HAYÂL NAZARİYESİ ve İBDA MÂNÂSININ TARİHÎ SERÜVENİ

HAYÂL NAZARİYESİ ve İBDA MÂNÂSININ TARİHÎ SERÜVENİ

Hayâl; bürünülmesi gereken mânâsıyla, kulun ilâh karşısındaki acziyetinin bir ifâde usûlüdür. Çünkü bir şey, ne kadar sebeb-netice ilişkisine bağlı görünürse görünsün, Allah’ın izni olmadan sadece kul fiili ile gerçekleşemez. Eğer herhangi bir insan, bir “eser” ortaya koyacak ise her şeyden önce fiilini “tesadüf”ten ayıracak bir şuur içinde olmalıdır. Fiili şuurlu kılacak olan da, gâye ve buna dâir mârifetin insanda beraber bulunmasıdır.

İnsanların gözünde şekilsiz ve sıradan olan bir taşa bir heykeltıraş baktığında neticeyi, maksadını, murâdını, eserinin kemâle ermiş hâlini hayâl eder. Dolayısıyla hayâl; şekilsiz taşın, oturulup geçilecek bir şey olmasıyla bir heykel olması arasındaki farkı belirleyecek olandır. İnsandaki “icad hissi”, bir şeyi maddî âlemde varolmadan evvel hayâl âleminde tasavvur hâlinde vareder. Taşta heykel hayâl eden herkes heykeli maddî âlemde varedemeyebilir fakat maddî âlemde varetmek de ancak bu hayâli görebilmiş insana mahsus olabilir. İşte bu hayâli görülen şeyin varedilme fiiline de “ibda” ismi verilmiştir. Demek oluyor ki; hayâl, “ibda”nın zorunlu şartıdır.

 

Hayâl-kurucu Kudret

Hayâl: Zihinde beliren görüntü. Gövdeden ayrılmış ruh. (Arapça)
Tahyil-Tahayyül: Hayâl etmek. (Arapça)
Muhayyel: Hayâlî. (Arapça)
Mütehayyile: Hayâl oluşturan kuvvet. (Arapça)

İbn Sînâ, felsefede varlık delilini (preuve ontologique) başlangıç hâlinde kullanan doğuda-batıda ilk mütefekkirdir. Bu delili Batı’da açık ve etraflıca olarak Saint Anselme alacak ve sonrasında yakın dönem Batılı filozofların da çoğunun sistemlerinde esaslı bir rol oynayacaktır. Şeyhürreîs’e göre varlık ile düşünce aynıdır ve düşünce dışında varlık olamaz. Bu ilke, aynı zamanda mantık ile metafiziği birbirine bağlamakta ve metafiziği mantıktan doğurmayı temellendirmektedir.

Kelimeleri sıralarken “hayâl”in, “gövdeden ayrılmış ruh” mânâsını vermiştik. Dolayısıyla ruhun varlığı ve mâhiyeti, hayâli de doğrulayacaktır. Ruh, beden olmadan kendini bilebilir mi? Eğer bu mümkün ise, o gerçekten de bedenden ayrı ve bundan dolayı da mânevî bir cevher demektir. Bir insanın erişkin yaşta yaratıldığını, dış âlemden hiçbir şey görmediğini, boşlukta hareket hâlinde olduğunu farzedelim. Yine farzedelim ki onun organları bir etkileşim içinde olmasın, yâni hiçbir duyum almasın. Böyle bir insan, kendisinin varolduğunu kabul edecek fakat unsurlarının varlığını bilmeyecektir. Öyleyse üç buudu olmayan bir varlığı tasavvur edecektir. Bu sırada onun ellerinden birini gördüğünü varsayalım. Gördüğü şeyin kendi tabiatına âit olduğunu düşünmeyecektir. Bunun için bu insan kendi kendisini, organlarını bilmeksizin doğrudan doğruya bilebilir. Ruhunun bedeninden farklı olduğunu da görmüş olur. Daha doğrusu, ruhunun varlığını bilmek için bedene ihtiyacı yoktur. Öyleyse ruh, mânevîdir. İslâm hikemiyâtındaki bu meşhur “insan-ı tâir – uçan insan” temsili, Batı düşünce sistemlerine bütün olarak geçmiş ve yüzyıllar boyunca “L’homme-volant” tâbiriyle kullanílmıştır.

Ruhun üç kuvveti vardır. Bunlar nebatî, hayvanî ve insanî ruhtur. Nebatî ruhun gıdalanma, büyüme ve çoğalma gücü; hayvanî ruhun hareket ve algı gücü vardır; bu algı, insanda da bulunup, dış ve iç idrakler yoluyla ortaya çıkar. Dış idrak vasıtası ile nesnenin sûreti algılanır, iç idrak yoluyla ise buna anlam verilir. Meselâ kuzu, kurdun tehlikeli olduğunu bu şekilde farkeder ve ondan kaçar.

İnsanî ruhtaki iç idrakler de beş kısma ayrılır:

1- Müşterek His: Duyulardan gelen duyumları beyne gönderen iç duyudur.
2- Hayâl-Musavvire Kuvveti: Müşterek duyuda meydana gelen duyumları alıp koruyan kuvvettir.
3- Vehim Kuvveti: Duyularla algılanamayan manaları algılayan kuvvettir. (Sezgi)
4- Hafıza Kuvveti: Vehimden gelen mânâları koruyan kuvvettir.
5- Müfekkire-Mütehayyile Kuvveti: İmajları analiz eden ve sentezleyen kuvvettir.

Hayâl gücü (musavvire), duyu plânında idrak edilen imajları saklama fonksiyonuna sahiptir; mütehayyile ise “hissî sûret” adı verilen bu imajları çeşitli birleştirme ve ayırma işlemleriyle yeniden üretir, yani onları serbestçe hayâl eder. Bu işlem vehim gücü için yapılırsa tahayyül, akıl için yapılırsa tefekkür adını almakta, dolayısıyla kuvvetin ismi de ilk durumda mütehayyile, ikinci durumda müfekkire olmaktadır. Mütehayyilenin harekete geçmesinde ise bedenî mizaç, beş duyu, vehim ve akıl etkili olabildiği gibi metafizik etkiler de rol oynayabilir. Gerek fizik gerekse fizik ötesinden gelen etkiler sürekliliğini korudukça yeni yeni sûretlerin tahayyülü mümkün olur.

Mütehayyile kudretinin âlem hakkında ve âlemden bilgi elde etme yolunda iki temel vechesi vardır. Sözkonusu ayırım, bilginin tabiatına ve kaynağına dayanmaktadır. Bu bilgi, ya akledilir küllî kavramları veya oluşa tâbi olan ve dolayısıyla cüz’i olanların formlarını (yâni yeryüzündeki geçmiş, şimdi ve özellikle de gelecekteki olaylara ve şeylere atıfta bulunma) içermektedir.

Mütehayyilenin mânevî etkilenmeler karşısında oynadığı rol de çok önemlidir. Esasında bu etkiler altında bulunmayan insan nefsi yoktur, mesele onların farkında olup olmamaktır. Bunların farkında olmak, nefsin mütehayyileyi mânevî etkiye uygun olmayan hayâller üretmekten alıkoyması ile mümkün olur. Söz konusu mânevî etkiler; metafizik alana ait bilgiler, gelecek hakkında uyarıcı bilgiler veya şâirâne ilhamlar şeklinde olabilir.

Mütehayyile; beş duyu, beslenme ve arzu güçlerine uygun düşecek imajları benzetmeler yapmak suretiyle tahayyül edebilir; ayrıca yine benzetme yoluyla bedenin mizacında meydana gelen değişmelerden ötürü serbest hayâller üretebilir; fakat en önemlisi soyut ve metafizik varlıklara (makulât) âit yahut onların insan nefsine olan etkisinden ötürü benzetmeler yapıp onları sembollere dönüştürebilmesidir. Eğer nefs için rüyâda metafizik kökenli bilgi edinme imkânı doğar ve nefs mütehayyilesini konuyla ilgisi olmayan hayâller üretmekten alıkoyarak denetlerse bu bilgileri hâfızasına iyice yerleştirip ezberleyebilir. Nefs, fizik ötesinden edindiği bilgileri ezberleyememiş ve mütehayyile onun edindiği bu bilgilere benzer veya karşıt şeyler tahayyül etmişse nefsin bu bilgileri tesbit etmesi, musavvire ve hayâl gücüyle hatırlama gücünün mütehayyileden gelenleri tesbit etmesinden daha zayıf olur. Mütehayyilenin işe karıştığı bu tür rüyâların çok azı tâbir edilebilir, geri kalanları ise karışık rüyâlardır ve erbâbının işidir. Mütehayyilenin, rüyâların hem görülmesi hem de tâbir edilmesi konusunda mutlak bir işlevi vardır.

Şeyleri idrak etmekte hayâl-kurucu kudretin, bu mütehayyile kuvveti için de rüyâların önemi, idrak ile rüyâ arasındaki zorunlu ilişkiyi de göstermeye kâfi olsa gerektir. Bâzı insanlarda hayâl-kurucu kuvvet son derece güçlü ve hâkim bir şekilde yaratılmıştır; bu tür insanlarda duyular, hayâl-kurucu kuvvete asla hâkim olamadığı gibi sûretler de onlara itaatsizlik edemez. Güçlü ve baskın tabiatları sebebiyle, müteâl/aşkın hikmetleri idrak etmeleri ve ardından bunları anlaşılabilir şekilde ifâdeye dökmeleri mümkündür. İBDA’nın rüyâ nisbeti ve üslûbu, buna güzel bir misâldir.

 

Fantastik Roman’ın Kaynağı

Phos: Işık. (Antik Yunanca)
Phao: Işımak. (Antik Yunanca)
Phaino: Aydınlatmak. Görünür kılmak. (Antik Yunanca)
Phantasia: Hayâlet. (Antik Yunanca)
Phantastikos: Hayâlî. (Antik Yunanca)
Hülya: Hayâl. (Farsça). -Arapça’ya buradan geçiyor-
Mâlihülya: Karasevda. Eski tıbba göre insanı oluşturan dört maddeden biri. (Farsça)
Melanxolia: Melankoli. (Antik Yunanca). -Farsça’ya buradan geçiyor-
Nouvel: Yeni şeyler. Edebiyatta roman. (Fransızca)
Novel: Yeni şeyler. Edebiyatta roman. (İngilizce)
Novellus: Yeni şeyler. Genç ve son olan. (Lâtince)

Roman, Üstad Necib Fâzıl’ın ifâdesiyle, “icadçı hayat taklidi”dir. Hangi türden olursa olsun, bir hayat senaryosu çizdiği için icadçı bir karakter taşır. Fantastik romana gelince; fantastik kelimesi ile çeşitlendirilmesi, hayatta olmayan/görülmeyen karakterler barındırması sebebiyledir. Fakat dikkat edilmesi gereken şey, karakterlerin hayâlî bile olsalar birbirleri ile sanki insan ilişkisi gibi bir ilişkiye girmeleridir. Yâni esasında fantastik edebiyatta gördüğümüz şey, sûreti insan olmayan ama mânâda insanî olan karakterlerin serüvenleridir.

Fantastik roman, hayatta insanların alışık olmadığı sûretleri kullanır lâkin hayat, fantastik edebiyatta bile olmayan insanlar ve tavırlar bütünüdür. Neticede fantastik romanın hikâyesi bir insan tarafından oluşturulmaktadır. Bir insan diğerinden daha fantastik şeyler düşünebilir ama bu insan, bütün insanların ve aralarındaki ilişkilerin oluşturduğu küme kadar zengin bir yapı ortaya koyamaz.

Eğer bir insan, bütün hayattan daha zengin bir dünya tasavvur edebilseydi bile, tasavvurundaki şeyler de bir varlık çeşidi olarak sayılacağından, aynı zamanda hayat kümesini de zenginleştirmiş olurdu. Şunu demek istiyoruz ki; akıl, şeyler karşısında üç türlü hüküm verir. Bunlar; vacib, mümkin ve mümtenidir. Zorunlu, mümkün ve imkânsız… Mümkün varlıklar ise beş türlüdür. Bu türlerden biri de, sadece zihnî olarak varolan şaylerdir. Misâlen; ejderha hayatta yoktur ama aklen imkânsız değil mümkün bir varlıktır ve bu yönüyle vardır. Romanın, fantastik de olsa hayat taklidi olduğu ve taklidin asla bağlı keyfiyetini düşünüldüğünde, hayat kadar fantastik olamayacağı neticesine varılır.

Ejderhayı ilgi çekici kılan, sûret perdesinin yanılgısı altında iyisiyle kötüsüyle ejderhaca olan değil insanca olan tavırlarıdır. Yoksa sadece ağzından ateş püskürtebilen ve uçan bir yaratık olarak ilgiyi çoktan tüketirdi. Esasında insanlar, şiirde de heykelde de fantastik romanda da sürekli ve sadece “insan”ı anlatmakta; varmak istedikleri yeri hayâl ederek, varılmış neticeyi şu veya bu usûlle sunmaktadırlar. Dolayısıyla fantastik romanın kaynağı, aynı zamanda her şeyin kaynağı olan şeydir; ibda faaliyeti…

Invencion: İcad. İnsandaki icad hissi kastedilir. (Fransızca)
Invention: İcad. İnsandaki icad hissi kastedilir. (İngilizce)
İbda: Benzersiz bir şey meydana getirmek. (Arapça)

Efrenc’in yerinde olsam, kullanım olarak sıfat hâlindeki “ibda” ıstılâhını “invention” kelimesi ile karşılardım, ki sanırım öyle yapacaklardır. Çünkü İBDA bir hayâl nazariyesidir ve insanın son romanıdır.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: