TİLKİ GÜNLÜĞÜ’NÜN İZİNDE – KRALİÇE ELİZABETH

Faik IŞIK

Dün, yani 8 Eylül’de İngiltere Kraliçesi Elizabeth öldü.

Tam da bu güne tevafuk edecek şekilde, Kumandan Mirzabeyoğlu, Kraliçe’yi bundan 33 sene önce rüyasına misafir etmiş. Tilki Günlüğü’nden takip edelim:

Levha: 8 Eylül 1989

İyi bir üçüncü sınıf otelde, İngiltere Kraliçesi Elizabeth ağırlanıyor!.. Çayı, dışarıdaki bir kahvehaneden geliyor!.. Ziyaretleri esnasında, sıra hâlinde yürüyen insan kalabalığı içinden törendeymiş gibi geçerken, Gülhane Parkı’nın orada saldırıya uğruyor… Beyaz entari giymiş yaşlı ve zayıf bir deli, birden onun üstünü ateşe veriyor… Kraliçenin üzerindeki kolu iki-üç metre açılabilen beyaz elbisenin koluna, su sıkarak söndürüyorlar… Bu ona yapılan ikinci saldın imiş!..

“Elbise”nin ölüm”le de alâkalı yorumlar ihtiva ettiğini yine Tilki Günlüğü’nden biliyoruz. Bu kısa nottan sonra buraya hemen yine 8 Eylül bölümüne kayıtlı şu tabloyu ekleyelim:

Tablo: Yakmak

Bir kimseyi değnek veya kamçı ile dövmek… Sel yolu… Su akıtmak… Boğmak,.. Salya… Saf su akan yerler… Büyük yılan, ejderha… (7), yedi… Genişletmek… Yırtmak… Parçalamak… Kahretmek… Sökmek… İçmek için şarap satın almak… Tırnağın çevresinin kopup ayrılması… Devenin ağzında olan bir hastalıktır ve burnunun ve gözlerinin kılları dökülür… Küfretmek, sövüp saymak… Şehâdet parmağı… Sebat, sözünde ve kararında durma… Esir… Sebeb… Atın alın kılı, beli ve kuyruğu… İnce keten bezi parçası… Âlet… Alâka… Bahane… Ot, nebat… Hüccet… (70), yetmiş… Bir dağ adı… Testi… Çocuk… Issız büyük çöl… Bayram… «Sübhânallah» deme hâli… Delikanlılık… Şaban… Bir dinden başka bir dine geçmek… Tülbent… Baş örtüsü… Uyanık…

Bir hatırlatma: Daha önce de ifâde etmiştik, bizim Tilki Günlüğü’ne yaklaşma usûlümüz, meseleyi ezoterik, numerolojik, cifir veya tevafuklar çerçevesinde, bunlardan ibaret bırakmayıp, bütün bu sayılanlar yoluyla ortaya çıkanları, tedaileriyle mesele konuşacağımız, aksiyonumuza vesile kılabileceğimiz bir plânda ele almaya gayret etmeye dair. Yani, o ona denk geldi, bu buna denk geldiden ibaret değil mesele. Mesele, ben bunun neresindeyim, neyim ve ne olmalıyımda…

Dolayısıyla, iç yüz sırlarına pek vakıf olmadığımız bu rüyada adı geçenin, rüyanın görüldüğü günden şu kadar yıl sonra aynı gün ölmesine tevafuk edişini, “bak Kumandan nasıl da bilmiş!” deme cüretine girmiyoruz.

Buraya bir mim koyalım ve devam edelim:

Levha: 8 Eylül 1987

Biri bana, 1919 yılının İngilizce söylenişini soruyor… Söylemeye çalışıyorum; sonra da, Hoca olduğunu, Faik’e sorarsa onun daha iyi bilebileceğini söylüyorum!..

Bugün de Türkiye ile Yunanistan, 1919’dan şu kadar yıl sonra 1919 şartlarına benzer şekilde yeniden boğazlaşma noktasına gelmedi mi?

O gün Yunanistan’ın arkasında İngiltere varken bu gün, Yunanistan’a açık destek olan ABD’yi güden el İngiltere diyebiliriz: Anglo Sakson Hegamonyası…

1919… Anadolu’da düşman işgâline karşı başlayan savaş ve İBDA’nın üzerindeki mührü taşıyan Efendi Hazretleri’nin bu savaşa verdiği destek malûm. İBDA, kurtuluş iradesini temsil etmeye devam ediyor.

*

Devletler şahıslarla kaim değildir ama devlet yönetimindeki şahısların da yönetime çok tesiri vardır. Elizabeth’ten sonra yerine gelen oğlunun neler yapacağını göreceğiz. 73 yaşında Kral olan çocukcağız, kendileri adına müthiş bir tereddi devrinin kapısında tahta otururken, kendi şahsiyeti de bu yükü kaldırmaya ne kadar elverişli göreceğiz. Kralları böyle, hükümetin başına da saplantılı bir kadın geçti. İngiltere’nin eski kadın Başbakanı Margaret Thatcher gib olmak isteyen yeni Başbakan Liz Truss’un İngiltere’yi büyük maceralara atıp, büyük badirelere sokacağını tahmin etmek güç değil. Thatcher gibi savaşlar, Falkland Adaları gibi fetihler arayacaktır. Bakalım tarihe Thatcher gibi “Demir Leydi” olarak mı geçecek, yoksa başka şekilde mi, göreceğiz.

Bu gelişmelerden sonra bugünlerimize de ışık tutacak Düşvârî ile bitirelim:

Düşvârî: 8 Eylül 1988

«Rastgele başlamak ve nasıl bitireceğini bilememek» diye ifadelendirdiğim umumî acz hâlinin, komik bir tezahürünü daha gördüm… Irak’tan kaçan Kürtleri kabul eden Hükümet, şimdi de «acaba taşıyamayacağımız bir yük mü aldık?» endişesi içinde… «Kürtlere, sığınmanın geçici olduğunu ifade etmek için, baraka değil, çadır kent kuruluyor. Durumu değerlendirmek amacıyla, önümüzdeki hafta Ankara’da, göçmen meselesi zirvesi yapılacak.»…

Dikkat: Nasıl bitireceğini bilmeden, hadiselerin dayataması karşısında rastgele başlanan işler, aslında bir iş yapmak değil, aczin ifadesi…

Neyi nasıl yapacağını bilmeyen acizler, hadiseler karşısında bir şey yapma zaruretinin gereği olarak rastgele bir şey yapıyorlar. Tabi bunu yaparken, öncelikle, “ne yapacağımızı bilmiyoruz, aciziz!” demiyorlar. Bilakis, kendi dışında gelişen hadiseler hakkında, “bakın biz tam da bunu diyorduk” diyerek, acziyetlerini perdelemeye çalışırlarken, bu bir yere kadar gidiyor. Rast gele ok atıp, okun düştüğü yerin etrafına hedef çizgileri çizdikten sonra, “bakın tam 12’den nasıl da vurdum ama!” diye hava atarak… Sonra, bir yer geliyor ve yükün altından kalkamaz olunca, bu defa ağız değiştirip, biz aslında şöyle böyle…

Türkiye özelinde söylenmiş olsa da aslında tüm dünyada durum bu minvalde.

Kapitalizm bir önermeydi ve el yordamıyla bunu denediler, olmadı. Şimdi ne yapacaklarını bilmez vaziyetteler. Türkiye’dekiler de bir yandan bunun yansıması içinde çırpınırken ayrıca kendi acziyetlerini de ülke içinde bolca sergilemekteler.

Bir Cevap Yazın

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

%d blogcu bunu beğendi: