CARLOS’SUZ MAHKEME VE ADALET TİYATROSU

CARLOS’SUZ MAHKEME VE ADALET TİYATROSU

Perşembe sabahı gönüldaş Fişenkçi’nin hazırladığı menemen ile doyurucu bir kahvaltının ardından Metro ile “Palais de Justice” binasına geldik.

Adalet Sarayı’nın önüne geldiğimizde dün Filistin atkısıyla dikkatimizi çeken genç Filistinli yanımıza gelerek bizi gördüğüne sevinmiş bir halde kucaklamaya başladı. Kısa bir tanışmadan sonra İBDA’dan bahsederek ve Anti-Emperyalizm/Anti-Siyonizm gibi belli meseleler etrafında mücadele birlikteliği ve dayanışma üzerine görüşme fırsatı yakalamış olmanın memnuniyetiyle, son olarak da Adımlar Dergisi’ni tanıtıp, bu noktadaki fikrî ve siyasî duruşunu aktararak ve biraz sonra içerde görüşmek üzere vedalaştık.

Dünkü gibi avukat beyler Güven Yılmaz, Ahmet Arslan ve Mehmet Tığlı kendilerine özel kapıdan, gönüldaş Mustafa Fişenkçi ve ben, bu sefer Ömer Faruk’u da yanımıza alarak yine kestirmeden Saray’a girdik.

Adalet Sarayı, tarihte Paris’in ilk yerleşim yeri olan Cite Adası’nda bulunuyor. Yedinci yüzyılda bir şato olarak başlayan süreç 13. Yüzyıl’da bir Saray’a dönüşmüş. Nihâyetinde birçok eklemeler yapılıp büyük bir kompleks halini almış. Bu eklemelerden en dikkat çekici olanı, zamanında Kral’ın en sadık saray yetkilisi olan birinin ismini aldığı “Conciergerie” binasıdır. Epey gotik bir mimariye sahip olan bina, Fransız tarihinde farklı amaçlar için kullanılmışsa da, ihtilâl sürecinde “giyotin” ile cezalandırılmış binlerce kişinin son durağı olmuş. Mesela son kral XVI. Louis, son kraliçe Marie Antoinette hatta Danton ve Robespierre gibi Fransız devriminin meşhur şahsiyetleri de buradan giyotine gönderilmiş.

Adalet Sarayı ise en yeni eklenen binalardan ve “Révolution” sürecinden itibaren aynı amaçla işlevine devam ediyor.

Şu kısa bilgiyi de ekleyip mahkeme serüvenimize birazdan devam edeceğiz;

Fransız Devrimi denilen olay, tarihin şahit olduğu üzere çok uzun yıllara yayılıyor. Başlangıç tarihi 14 Temmuz 1789; fakat mesela son kraliçenin giyotinle idam edilmesi 4 yıl sonra gerçekleşiyor. Bugün devlet ve halk içinde hâlâ monarşi taraftarları olduğu biliniyor. Son dönemlerde Marie Antoinette’nin meşhur olmasına sebep olan, “Ekmek bulamıyorlarsa pasta yesinler” sözünün doğru olup olmadığı tartışılması ve bunun ihtilâlden 50 sene sonra uydurulmuş bir İhtilâl propagandası olduğu iddia edilmesi bunun büyük bir kanıtı! Ayrıca Fransız İhtilâli’nin sadece iktidarın kraldan halka geçmesi gibi kabaca ortaya atılmış bir sebepten olmadığı, olayın epey karışık bir vaziyette geliştiği meseleleri de tartışılacağa benziyor.

Şimdi asıl meselemize geri dönelim…

Mahkeme salonunun önü çok kalabalıktı. Stajyer oldukları belli gençler ile birlikte bizim gibi destekçilerin yanısıra “Le Monde selon Carlos-Carlos’a göre Dünya” kitabının yazarı Macar asıllı Fransız vatandaşı Bay Làszló Liszkai ve İstanbul’da Genel Yayın Yönetmenimiz Sayın Ali Osman Zor Bey ve Avukat Güven Bey ile görüştükten sonra Moskova üzerinden Paris’e gelen Adımlar yazarlarından ve aynı zamanda “Arkadaşım Carlos” kitabının yazarı İgor Molotov’da hem Carlos’u görmek ve savunmaları dinlemek üzere oradaydı.

Mahkeme salonuna izleyicilerin alınmasıyla salon tıklım tıklım dolmuştu. Savunma avukatlarının sıralarında müşteki avukatları da görünüyordu. Gargamel tipli savcı, buz gibi mimiksiz suratıyla yine kendisine özel kürsüde yerini almış ve ortalığı süzüyordu. Çok geçmeden zil çaldı ve 7 kişilik hâkim heyetinin içeri girmesiyle bütün salon ayağa kalktı ve mahkeme başkanı bayan hâkimin -sanırım-, “lütfen oturun” demesiyle mahkeme başladı.

Hâkim heyetinde mahkeme başkanı ve hemen sağında onunla aynı kırmızı cübbeyle oturan hâkim dışında tüm siyah cübbeli diğer hâkimler silik tiplerdi. Mahkeme başkanı bayan hâkim kısa boylu, hafif kilolu, çenesine kadar düşen ince ve düz siyah saçlı ve yuvarlak yüzlü, sağında oturan ise kocaman kafalı, kaba kulakları göze çarpan, dümdüz suratlı ve uzun boylu biriydi ve oturduğu yerde sanki sırtında askı varmış gibi bir poz veriyordu.

Dünkü duruşmanın aksine, Carlos, hâkimlerden önce getirilmemişti. Herkesten ufak çaplı homurtular duyuluyordu ve biz de Türk avukatların bize doğru bakmalarını bekleyip ne olduğunu anlamak istiyorduk ki mahkeme başkanının konuşmaya başlayarak ilk sözü savcıya vermesiyle meselenin az çok farkına varıyorduk. Savcının, “,İlich Ramirez Sanchez, Prison” kelimelerini sarf etmesinden anladığım, daha cezaevinde olduğu ve getirilmediğinden bahsediliyordu. Başhakim bir şeyler söyleyip ara verdi.

On beş dakika sonra avukatlar ne olup bittiğini bize de anlatmak için yanımıza geldiler. Etraftakilerin şaşkın bakışları arasında Carlos’un daha cezaevinden getirilmediği, son durumu öğrenmek için hâkimlerin kendisi ile görüşeceğini, eğer gelmez ise kendisi olmadan avukatlarının savunma yapmasını isteyip istemeyeceği konusunun Carlos’a sorulacağı bilgisini aktardılar.

Bu arada yanımıza gelen Carlos’un Türk avukatlarını yakından gören seyircilerden bazıları, nereden geldiklerini merak ettiklerini ve cübbelerini beğendiklerini dile getirdi. Bazı basın mensuplarının da Türk Avukatların cübbelerine merak sardığını sonradan avukat beylerden öğrendik. Bu ilginin sebeplerinden bir tanesi de Türk avukatların savunma öncesi vaziyete hâkim tavırları, vakur duruşları ve Carlos’un diğer avukatları ile birebir yakın temasıydı.

Yaklaşık saat 10 gibi girdiğimiz salonda bir saat süren beklemeden sonra hâkimler tekrar içeri geldi ve Carlos’un mahkemeyi protesto ettiği için gelmeyeceğini ve savunmaların onsuz dinleneceğini açıklayıp ilk sözü genç bir müşteki avukatına verdiler.

Genç avukatın, ne dediği pek anlaşılmayan yarım saatlik konuşmasından sonra savunmasını yapmak üzere söz uzun boylu, sakallı ve omuzları dümdüz olan Carlos’un Lübnan asıllı avukatı ayağa kalktı ve yine yaklaşık yarım saatlik bir konuşma yaptı ve öğlen paydosu verildi.

İlk dinlediğimiz avukatın da kendine göre hafif bir vücud dili vardı fakat Lübnan asıllının konuşurken tüm vücudunu öne doğru hızlıca hareket ettirmesi ilginç bir görüntü sunuyordu. Ama bu sefer de pek bir şey anlamadığımı söylemek durumundayım.

Fransızca’da tane tane konuşulduğu zaman, beynelmilel diyebileceğim kelimelerin rahatlıkta anlaşılabilir olmaları dolayısıyla en azından neyden bahsedildiğinin farkına varılabiliyor. Yoksa mahkemede konuşulanların anlaşılması, bilinmeyen her dil gibi imkânsız.

Öğlen paydosu verilince İgor Molotov ile Moskova-Ankara Hükümetleri, Komünist Partisi, İstanbul ve Carlos üzerine yazdığı kitap etrafında sohbet etme fırsatı yakalamıştım. Uzun boyu, sadece çenesini kaplayan sakalı, kendisine özel giyim kuşamıyla ve aktif olarak koşuşturup gözüne kestirdikleriyle sohbet etmesiyle göze batan, fakat çok sıcak ve cana yakın bir kişilik. Mahkeme salonunda bizler Filistinli genç ile sohbet ederken o da diğer yazar ve mahkeme ressamı konuşmaya başlayınca ben de yanlarına gittim. Ressam bayan oldukça esmer bir tene sahipti… Kendisi, Moskova’da iki senelik bir eğitim görmüş ve düzgün bir Rusçası vardı. İngilizce bilmesinden istifade kendisinden rica etmem üzerine bugüne kadar yaptığı tüm çalışmalarını gösterdi. Oldukça başarılı ve renk tonlamaları canlı çizimler.

Diğer yandan Carlos’un bütün avukatları mahkeme önünde toplanıp konuşmaya başlayınca İgor Molotov ile birlikte biz de yanlarına giderek epey kalabalık bir görüntü vermiş olduk.

Hatta bir ara çok konuşmaya meraklı olduğuna sonradan bizzat şahid olacağım -fırlama bir tip olan-, Yunan asıllı diğer ressamın Adalet Sarayı’nın önünde yüksek sesle, “Turkish Gang” (Türk Ekibi) diye bağırması kalabalık mahkeme önündeki tüm bakışları üzerimize çevirmişti.

Bu sohbetlerin ardından Mustafa Fişenkçi, Ömer Faruk ve ben avukat beylerden ayrılıp kendimize atıştıracak bir şeyler bulmaya gidip geri geldiğimizde, seyircilerin bulunduğu bölüm tamamiyle dolmuş olduğundan içeriden çıkacak kişileri beklemeye başladık. Sürekli yeni gelenler oluyor ve mahkeme salonunun önü yine dolmaya başlıyordu. Yaklaşık bir saat sonra girebildik.

Duruşmanın bu bölümünde Bayan İsabella sözü almış ve son bir saatte -gözlemleyebildiğim kadarıyla- savunma konuşmasını savcı ve hâkimlere yönelik yapıyordu. Arada bir savcının Başhakim ve diğer hâkimlere doğru dönüp kafa sallamasından, savunmanın rahatsızlık verdiği anlaşılıyordu. Hatta Başhakim’in de savunmanın belirli yerlerinde Bayan İsabella’ya bakıp yüz mimikleriyle karşılık vermesi de gözlerden kaçmıyordu.

Anladığım kadarıyla, Bayan İsabella toplam iki saat yaptığı savunmasında Carlos’un politik, ideolojik ve müslüman duruşu üzerine konuşmuştu.

Savunma bittikten sonra kısa bir ara verileceği söylendi, biz de yerimizi kaybetmemek için salondan ayrılmadık.

Çok geçmeden hâkim heyeti geri döndü ve son savunmasını yapmak üzere Carlos’un avukatlarından Francis Vuillemin konuşmaya başladı.

Dinlediklerim arasında en hareketli, en canlı, sesli ve renkli savunmayı gerçekleştiriyordu. Yine anladığım kadarıyla, “olsa olsa Carlos yapmıştır” diye alâkasız meseleler üzerinden yapılan suçlamaların ve savcının ortaya attığı gizli istihbarat delillerinin ne kadar saçma ve sahte olduğunu elleriyle hâkim heyetine doğru uzattığı resimler ve belgelerle reddediyor, vücud dilini bir aktör gibi gayet net şekilde kullanıp filmlerden ve romanlardan edilen bilgilerle yapılan yargılamaları komik bulduğunu söylüyordu.

Yaklaşık iki saat süren hararetli savunma Carlos’a beraat talep derek 18 sularında bitti. Avukatın sön sözünün beraat talebi yönünde olması dolayısıyla en arka sağ köşede oturan ve Arap asıllı olduğu belli bir gencin alkışlamasına ben de eşlik edere bu talebi desteklemiş olduk.

Başhakim, normal şartlarda ertesi gün gerçekleşmesi gereken Carlos’un savunmasını dinlemeyeceklerini ve üç saat sonra tekrar toplanmak üzere ara verildiğini açıklayarak salonun boşaltılmasını istediler.

Bu üç saatlik arada gönüldaş Fişenkçi ve Ömer Faruk eve doğru geçtiler. Neredeyse bomboş kalan Adalet Sarayı’nda ben, avukat beyler ve çevremizde bir pervane gibi dolanan ve sanki bir çiftmiş gibi görüntü vermeye çalışan bir erkek ve bir kadın sivil, arada bir görünen diğer erkek sivil kalmıştık.

Biz ise hiç aldırış etmeden sohbet ediyor moralimizi ve enerjimizi diri tutmak için espriler de patlatıyorduk. Üç hukukçu arasında kalmanın güzel yanları olduğunu bu sayede öğrenmiş oldum.

Saat 21’i gösterdiğinde Adalet Sarayı’nın hemen girişinin karşısındaki merdivenlerle çıkılan ikinci kattaki mahkeme salonuna doğru hareketlenmeler başladı. Biz de zaten girişin yanında olduğumuz için yukarı çıkıp yerlerimize geçtik. Seyirci bölümünde artık tek başına kalmıştım.

Beş dakika gibi bir süreden sonra Temyiz Mahkemesi’nin hâkim heyeti içeriye girer girmez Carlos’a verilen üçüncü müebbet cezasının onandığını açıkladı ve sanırım Carlos’un üzerine yıkılmaya çalışılan eylem, 1974’de Saint-Germain mahallesinde ki “Drugstore Publicis” adlı bir galeriye yapılan el bombalı saldırıda ölenlerin isimleri okundu ve karar bütün avukatlara dağıtıldı.

Böylelikle önceden beklenildiği gibi bu “Fransız Adalet Tiyatrosu” sona ermiş oldu.

Malûm olduğu üzere Carlos mahkeme öncesi Türk avukatlarına yaptığı bir açıklamada, 43 sene önce gerçekleşen olayın bu yeni davasının, “önceden karar verilmiş siyasî bir dava” olduğunu söylemişti.

Eve geçtiğimizde Carlos sürpriz bir şekilde Av. Güven Yılmaz Bey’i telefon ile arayarak kendisini gerçekten ziyaret edip etmeyeceklerini sordu ve yarın öğlene doğru randevulaşıldı.

Av. Güven Yılmaz Bey’in aktardığına göre, Carlos, kendisine kötü muamele yapıldığını ve bu nedenle mahkemeyi protesto ettiğini söylemişti.

Son durumunu öğrenmek için Cuma günü öğlen saatlerinde duruşma için getirildiği ve geçici olarak kaldığı Fresnes Cezaevi’ne gittik.

Giriş izni sadece Av. Güven Yılmaz ve Av. Ahmet Arslan Bey’lerde olduğu için sadece onlar girebilmişti.

Yaklaşık dört saat süren görüşmeden sonra avukat beylerden edindiğimiz bilgilere göre, başta Kumandan Salih Mirzabeyoğlu olmak üzere tüm gönüldaşlara selâmlarını ilettiğini, Türkiye’den ve Avrupa’dan gelen gönüldaşlara mahkeme salonunda verdikleri destekten dolayı ayrıca teşekkür ettiğini, kelepçe nedeniyle bileklerinde oluşan yaralara şahit olduklarını, ayrıca mahkemedeki nezarette her gün 4-5 saat ve son olarak da 10 saat tutulduğunu ve nezaretin ayak bileklerine kadar su içinde olduğunu, zaten 1994 yılında Sudan’dan yasa dışı olarak Fransa’ya getirildiğinde Siyonistlerin istekleri doğrultusunda ölünceye kadar kendisini cezaevinde tutmaya çalışacaklarını bildiğini, ama her şeye rağmen direneceğini söylediğini öğrendik.

Ömrü mücadele içinde geçmiş olan 68 yaşındaki Carlos, yani müslüman olduktan sonra aldığı isim olarak Salih Muhammed’den beklediğimiz cümlelerdi bunlar.

Eve doğru dönüş yolumuzda, görüşme esnasında ileriye dönük hukuk mücadelesinde yeni stratejiler üzerine de konuştuklarını anlattılar.

Netice itibariyle Türkiye’den gelen avukatların sadece hukukî değil, siyasî bir hamle olduğunu unutmamak gerekiyor. Kumandan Salih Mirzabeyoğlu’nun 2005 yılında kendisi cezaevindeyken avukatlarına verdiği talimatla, o yıldan beri Carlos’un her mahkemesine katılan Türk avukatlarının verdiği bu mücadele neticesinde cephe genişleyerek Moskova’ya kadar ulaştı.

Büyük bir titizlik ve sabırla verilen bu mücadelenin, Carlos’un aslî vatanı Venezüella ve Türk hükümetlerinin yapabilecekleri hamlelerle daha da güçlenebileceğini söylemek durumundayım. Fakat Mevlâm ne gösterir, neleri vesile kılar önceden bilinmez.

Elbette ne eylerse güzel eyler!

Ve İnşallah mutlaka bir gün Yaşayan Şehid Carlos hürriyetine kavuşup yoldaşı ve gönüldaşı İBDA Mimarı Kumandan Salih Mirzabeyoğlu ile kucaklaşacaktır!

Eve vardığımızda hemen yarına iş kalmasın diye eşyalarımızı toparladık ve Paris’te ki son gecemizi güzelce sohbet ederek geçirdik ve dinlenmeye çekildik.

Cumartesi sabahı, yine her sabah olduğu gibi gönüldaş Fişenkçi’nin ezan sesiyle kalktık ve kaldığımız evi temizleyerek erkenden Charles de Gaulle havalimanına doğru hareket ettik. Burada Av. Mehmet Tığlı Bey ve sorularıyla, kendi hedefleriyle ve terbiyesiyle takdirlerimizi kazanan oğlu Ömer Faruk ile vedalaştıktan sonra saat dokuz sularından Almanya’ya doğru yola çıktık.

Gidişimiz altı saat, dönüşümüz ise sadece yaklaşık dört saat 15 dakika sürmüştü.

Sağ selim gidip gelmemizi nasip ettiği için Allah’a hamd ederken, usta şoförlüğüne tekrar vurgu yapmak istediğim, enerji ve sabır deposu Sayın Fişenkçi gönüldaştan da razı olmasını dilerim.

Pazar günü Düsseldorf Havalimanında tekrar buluşup sayın Av. Güven Yılmaz ve Av. Ahmet Arslan Beyleri yolcu ederek bir Carlos mahkemesi serüvenimizi daha sonlandırdık.

İnsanların birbirlerini tanıma vesilesi olarak bilinen “birlikte seyahat etme” şerefine nâil olduğum bu birbirinden güzel, iyi, renkli, ahlâklı, bilgili ve sabırlı gönüldaşlarla bir arada bulunmaktan, mücadele azmini yaşamaktan duyduğum hazzı ifade ederken, şanlı Çanakkale zaferimizin yıldönümüne denk gelen bu Paris çıkarmamızı selamlayarak sözlerimi noktalıyorum.

Son olarak, Afrin’i ele geçiren Mehmetçiğe de selâm olsun!

Nihan ÖZTÜRK
ADIMLAR AVRUPA CEPHESİ
18.03.2018

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: