DİKKAT! GERİ SAYIM BAŞLADI!

DİKKAT! GERİ SAYIM BAŞLADI!

DİKKAT!

GERİ SAYIM BAŞLADI!

BAŞYÜCELİK -MEHDÎ- DEVLETİNE  KOŞAR ADIM!..

 SÂLİH  BİN MUHAMMED EL MEHDÎ   (MEHDİ, MUHAMMED OĞLU SÂLİH)  

16 YILLIK GAYBİYET DÖNEMİNİ GEÇİRDİĞİ BOLU ZİNDANINDAN TAHLİYESİ ESNÂSINDA…  

TAHLİYE

(ﺗﺤﻠﻴﻪ) i. (Ar. ḥaly “süslemek”ten taḥliyeSüsleme, bezeme, donatma. 
Tahliye-i nefs: Nefsini güzel hasletlerle donatma.

TEFERRUATA GİRMEDEN  “EVET”İMİZİN MAHİYETİ :

GEÇİŞ DÖNEMİNE EVET !

BAŞYÜCELİK DEVLETİNE  KAPI ARALAYACAK  DÖNEME:

EVET! 

AÇIK ÇEKİMİZ  ÇARÇUR EDİLİR VE MİSYON  UNUTULURSA :

 

MUHÂSEBE , ANADOLU HALKI HESÂBINA, ELBETTE YAPILMAK KAYIT  VE ŞARTI İLE!…

NEYE  “EVET”, NEYE  “HAYIR” DEDİĞİMİZİN ŞUURUNDAYIZ; ELHAMDÜLİLLAH !  

HİRE : (zazaca)  3 (sayı, rakam) !

Hîro : (kürtçe) HATMİ çiçeği !

 

HATMİ

(ﺧﻄﻤﻰ) i. (Ar. ḫaṭmі– ḫiṭmі) İki çeneklilerin ebegümecigiller familyasından, pembe beyaz çiçekli, bataklıklarda, sulak çayırlarda yetişen, çiçeği yumuşatıcı, kurutulmuş kökünün kaynatılmış suyu tenkiye ve gargara olarak kullanılan otsu bitki. Althaca officinalis.

 

HÂTEM

(ﺧﺎﺗﻢ) i. (Ar. ḫātem)

  1. Mühür:“Hâtem-i sadâret.” Süleyman Nebî’ye verildi hâtem (Pir Sultan Abdal).
  2. Yüzük, üzerinde mühür bulunan yüzük
  3. teşmil.Son, en son, sonuncuO, Ebû Hüreyre’den rivâyet edilen bir hadiste işâret olunduğu gibi gönderilmede sonuncu, yâni hâtem-i enbiyâ, fakat yaratılışta peygamberlerin ilki, yâni peygamberlik yolunu aydınlatan ilk meş’aledir (Mertol Tulum).

 

İMÂM-I HÂTEMΠ   : SON İMAM : 12. İMAM : İMAM MEHDΠ

SADÂRET    :

(ﺻﺪﺍﺭﺕ) i. (Ar. ṣadr “baş, ön, reis”ten ṣadāret) [Türkçe’de türetilmiştir] târih.
1. Osmanlı Devleti’nde sadrâzamlık makāmı, sadrâzamın işi ve makāmı
2. Anadolu ve Rumeli kazaskerliği pâyesi.

 

 

Hâtem-i sadâret  : SON BAŞKAN ! 

[ İlk ve son! Tekrar parlementer sisteme mi dönülecek(!)  Yoksa… ]

 

YORUM YİNE  ÜSTAD’TAN :

 

“DOĞAR BİR GÜN BENİM GÜNÜM,

ÇOĞU GİTTİ,  AZI KALDI.

BİR GÜN ANLAŞILIR ŞİİR,

ÇOĞU GİTTİ,  AZI KALDI.”

REFARANDUM  SONUÇLARININ  HATIRLATTIKLARI :

 

ANADOLU HALKINA :

          “SENİ DENİZE DÖKMEKLE TEHDİD EDEN, YUNAN TOHUMLARINA KARŞI HAZIRLIKLI OL !..” 

 

(ÇÜNKÜ BATI, 200 YILLIK KAZANIMLARINDAN  “BİR SANDIKTA” VAZGEÇMEZ ! “HİBRİT”  TOHUMLARI  İLE  SANDIK DIŞI HER TÜRLÜ  ŞEYTANΠHAREKETLERİ DENEYECEKLERDİR…) 

 

İKTİDAR SAHİPLERİNE :

           “MİLLETİN NİHÂΠ KARARININ NE OLDUĞUNU İYİ TAHLİL  ET  VE  ANADOLU’YLA  BİRLİKTE  TÜM  İSLÂM ALEMİNİ  KURTARACAK  “KURTARICI”NIN  YOLUNU AÇ !!! 

 

 ( TEK CÜMLEYLE : “YA OL, YA ÖL !” )

[YA HERRO, YA MERRO !]

 

“- Her halde nazarınızdan kaçmamıştır, beyefendi; [ADNAN MENDERES’E HİTABI]
1958 Büyük Doğu’larında hakkınızda iki yazım çıktı
 Ya Ol, Ya Öl! ” ve “1960 Son Vade… ” Sizin nasibiniz, alelade, seri malı bir Başvekillik şartlarına uymaz. Size iktidarın yolunu açan kader, ya olmanızı, yahut ölmenizi âmirdir. Ya öldüreceksiniz, yahut öldüremedikleriniz tarafından öldürüleceksiniz!”

(CİNNET MUSTATİLİ – NECİB FAZIL KISAKÜREK)

 

TARİHİN TALİHİ SANA BİR İŞARET FİŞEĞİ NASİB ETMİŞTİR ! UMARIZ Kİ BU İŞARETİN GÖSTERDİĞİ İSTİKAMETTE GİDİLSİN ; “ÇAPRAZ VE ÇARPIK” YOLLARA SAPILMASIN !!!

KISACA,  REFERE ETMEYİ  SAKIN İHMAL  ETME!..  (EMANETİ EHLİNE DEVRETMEK !)

 

Refer [(e) etmek]

1.Vermek, isnat etmek, hamletmek
2.Göndermek, havale etmek, müracaat etmek
3.İşaret etmek, ima etmek
4.Bakmak, danışmak, sormak
5.Göndermek, sevketmek, ait olmak, ilgili olmak, atfetmek, kastetmek, ima etmek, ait saymak, başvurmak, bakmak, yararlanmak, bahsetmek, değinmek

         

“ŞİMDİ MİLLETİM GERÇEK VE NİHAİ KARARI VERECEKTİR

Ne yaptınız ki diyenlere dün akşam parlamento güzel bir cevap verdi. Ama gerçek cevabı inşallah beşer planında egemenlik milletindir. Şimdi milletim inşallah gerçek, nihai kararı verecek. Bu karar ile birlikte Türkiye yeni bir sıçrama noktasına ulaşacaktır. Milletimiz ülkemiz için hayırlı olsun el ele vereceğiz. Hep birlikte Türkiye olacağız”

 

[Pendik Belediyesince düzenlenen Kadıköy-Kartal arası metro hattının devamı Tavşantepe, Pendik ve Yakacık’ metro istasyonlarının resmi açılış töreninde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından bir bölüm.]

TARİHİ BİR KARARI HAYATA GEÇİRİYORUZ

Erdoğan, 16 Nisan halk oylamasının milletin geleceğine sahip çıktığının önemli bir göstergesi olduğunu belirterek, şunları aktardı:

Bugün Türkiye 200 yıllık kadim bir tartışma konusu olan yönetim sistemi konusunda tarihi bir karar vermiştir. Bu karar sıradan bir olay değildir. Çok ciddi bir yönetim sistemi üzerindeki değişim, dönüşüm kararının verildiği gündür bugün.

Her zaman olduğu gibi bu halk oylamasında da mevcudu savunmak kolay, değişimi savunmak zor olmuştur. Hamdolsun bu zoru başardık ve milletimizin teveccühüyle tarihimizin en önemli yönetim reformunu hayata geçiriyoruz.

“Halk oylamasının sonuçlarının hayırlı olmasını dileyen Erdoğan, “Ne  kadar güzel değil mi? Her şey yerini buluyor. ‘Sıra millette.’ dedik. Millet de  görevini yaptı mı? Millete sopa gösterilmez.Gösterenler cevabını sandıkta aldı  mı? Şimdi ben diyorum ki; AK Parti’ye gönül veren kardeşlerime teşekkür ediyorum.  Milliyetçi Hareket Partisine gönül veren kardeşlerime teşekkür ediyorum. Büyük  Birlik Partisine gönül veren kardeşlerime teşekkür ediyorum. Özellikle  Güneydoğu’da HÜDAPAR’a gönül veren kardeşlerime teşekkür ediyorum.” diye konuştu.

 

BASTON  :

  1. (İtal. bastone)
    1. Yürürken dayanmak üzere kullanılan değnek, uzun sopa,asâ: Siyâsî mi, bastonu var mı elinde? (Orhan V. Kanık).
    2. Gemilerin başındaki direğin ileriye doğru uzanmış kısmı.
    ѻ Baston yutmuş gibi: Dimdik (duran veya yürüyen), kazık yutmuş gibi.

 

RÜYA

16 OCAK 2017 – Gece rüyası

Gündüz vakti… Bir dağın, yüzlerce metre, çok geniş bir eteğinde mahşerî bir kalabalık… Önümüzde çok geniş bir cephe halinde deniz…Bu mahşerî kalabalığın ön taraflarındayım.

Bu mahşerî kalabalığın epeyce önünde bize göre sol tarafta, kıyıdan epeyce uzakta siyah cübbesiyle  ve uzunca boylu  ALLAH RESÛLÜ  (S.A.V.) sırtı kalabalığa dönük vaziyette ve sadece  silüet halinde… Elinde bir BASTON DENİZE DOĞRU, DENİZİ  İŞARET EDEREK,HEDEF veya YOL GÖSTERİR  GİBİBASTONU,  üç defa yukarı aşağı, sert ve ritmik hareketle, sallıyor…

Kalabalığın diğer ucunda, bize göre  sağ  tarafta ve önde,  RESULULLAH (S.A.V.)’ in hizasında, fakat gözle farkedilir bir ölçüde ondan  daha ilerde, denize daha yakın bir yerde UZUN BOYLU  biri; yine onun da sırtı kalabalığa dönük bir vaziyette ve yine silüet şeklinde…

Bu öndeki UZUN BOYLU şahıs  ALLAH RESÛLÜ (S.A.V.)’in  ihsâs ettiği mânâyı anlamış olarak harekete geçiyor ve DENİZE DOĞRU yürümeye başlıyor ; Fakat  O’nun gösterdiği şekilde DOSDOĞRU  DEĞİL DE ÇAPRAZ BİR VAZİYETTE…

Bunun üzerine RESÛLULLAH (S.A.V)  mahşerî kalabalığa yüzünü dönerek (yine sadece silüet şeklinde) yine BASTONUYLA – el tutma kıvrımından tutmuş olduğu halde-  yine üç defa aynı şekilde BASTONU SALLIYOR !.. Ve bu esnâda  tek bir kelime söylüyor (yanılmıyorsam bu kelime osmanlıca idi).

                                                                                                                          Hasan Parmaksız

 

Not     : Bu rüyayı gördüğümde, topluluğun önünde ÇAPRAZ GİDEN “UZUN BOYLU” FİGÜRÜ beni korkutmadı dersem yalan olur. Ve yazmadım. “O kelimeyi” de böylece unuttum. Çok düşündüm; neden sonra Jetonum düştü ve şekiller yerine oturdu; Referandum kararı ile birlikte… Çok şükür!..

 

Peki, referandum kararının açıklanması akabinde niye mi yazmadım? Kimsenin HAYIR – ŞERRİNE sebep olmamak için, isabet de olmuş…

 

Öyleyse şimdi niye yazıyorum : UMULUR Kİ HAYRA VESÎLE OLURUM !..

 

RÜYADA GELEN MANA  : “ÇAPRAZ  GİDİŞ” …  BUNA RAĞMEN REYİNİZİN RENGİ NEDEN DEĞİŞMEDİ DİYE SORACAK OLANLARA CEVAB:

 

Aksi ihsâs  edilse veya “DOĞRUDAN” bildirilse  o halde şüphesiz değişirdi. Bilakis O’ da bizi doğruladı… Fakat burada    -haşa-  ŞERİAT SÂHİBİNE bir muhalefet yok mu diye düşünce üretebileceklere cevabımız:

 

BU ÇAPRAZ  GİDİŞ ,  “O’NUN” (12.İMAM)  EKSİKLİĞİNİ ORTAYA ÇIKARACAĞI İÇİN , “O  GELMEDİKÇE  NE MEVZİÎ  NE DE BÖLGESEL BİR KURTULUŞ  YOK !”  HAKÎKATİNİN VÂZIH  BİR ŞEKİLDE  GÖRÜLEBİLMESİ İÇİN VE GERÇEK KAHRAMANIN KİM OLDUĞUNUN ÂŞİKAR  OLARAK BİLİNMESİ AÇISINDAN,  BU GEÇİŞ DÖNEMİ KAÇINILMAZ BİR DURUM !..

 

YOKSA,  İSLÂMIN HÜKÜMRAN OLMADIĞI BİR SİSTEM İSTER TEK ADAM ,İSTER ÇOK ADAM YÖNETİMİ OLSUN, DİNİN  BUNA CEVAZ   VERMEDİĞİ ÂŞİKARDIR.

HATIRLAMAK GEREKİR Kİ :

SON ZAMANLARDA  -ORTADOĞUNUN DİZAYN EDİLMESİNDEN KAYNAKLANAN-  AB-ABD İLE YOL AYRIMI – NET OLMASA DA- ORTADADIR. BU İŞİN BU NOKTAYA GELMESİNDEKİ SÂİK T.C.’NİN BEKÂ SIKINTISI VE YÖNETİMİNDE GİTTİKÇE BÂRİZLEŞEN İSLÂM MOTİFLERİ…  VE BATI DÜNYASININ DA BUNA AKSÜLAMEL OLARAK DEVREYE SOKTUĞU TÜRK-İSLÂM DÜŞMANLIĞI VE BİR TAKIM TEHDİTLERİN GÖZDEN KAÇMA İMKÂNI YOKTUR…

O’NUN (12.İMAM SALİH MİRZABEYOĞLU ) ZUHURU, ÖMRÜ OLANLARI  VE AİLELERİNİ  DE KURTARACAKTIR! TABİÎ Kİ KURTULUŞU HAKKETMEK KAYDI İLE !.. YOKSA, DEMOKRASİNİN KİMSEYİ KURTARMADIĞI VE KURTARAMAYACAĞI 15 TEMMUZ İTİBÂRİYLE  AYRICA ANLAŞILDI!..

DAYANAĞIMIZIN HAKK VE HAKPERES ANADOLU İNSANI OLDUĞUNU GEÇ OLSA DA ANLADIK!

REFERE  : İşaret etmek, ima etmek, ihsâs etmek !  

BASTONLA,  ÖNCE  YÖNETİCİYE, (ÇAPRAZ GİDİŞ SERGİLENİNCE) SONRA  MAHŞERÎ KALABALIĞA… BU DA NE DEMEK !!!

ANLAYANA BİN SEVAB !..

“Bu mesel ile bulur cümle düvel fevz-ü felâh;
   Hazır ol cenge eğer ister isen sulh-ü salâh.”

Bütün devletler KURTULUŞ  ve  ZAFERİ  bu atasözünde bulur :
Eğer    BARIŞ   ve  HUZUR  istersen   SAVAŞA  HAZIR  OL !

[ Hekimbaşı  Abdülhak Molla (Abdülhak Hamit Tarhan’ın dedesi)]

İtiraf etmeliyim ki; rüya tâbirinden hiç anlamam fakat öyle vâzıh rüyalar var ki, yoruma gerek bırakmıyor…

 

O’NUN ÜMMETİNDEN OL !

Beri gel, serseri yol!
O’nun Ümmetinden ol!
Sel sel kümelerle dol!
O’nun Ümmetinden ol!

Sen, hiçliğe bakan yön!
Hep sıfır, arka ve ön!
Dosdoğru Kâbe’ye dön!
O’nun Ümmetinden ol!

Gel dünya, mundar kafes!
Gel, gırtlakta son nefes!
Gel, Arşı arayan ses!
O’nun Ümmetinden ol!

Solmaz, solmaz; bu bir renk…
Ölmez, ölmez; bir âhenk…
İnsanlık; hevenk hevenk,
O’nun Ümmetinden ol!

Gökte çakıyor haber;
Geber çelik put geber!
Doğrul yeni seferber,
O’nun Ümmetinden ol!

                                (1949 – ÜSTAD )

 

İdam talebi

Katılımcıların “İdam isteriz” talepleri üzerine Erdoğan, şunları  söyledi:

“Hemen bu konuyu Sayın Başbakan’la, Sayın Bahçeli ile de görüşeceğim.  ‘Meydanlarda hep bununla karşılaştım.’ diyeceğim. Zaten Sayın Bahçeli ‘Ben  desteklerim.’ dedi. Sayın Yıldırım aynı şekilde… Fakat Kılıçdaroğlu da  destekleyeceğini söylemişti. Eğer gerçekten destekler de önüme gelirse, ben bunu  onaylarım. Desteklemedi, o zaman yapacağımız şey ne? Bir halk oylaması da onun  için yaparız. Hiç endişe etmeyin, şimdi diyorum ki atmamız gereken adım, bugüne  kadar hakikaten çok dik durdunuz. Siz 15 Temmuz’da adeta bir diriliş destanı  yazdınız.

Onun için Sarıyer hakikaten farklı bir  diriliş hareketine imza attı ama dün Sarıyer Meydanı’nda ne dedim; ‘Şu kalabalık  bir işaret fişeğidir.‘ Anladınız mı ne demek istediğimi? Ona göre çok  çalışacağız, çok çalışacağız ve işaret fişeğinin gereğini de halledeceğiz.

(Cumhurbaşkanı Erdoğan, halk oylamasında “evet” çıkmasının ardından,  Tarabya’daki Huber Köşkü önünde bir araya gelen vatandaşlara seslendi.16.04.2017  S: 22:29)

[“- Her halde nazarınızdan kaçmamıştır, beyefendi;

1958 Büyük Doğu’larında hakkınızda iki yazım çıktı Ya Ol, Ya Öl! ” ve “1960 Son Vade… ” Sizin nasibiniz, alelade, seri malı bir Başvekillik şartlarına uymaz.

Size iktidarın yolunu açan kader, ya olmanızı, yahut ölmenizi âmirdir. 

Ya öldüreceksiniz, yahut öldüremedikleriniz tarafından öldürüleceksiniz!”

(CİNNET MUSTATİLİ – NECİB FAZIL KISAKÜREK)]

 CAMEKÂN İLE KAPATILMIŞ LAHİT !

CAMEKÂN

(ﺟﺎﻣﻜﺎﻥ) i. (Fars. cāme-ken “elbise çıkarılacak, soyunulacak yer”den cāmekān)
1. Camla çevrili, camla örtülü yer
2. Bir yeri iki kısma ayıran camlı bölme.
3. Bir malın, bir eşyânın teşhir edildiği, önü camlı yer veya dolap, vitrin.
4. Sebze, meyve ve çiçeklerin yetiştirilirken soğuktan korunmalarına yarayan altı toprak, üstü ve yanları cam yer, ser, sera, limonluk, camlık, tavhâne.
5. Hamamlardaki soyunma yeri, hamam odası.
6. argo. Gözlük.

RÜYA

2  ŞUBAT 2017 — PERŞEMBE

Cumhurbaşkanı  ERDOĞAN  ile  bir – üstü kapalı yanlardan açık  olduğunu hissettiğim- pazar yerindeyiz… Ben onun önünde, peş peşe pazar tezgahlarının aralarında geziyoruz…

Sukutur (kaykay-PATENAJ) kullanıyorum ve onun önündeyim… Birden onun peşinde olmam gerektiğini düşünüyorum; koruma görevini yapabilmem için.

Bir anda yine onun önünde yürürken, o benim sol topuğuma sol ayağıyla basıyor; güç alabilmek için… Bu hareketi ile onun sağ ayağının sakatlanmış olduğunu farkediyorum. Ve derhal onun rahat yürüyebilmesi için  sağ ayağını diz altından elimle  kavrayıp, göğüs hizama kadar kaldırıyorum ki, bu şekilde rahat yürüyebilsin…

Sonra pazar yerini gezmekten vazgeçip, pazar yerinin ortasında camekân yazıhaneye doğru yöneliyor; Orada bir müddet dinlenmek üzere…

                                                                                                                         HASAN PARMAKSIZ

SUKUTUR (KAYKAY) : PATENAJ denilirdi çocukluğumuzda; İstanbulda… Biz daha ziyade 2 tekerlekli (bilyeli)  ayakta kullanılan şeklini tercih ederdik. Ve onlar fabrikada değil mahallede elbirliği ile üretilirdi; tahtadan… Şimdiki çocuklar robot olarak yetiştiriliyor, sanalsosyal olarak !..

Patinaj yapmak    :

1) tekerlek, tutunma eksikliği sebebiyle ilerlemeksizin aynı noktada dönmek; 2) mec. herhangi bir işte ilerleme kaydedememek, aynı noktada sayıp durmak.

NECİP  FAZIL  MENDERES’E NE SÖYLEDİ?

Seyfettin Ünlü’nün moderatörlüğünde, Mavera Okulu konferansını veren Mustafa Yürekli, “Necip Fazıl, 1950’li yıllarda Adnan Menderes’e CHP rejimiyle hesaplaşmaya girmesini ve milletin beklediği reformları yapmasını söyledi.

MENDERES’E DEVRİMİ TELKİN EDİYORDU

Menderes’e önce Demokrat Parti içinde, sonra da Türkiye’de devrim yapması gerektiğini sürekli telkin ediyordu. Doğru olan da buydu. Menderes bunu yapmayınca, hatasının bedelini canıyla ödedi.” dedi.

YA OL! YA ÖL

Yürekli, 27 Mayıs darbesinden bir yıl önce, 1959 yılında çıkan bir Büyük Doğu sayısının kapağının “Ya ol! Ya öl..” olduğunu hatırlattı ve “O dergide Necip Fazıl, Menderes’in ya bir anayasa değişikliğiyle CHP düzenini yıkacağını ya da CHP’lilerin darbesiyle yıkılacağını, hatta ipe gideceğini anlattı. Dediği gibi de oldu, bir yıl sonra 27 Mayıs darbesi oldu. Menderes, değiştirmediği 1924 Anayasası’nı değiştirip çiğnemekten dolayı darağacında can verdi..” dedi.

[KAYNAKHABER7 – GİRİŞ24.11.2014 11:34 – GÜNCELLEME24.11.2014 11:38]

Müşriklerin  mekke ziyareti ve umre’ye  izin vermemeleri ayrıca,  Hudeybiye Anlaşması’ndaki eşitsizlik Mü’minleri çok hayıflandırmış, bu anlaşmayı ve EBÛ CENDEL’ ( R.A) in  Kureyşlilere teslim edilmesi hadisesi, ashab tarafından zillet kabul edilmiş. Savaşmayı arzu edenlerin ÖNEMLİ SİMALARINDAN HZ. ÖMER (R.A)

[“Kendi âleminde, böylesine ağır şartlara evet dememin bir türlü izahını bulamayan Hz. Ömer, huzura varmadan edemedi. Peygamberimiz (s.a.v.)’e,

“Sen Allah’ın hak peygamberi değil misin?” diye sordu.

Resûl-i Ekrem, “Evet, ben Allah’ın peygamberiyim.” buyurdu. Sonra da aralarında şöyle bir konuşma oldu:

“Biz Müslümanlar hak, düşmanlarımız olan müşrikler ise bâtıl üzere bulunmuyorlar mı?”

“Evet, öyledir.”

“Bu halde dinimizi küçük düşürmeye niçin meydan veriyoruz?”

“Ey Hattab’ın oğlu, ben Allah’ın kulu ve Resûlüyüm. Allah’ın emirlerine aykırı harekette bulunamam. Bu muâhede (anlaşma) maddelerini kabul etmekle de Allah’a isyan etmiş değilim. O, beni hiçbir zaman zarara uğratmayacaktır.”

“Sen bize Allah’ın nusret buyuracağını, gidip Kâbe’yi hep beraber tavaf edeceğimizi vaad etmiş değil miydin?”

“Evet, vaad etmiştim. Ancak, bu yıl gidip tavaf edeceğimizi söylemiş miydim?”

“Hayır!..”

“O halde tekrar ediyorum: Sen muhakkak Mekke’ye gidecek ve Kâbe’yi tavaf edeceksin.”15″

(Hudeybiye Antlaşması – Sorularla İslâmiyet)]

FETİH Ayet – 25  : Onlar, inkâr eden ve sizin Mescid-i Haram’ı ziyaretinizi ve bekletilen kurbanların yerlerine ulaşmasını menedenlerdir. Eğer (Mekke’de) kendilerini henüz tanımadığınız mümin erkeklerle mümin kadınları bilmeyerek çiğnemeniz sebebiyle  bir vebâlin altında kalmanız ihtimali olmasaydı,(Allah savaşı önlemezdi). Dilediklerine rahmet etmek için Allah böyle yapmıştır. Eğer onlar birbirinden ayrılmış olsalardı elbette onlardan inkâr edenleri elemli bir azaba çarptırırdık.

Hasan Basri Çantay:

FETİH Âyet – 27 — Andolsun ki Allah, resulünün gördüğü rü’yânın hak olduğunu tasdıyk etmişdir. İnşâallah (hepiniz) —emniyyet içinde, (kiminiz) başlarınızı tıraş etdirerek, (kiminiz saçlarınızı) kısaltarak— korkusuzca mutlakaa Mescid-i haraama gireceksiniz. Fakat (Allah) sizin bilmediğinizi bildi de ondan önce yakın bir feth yapdı.

BAZI HADİSELER VARDIR Kİ MÜCAHİDİN KANINA DOKUNUR; BU DA  “HZ. ÖMER CELÂDETİ – MİZÂCI – KANI – AŞKI” NDAN ZÛHUR EDER !

ANLAMAK LAZIM !!!

BURADAN  “SİYÂSET” İLMİNİ REDDETTİĞİMİZ ANLAMI  ÇIKARILMASIN!..

RIDVÂN BÎATI : (Şeceretü’r- rıdvân)

Diyanet İşleri: Fetih Sûresi, Âyet :18-19 :

Şüphesiz Allah, ağaç altında sana bîat ederlerken inananlardan hoşnut olmuştur.Gönüllerinde olanı bilmiş, onlara huzur, güven duygusu vermiş ve onlara yakın bir fetih ve elde edecekleri birçok ganimetler nasip etmiştir. Allah mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.

“Hz. Osman’ın gecikmesi, Müslümanları telâşlandırdı. Öldürüleceğine dâir söylentiler çıktı. Böyle bir ihtimâle karşı Resûlullah (s.a.s.) gereken tedbirleri aldı. Müslümanları Allah yolunda yapacakları savaşta, canlarını fedâ etmekten çekinmeyeceklerine dâir, kendisine bîat etmeğe çağırdı. “Artık bunlarla vuruşmadan buradan ayrılamayız,” buyurdu.

İlk biat eden Ebû Sinan el-Esedî oldu.

“Rasûlullah (s.a.s.)’in  GÖNLÜNDEKİ MURADI NE İSE, onun gerçekleşmesi üzerine biat ediyorum.” dedi.

[ SAVAŞ’SA SAVAŞ, BARIŞ’SA  BARIŞ !.. “EVET”SE  “EVET”, “HAYIR”SA  “HAYIR”! ]

[ BİZ, ONUN GÖNLÜNDEKİ MURADINA BİYAT ETMİŞİZ !!!]

[BÜYÜK SİYÂSETİNE, BÜYÜK HEDEFİNE, KUTSAL HEDEFİNE, DÜNYA ÇAPINDAKİ HEDEFİNE]

Hudeybiye’de bodur bir ağacın altında, (254) bütün Müslümanlar sırayla Rasûlullah (s.a.s.)in ellerini tutarak bîat ettiler. Allah yolunda ölünceye kadar savaşmağa, düşmandan kaçmamaya söz verdiler. Hz. Peygamber (s.a.s.), Hz. Osman adına da bir elini diğeriyle tuttu, onu da böylece bîata kattı. Yalnızca Cedd b. Kays adlı münâfık, devesinin arkasında gizlendi, bîata katılmadı.

Cenâb-ı Hak, Kur’an-ı Kerîm’de, Hudeybiye’de Rasûlullah (s.a.s.)’e bîat eden mü’minlerden hoşnud olduğunu bildirmiştir. (255) Bu sebeple, İslâm Târihinde bu bîata “Rıdvân Bîatı” adı verilmiştir.

Müslümanların kararlılığını ve Rasûlullah (s.a.s.)’e bağlılıklarını gösteren bu bîatın Mekkeliler üzerindeki etkisi büyük oldu. Derhal Hz. Osman’ı serbest bıraktılar ve Hz. Peygamber (s.a.s.)’le barış yapmak üzere Amr oğlu Süheyl başkanlığında bir hey’et gönderdiler.”

(DiniBil.Com)

 

SAHİB’ÜZ     ZAMÂN

 

Gönlümün     bey’atlısı
Ruhumun        kanatlısı
Ezelî     sözüm     ‘belâ’m
Rûhdur    aşık    rûhuna

.“Canım      yoluna
Harcına   kanım

Ezâ       edenler         bilsin
Bilenmekte    SEYF-İ   AŞK
Bilenmekte        ZÜLFİKÂR
Bilenmekte      SEYFULLAH

                        Bilenmekte  an  be  an
Bilenmekte      intikâm

Şedîd        olur      intikâm
Sarsılır       rûy-ı      zemîn
IYD-I  EKBER         fezâda
IYD-I  EKBER        semâda

                      IYD-I    EKBER     zerrede
IYD-I     EKBER     kürede 

Sen     nirengi      noktası
Sen   mihenk   taşımızsın
Sen     yolumuz    öncüsü
Sen    Ümmetin  Rehberi

                   Sen     “Övülmüş”      Müjdeci
Sen  “demir”den  “yürek”sin

 

Merdüm-i  dîdemsin    sen
Zübde-i        âlemsin     sen
SâhibüzZamân” sın  sen
Fâtih-i       mekânsın     sen

Canım      yoluna
Harcına   kanım

Ne   çok    bekledik      seni
Ne   çok     özledik        seni
Bildik   seni     Ey       DİLDÂR
Bildik    seni    HÜKÜMDÂR

                Ne        Mutlu       çağındayız
Asıl      biz            zindandayız   

                                          (Hasan  Parmaksız -15 Mart 2012)

 

BÎAT – BEY’AT

(ﺑﻴﻌﺖ) i. (Ar. bey‘at) Bir hükümdârın, büyük bir kimsenin hâkimiyetini, hüküm ve yetki sâhibi olduğunu tasdik edip ona tâbi olmayı kabul etme ve bunun için yapılan merasim.

ѻ Bîat etmek (eylemek): Bir kimsenin hâkimiyetini tanıyıp ona uymak.

 

BELÂ    :

(ﺑﻠﻰ) ünl. (Ar. belā) Evet, peki, hay hay [Farsçalaşmış şekli olan BELÎ daha çok kullanılmıştır. Bk. BELÎ]: Ervâh-ı ezelde evvelki safta / Elest hitâbında ben belâ dedim (Dertli). Ser-i aşkatahammül edemez her bir dil / Meğer ol dil ki ezelde dedi belâya “belâ” (İsmâil Hakkı Bursevî). Titremeden eli dizi / Aştı yokuşları düzü/ Elest içre belâ sözü / Vermişti Hakk’a yürüdü (Niyâzi Gençosmanoğlu).

Hasan PARMAKSIZ
Kaynak: Mirgun.com/2017/04/19/dikkat-geri-sayim-basladi-basyucelik-mehdi-devletine-kosar-adim/

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: