IRAK İŞGÂLİNİN YIL DÖNÜMÜ: II. MODERN HAÇLI SALDIRISININ 15. YILI

IRAK İŞGÂLİNİN YIL DÖNÜMÜ: II. MODERN HAÇLI SALDIRISININ 15. YILI

Haçlı terör devleti Amerika’nın 2003 senesi 20 Mart günü Irak’a saldırmasının 15. yılındayız.

Bu saldırı, modern dönemdeki Haçlı saldırısının ikincisiydi ki hatırlanacağı üzere birici saldırı 1991’de gerçekleştirilmiş ve bu saldırı neticesi Irak topraklarının büyük kısmı Haçlı sürüsünce işgâl edilmiş olmasına rağmen Saddam Hüseyin iktidarda kalmayı başarmıştı. Yani Haçlılar onca askerî gücü ve savaş kapasitelerine rağmen Saddam Hüseyin’i devirememişler ve Irak’ı istedikleri gibi yağmalayamıyorlardı.

Sadece yağmalayamamak da değil…

Saddam’ın Amerika’ya kafa tutuşu ve buna rağmen iktidarda kalmaya devam etmesi, Amerika adına büyük bir prestij kaybıydı. Saddam Amerika’nın fiyakasını bozmuştu.

Bunun neticesi olarak, Amerika’nın başını çektiği ve Haçlı Yahudi-Batı terörizmine, Kuzey Atlantik Haçlı Terör Örgütü NATO’ya karşı anti-emperyalist mücadele veren direniş grupları, Saddam’ın direnişinden aldıkları ilham, bu direnişin motivasyonu ile tüm dünya üzerinde Haçlı terörist hedeflerine saldırılar başlattılar.

Afrika’da, Orta Doğu’da, Asya’da, Afganistan’da…

Ve nihayetinde, 11 Eylül 2001 tarihinde, o meşhur hadise gerçekleşti.

11 müslüman genç, el koydukları iki uçakla, bütün dünyaya canlı yayınla seyrettirerek, o uçakları New York’taki Dünya Ticaret Merkezi’nin İkiz Kulelerine çarparak gerçekleştirdikleri feda taarruzu neticesi, Kapitalizmin, Liberalizmin, Haçlı Yahudi-Batı Medeniyeti ve Amerika’nın bu sembol binalarıyla beraber Amerika efsanesini de yerle bir ettiler.

Haçlılar kudurmuş, Amerika çıldırmıştı.

Bu taarruza misilleme olarak hemen Afganistan’a saldırıya geçtiler.

Afganistan’ı bombalıyor, taş üstünde taş bırakmıyorlardı.

Buna karşı Afganistan’ı kendisine üs edinen ve bu feda eyleminin sorumluluğunu üstlenen el Kaide lideri Usame Bin Ladin,  savaşçılarına şöyle sesleniyordu:

-Siz Amerika ile savaşmak istiyordunuz fakat Amerika’ya gitme imkânınız yoktu. İşte şimdi Amerika size geldi!

Gerçek bu kadar basit ve yalın…

Dünya üzerindeki Haçlı terörizmi savaşmadan mağlup edilemeyeceğine, İslâm ülkelerindeki iktidarlar işbirlikçi olduğuna göre, Amerika ile ancak bu şekilde savaşılabilinirdi.

Amerika, Afganistan’a saldırmaya mecbur bırakıldı ki, 1991’de başlattıkları Haçlı saldırısı karşısında yeni bir cephe daha açılmış oldu. Bu tarihten sonra Amerika, Irak ve Afganistan başta olmak üzere, Afrika’daki birden çok farklı bölgede Müslüman direnişçilere karşı savaşmak zorunda kaldı.

Haçlı terörizmine karşı direniş ve istiklâl mücadelesi, birden fazla coğrafyada devam ediyor. Emperyalizm, yıllar süren direniş karşısında apaçık görülüyor ki her geçen gün daha çok güçten düşüyor ve geçen zaman direnişin değil, Haçlıların aleyhine işliyor. Savaş uzadıkça Haçlılar hazin bir mağlubiyete doğru daha çok yaklaşır ve bunun moralsizliğini yaşarlarken, direniş güçleri her geçen gün daha çok moral kazanıp, direnişe daha çok asılıyorlar.

Haçlılar karşısında Büyük Doğu coğrafyası çok büyük bedel ödedi ve ödemeye de devam ediyor ama, bu eşyanın tabiatında var. Zafer, biraz da bedel ödemeyi göze almakla mümkün olur. Mesele, artık silahlar sustuğunda kimin ayakta kaldığı ile ölçülecek. Bugünden ödenen bu bedelleri gösterip, kemiyet çerçevesindeki kıyaslamalarla bozgunculuk yapmak isteyenlerse, teslimiyetçi işbirlikçiler olarak damgalanıyor ve damgalanacak. Onlar, Amerika’ya karşı koymayı akıllarından bile geçirmeyen ve ne pahasına olursa olsun bir bedel ödeme fikri kendilerine tamamen uzak, Haçlıların kölesi olarak onların attığı kırıntılarla yaşamayı içine sindirmiş köpecikler…

20 Mart tarihli bu ikinci saldırı, Amerika 11 Eylül’de Afganistan’a saldırdıktan sonra gerçekleşti demiştik.

O zaman Amerika, “Afganistan’a saldıracağım!” dediğinde -tabiri caizse-, bütün dünya ona destek oldu; Kuzey Atlantik Haçlı Terör Örgütü NATO, Amerika’ya yapılan saldırıyı kendisine yapılmış kabul etti ve Afganistan saldırısı, Birleşmiş Milletler onayı ile şeklen de olsa bir meşruiyet görüntüsü altında gerçekleştirilmeye başlandı.

Oysa Irak’a karşı başlatılan saldırıda Amerika BM’den istediği desteği alamadı.

Yani Haçlı saldırısı kendi hukuklarına göre de tamamen yasa dışı bir saldırıdan başka bir şey değildi. Nasıl ki 1991 saldırısında Amerika yine BM kararı ile, Kuveyt’i işgâl ettiği gerekçesi üzerine Irak’ın Kuveyt’i işgâline son vermek üzere saldırmışsa, Amerika’nın bu saldırısında da BM devreye girmeli ve 1991’de Irak’a yapılan muameleyi aynen Amerika’ya uygulamalı ve Amerika’yı işgal ettiği Irak’tan çıkarmak için güç kullanmalıydı.

Amerika’nın başını çektiği Haçlı Koalisyonu’nun 2003’te Irak’a başlattıkları ve neticeleri bu güne kadar devam eden ve Irak’ın meşru Devlet Başkanı Saddam Hüseyin’in asılarak şehid edilmesi gibi neticeleri doğuran bu saldırıya destek olmak için Erdoğan da elinden geleni yapmaktan geri durmadı. 2003 1 Mart’ında Meclis’e sevk edilen bir tezkere ile Haçlılara yapacağı yardımı meclisin onayına sunan Erdoğan, bu tezkerenin Meclis’te kabul edilmesi için kendisini ortaya koymuş ve, “tezkereye hayır demek, bana hayır demektir!” diyerek, tezkereyi geçirmek suretiyle Türk devletinin imkânları ile Irak’ın işgaline destek verebilmek için kendini ortaya koymaktaydı. Nihayetinde bu saldırının basit bir intikam alma işi değil, BOP diye ifade edilen, Haçlıların İslâm dünyasına düzen verme plânını gerçekleştirmek üzere pürüz olarak gördükleri rejimleri-liderleri ortadan kaldırma melanetinin bir parçası olduğu ve bu plânlama içerisinde Erdoğan’ın BOP’un Eşbaşkanı olarak görev aldığını da kendi ifadelerinden, itiraflarından öğrenmiş olduk.

Bugün, “Sizin onbin kilometre ötede ne işiniz var?”diyerek güya sureti haktan görünmeye çalışanlar, işte o gün girdikleri işbirliği ile Haçlıların onbin kilometre öteden gelip buraya yerleşmesine yardım ettiler, onlara üs verdiler, Haçlı terörizmine yardım ve yataklık ettikleri gibi bugün de hâlâ yardım ve yataklık etmeye devam ediyorlar. İşte İncirlik Üssü, hâlâ Haçlılarca kullanılıyor ve onlar onbin kilometre ötenden gelip, uzaya değil, işbirlikçilerin gösterdikleri bu üslere yerleşip melanetlerini icra etmeye devam ediyorlar.

Haçlıların onbin kilometre öteden gelip burada ne aradıklarını soranlar; onları siz davet ettiniz ya, “gelin bu üsleri size tahsis edelim, bunun karşılığı da bize destek olun!” diye onlara yer gösterenler sizlersiniz ya. Bölgede Haçlılara, emperyalizme karşı direnen liderlere karşı Haçlılarla bir oldunuz ve Haçlıların saldırılarını, katliamlarını siz kolaylaştırdınız, desteklediniz ya…

Ve hâlâ da desteklemeye devam…

1991’deki ilk saldırıyı baz alırsak, o günden bu yana 27 sene geçti ve 27 seneden bu yana şiddeti kâh artan, kâh azalan, ilk başladığından çok farklı cephelere yayılan bir savaşla karşı karşıyayız. Bu savaş hakkında genel olarak şunu söyleyebiliriz ki, Haçlı emperyalizm ve yerli işbirlikçileri her geçen gün daha da zor duruma düşmekte ve direnişi çözememekten dolayı da kendi aralarında çözülmekte, kendi aralarında karşı karşıya gelmekte, savaşın her geçen gün gittikçe artan ve artık altından kalkılamaz boyutlara ulaşan sosyal ve mali yükü ile birlikte farklı siyasal arayışlar da gündeme gelmektedir. (Trilyonlarca dolarları bulan savaş harcamalarının ekonomileri zora sokması üzerine yaşanan ekonomik krizler, Amerika’da Trump’ın iktidara gelişi ve Avrupa’nın her geçen gün gittikçe daha çok sağa savrulmakta oluşu gibi…)

Nihayetinde dünyada tek bir savaş ve bu savaşın farklı coğrafyalarda farklı görüntüleri mevcut: Haçlı emperyalizmi ve ona karşı verilen istiklâl mücadeleleri…

Zamanının ABD Dışişleri Bakanı Powell’ın, Irak’a saldırmalarına BM’nin onay vermesini sağlamak üzere, CIA’nın eline tutuşturduğu bir takım basit çizimleri, “Saddam’ın ürettiği kimyasal silâhların delili” olarak BM toplantısında sergileyerek dünyaya yutturmak istemesi, bu olmayınca da, 20 Mart 2003 tarihinde hayâsızca Irak’a saldırmaları ile ruh soyundan geldiği vahşi atalarının 1915’in 18 Mart’ında Çanakkale’ye saldırmaları arasında mânâ olarak bir fark yok.

Aslına bakarsanız, yüz yıl önce açılan ve kapatılmamış olan bir hesabın bu kez artık kesin bir neticeye bağlanması üzere ortaya konulduğunu görüyoruz.

Bir yanda aynen dün olduğu gibi Haçlı vahşiler ve onların yerli işbirlikçileri, teslimiyetçi, pazarlıkçı, kendi makam ve mevkisini korumayı esas gaye edinmiş ahmak ve hainler ile diğer yanda da tam bağımsızlıkçı mücahid kuvvetler.

Bu kesişen kavşakta manidar bir kesişme daha, 25 Mart 2015’de Adımlar’a yapılan bombalı saldırı ve neticesinde şehid olan Ünsal Zor…

Bu kesişmeyi ve İbda’nın bu tarihi süreçteki yerini bir sonraki yazıya bırakalım…

A. Bâki AYTEMİZ

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: