kısmını işgâl etmeye çalışanlar bizzat Suudî subaylardır.

Halkımız misilleme hakkını kullanarak Suudî topraklarının derinliklerini hedef almış, bu acımasız saldırıyı kararlılıkla püskürtmüştür; Suudî tarafı ise feryat edip başkalarından imdat dilemektedir.

ABD, Suudîleri kendi yatırımı ve vekili olarak gördüğü için desteklemeyi sürdürmektedir; zira ikisi de İsrail düşmanına hizmet etmektedir.

Amerikalı ve Siyonist uzmanlar, Suudî düşmanla omuz omuza çalışmaktadır.

Yemen’in sergilediği etkili duruş karşısında Suudî düşman, sadece belirli seviyelerde değil, ABD ve “İsrail”i kapsamlı bir saldırı ortaklığına çekmek istemiştir.

Bölgesel şartlar ABD ve İsrail’i kısmen meşgûl etmiş, bu durum Suudî tarafı için sorun yaratmıştır; zira o, Yemen halkına yönelik saldırı ve ablukaya onların da bizzat ortak olmasını arzulamaktadır.

Suudî düşman, Türkiye ve Pakistan’ı da işin içine çekmeye çalışmakta; aziz halkımıza yönelik bu günâh ve saldırıya ortak olmaları için gece gündüz onlara yalvarmaktadır.

Suudî düşman, ülkemizin birçok vilayetine yönelik çok sayıda hava bombardımanı ve füze saldırısı düzenlemiş; bu saldırılarda doğrudan sivil yerleşim yerlerini hedef almıştır.

Suudî düşman köprüleri, kamu kulelerini bombalamış; El-Cevf’teki Merkez Cezaevi’ni hedef alarak aralarında ziyaretçi kadın ve çocukların da bulunduğu insanları katletmiştir.

Suudî düşmanın El-Cevf’teki cezaevini bombalamasını kim haklı çıkarabilir? Bu açık bir suç değil midir? Peki bunu kınayan tek bir kişi çıktı mı?

Bizler rejimlerin tutumlarına bel bağlamıyoruz; onurlu duruş yalnızca Cihat ve Direniş Ekseni ile dünyadaki bazı hür insanların tekelindedir.

Düne kadar Suudî hava saldırılarının sayısı 760’a ulaştı. Pakistan veya Türkiye bu kadar bombardımana tutulsaydı bunu devasa bir mesele haline getirirlerdi.

Pek çok rejim dilsiz kesilmiş, yalnızca yanlış istikâmetlerde hareket etmektedir. Yemen cevap verdiğinde ise rahatsız olmakta, dünyayı ayağa kaldırmaktadırlar.

Suudî düşman, -canımız feda olsun- Mekke-i Mükerreme’nin hedef alındığı iftirasını atarak halkımıza bühtanda bulunmuştur.

Biz Mekke-i Mükerreme’yi bir Suudî eyaleti olarak görmüyoruz. Suudî rejim, onu başka ülkelere karşı siper yapacak bir yetkiye sahip değildir; orası bir İslâm mabedidir ve kutsallığını korumak bizim sorumluluğumuzdur.

Yemen halkı olarak bizler, Mekke-i Mükerreme’ye, Medine-i Münevvere’ye, Mescid-i Aksa’ya ve tüm İslâmî kutsallara hürmet konusunda en ön saftayız.

Bizler ilkelerimizde köklü bir imânî aidiyet taşıyoruz; Mekke’ye en sadık olan ve ona yardım etmeye işbirlikçi Suudî düşmandan çok daha lâyık olan bizleriz.

Suudî rejimi, Allah’ın şeairine tazim göstermekten en uzak yapıdır; hatta bunu şirk olarak görür. Mekke-i Mükerreme’yi işgâl ettiğinden bu yana en korkunç suçları işlemiştir.

İnsanlar, Suudî düşmanın Mekke’yi işgâl ederken işlediği suçları, kutsalları çiğnemesini ve tarihi mirasa yaptıklarını okuyup öğrenmelidir.

Suudî düşman, Tanume katliamında 3 binden fazla Yemenli hacıyı katletmiştir ve bu vebal halen Suudîlerin üzerindedir.

Suudî düşman, kutsal mekânlara ticari bir kazanç kapısı olarak bakmakta; ABD, İsrail ve İngiltere’ye hizmet edecek nüfûzu tesis etmek için bu kutsallığı siyaseten istismar etmektedir.

Suudî düşman, Kâbe’nin örtüsünü suçlu Yahudi Jeffrey Epstein’e yaranmak için sunan, onun ayakkabılarıyla basmasına ve şeytanî ritüellerinde kullanmasına izin verendir.

Mescid-i Haram üzerindeki velâyet hakkı, fitne çıkaranlara ve ümmeti hedef alanlara değil, yalnızca mü’minlere aittir.

Suudî düşman, kutsalları en çirkin şekilde istismar etmekte ve kutsal camilerin minberlerini halkımızı karalamak için kullanmaktadır.

Suudî düşman kutsalları sömürmektedir; halklar, sırf bu mekânları kontrol ediyor diye Suudî rejimini kutsamamalı, onun Siyonist ajandalarla olan gerçek bağını görmelidir.

Halklar, Suudî rejiminin fitne çıkarma, Müslümanları bölme ve Filistin davasına desteği engelleme konusundaki gerçek yüzüne bakmalıdır.

Yemen Âlimler Konferansı son derece önemliydi; ümmetin âlimleri onların bildirisini okumalıdır. Bu ümmetin içinde, Suudîlerin halkımıza attığı iftiralara karşı duran özgür âlimler vardır.

Halkımıza atılan Suudî iftirasına karşı sergilenen birçok siyasî ve ilmî duruş takdire şayandır.

Halkımızın, gelecekte Suudî iftiralarını benimseyen hiç kimseyi bağışlaması ve göz yumması mümkün değildir.

Suudîlerin bu dönemde yapmaya çalıştığı şey, Türkiye ve Pakistan’ı kışkırtmak ve Suriye tamamen işgâl altındayken oradaki tekfirci unsurları Yemen’e taşımaktır.

Türkiye ve Pakistan’a, Suudî düşmanın vaat ettiği siyasî ve maddî çıkarların peşine düşüp bu işe bulaşmamalarını tavsiye ediyoruz.

ABD, Suudî semalarında engelleme operasyonları yürütmekte ve Suudî düşmanla birlikte yeni saldırı seçeneklerini değerlendirmektedir.

Zalimle saf tutup İslâm öğretilerinden uzaklaşanlar hüsrandadır; ahlâkî, hukûkî ve insanî tüm sonuçların vebalini üstleneceklerdir.

Rejimlere yakışan tutum, ümmete komplo kuran ABD, İngiltere ve İsrail’in ortağı olan Suudîlerin yanında değil, Filistin halkının yanında onurluca durmaktır.

Bizler insaf sahibiyiz, imkânsız şartlar öne sürmüyoruz. ‘Saldırıları durdurun, ablukayı kaldırın’ diyoruz; taleplerimiz halkımızın en meşrû haklarıdır.

Yemen halkı olarak özgürlük ve bağımsızlık içinde yaşamak, zenginliklerimizden faydalanmak, dolaşım, ticaret ve seyahat özgürlüğüne kavuşmak ve ablukanın her türlüsünün son bulması en doğal hakkımızdır.

Zorluklar ve acılar ne olursa olsun, halkımız meşrû haklarına bağlıdır; ümmetin meselelerine, en başta da Filistin davasına sahip çıkma konusunda kararlıdır.

İsrail düşmanı, Mescid-i Aksa’yı çiğnemeyi, Filistin halkına soykırım uygulamayı ve onları kuşatmayı seçim propagandası haline getirmektedir.

Canî Netanyahu, diğer canîler gibi seçim propagandası uğruna Burak Duvarı’na gitmektedir.

Ümmet, Filistin halkına yardım etmek ve herkesi hedef alan Siyonist tehlikeye karşı koymak için harekete geçmelidir.

Ümmet adaleti tesis etmeye çalışmalıdır. Suudîlerin saldırılarına, ablukasına, ülkemizdeki işgâline ve kaynaklarımıza el koymasına son vermesi hâlinde biz adalete razıyız.

Bizler haklı bir davanın sahibiyiz; önceliğimiz ümmetin büyük meseleleri ve hepimizi tehdit eden tehlikelerdir.

Filistin halkına yönelik her türlü yeni saldırı dalgasında, Aksa Tufanı’nda olduğumuzdan çok daha güçlü bir şekilde onların yanında yer alacağız.

Yemen halkı haklı bir konumdadır; hayalî değil, gerçek bir davanın mücadelecisidir.

Sıkıntılar ne kadar büyük olursa olsun; sabretmenin, sorumluluk üstlenmenin ve sebeplere sarılmanın meyvesi yücedir. Güzel akıbet, takva sahiplerinindir.

Halkımı; seferberliği sürdürmeye, devlet kurumlarını ıslah etmeye, ablukaya karşı durmaya, saldırılara göğüs germeye ve askerî-güvenlik kabiliyetlerini inşa etmeye davet ediyorum.

Halkımı yüksek bir teyakkuza ve ekonomik kalkınma için çabalamaya çağırıyorum.

Devrim, Yemen halkının devrimidir. Yemen’de yaşananlar belli bir kesime ait değildir; bu bir “Husi” meselesi değil, bir halkın dirilişi ve şahlanış hareketidir.

Dünya halkımızın davasını anlamalıdır. Bunu görmezden gelenler kendilerini yanlış bir konumda bulacak, bocalamış ve gerçeklerden uzaklaşmış olduklarını fark edeceklerdir.

Bir Cevap Yazın

Bu site istenmeyenleri azaltmak için Akismet kullanır. Yorum verilerinizin nasıl işlendiğini öğrenin.

Adımlar Dergisi sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin