NEOLOJİZM
Burhan Halit KOŞAN
Harflerin el ele ve dillerin omuz omuza yürüdüğü, birbirleriyle temas hâlinde olduğu ve birbirleriyle örtüştüğü bir dünyada yaşıyoruz. Yeryüzünde yaklaşık olarak 6.000 ile 7.000 arasında lisân, 200 civarında ülke bulunmaktadır. Basit bir bölme işlemiyle her ülkede yaklaşık 30 dil olması gerekirken bazı ülkelerde çok az bazılarında ise fazla lisân vardır. Yeryüzündeki bu çok dillilik, yeryüzündeki bütün lisanların sürekli iletişim halinde olduğu anlamına gelmektedir. Diller arasındaki temas, fertler ve topluluklar arasında olduğu gibi; belirli ülkeler kendi lisânlarının uluslararası arenada daha etkin olması ve insanlar arasında çok daha fazla konuşulması için çeşitli kurumlar tesis etmiştir. İngiltere Britanya konseyi ile, İspanya Cervantes Enstitüsü ile, Almanya Goethe Enstitüsü ile, Çin Konfüçyüs Enstitüsü ile, Fransa Alliance Francaise ile yeryüzüne hâkim olmanın ve hegemonya kurmanın mücadelesini veriyorlar. Kendi dillerinin savunma araçları olan bu yapıları aynı zamanda sömürgecilerin “yumuşak güç” unsurları olarak da değerlendirebiliriz. Zafer ve mağlubiyet askerî terimlerle ölçülmez. Savaş bittikten sonra, yani çekimler bittikten sonra ne isteyeceğimiz çok daha önemli değil mi?
Türkiye ise tam bir ironi olsa da imparatorluğunu defnettiği tarihi “vur patlasın çal oynasın” şenlikleri ile kutluyor ve değiştirdiği alfabesiyle avunuyor. Alfabe değişikliği yapmaktaki amaçlarını, “muasır medeniyetin üstüne çıkmak, okuryazarlığı kolaylaştırmak, gelişmek, ilerlemek, çağdaşlaşmak, modernleşmek” ve benzeri sebepler olarak ileri sürdüklerini de bilirsiniz. Hâlbuki alfabe değiştirmekteki asıl maksadın, aziz Türk milleti ile birlikte miras hakkımız olan vatan sathındaki her renk, her ırk, her dilden olan kardeşlerimizin de lâikleşmesini sağlamak için gerçekleştirildiğini söyleyebilirim.
Lâtin alfabesi ile birlikte aziz milletimizin zihniyet dönüşümünü başlatan müesses nizâm, “dün olduğu gibi bugün, bugün olduğu gibi dün de” aynı fiilî faaliyetlerde bulunmakla gurur duymaktadır. Hani demem o ki, müesses nizâm, hâlen daha tüm kurum ve kuruluşlarıyla müttefiki olan ABD, İsrail ve İngiliz menfaatlerini korumak ve kollamak adına Anadolu dışındaki Kafkas havzamızı lâikleştirmek, Balkan Sünnîlerini yozlaştırmak, Arap ülkelerini parçalamak ve gezegenin her yerinde emperyalizm karşıtı hareketleri kırmak için çalışıyor ve çabalıyor. İç bünyede ise hakikatin, bilginin ve hikmetin insanlar arasında aktarılması ve yaygınlaştırılmasına müdahil olduğunu ve hakikati perdelediğini ve gerçeklerin üstünü örtmek için her türlü kirli malûmatı yaygınlaştırdığını unutmayalım.
Lâtin alfabesi, estetik anlayışımıza ve diyalektik genetiğimize aykırı olduğu gibi düşünce ve tefekkür dünyamıza katkı sağlayıcı bir özelliği olmadığı hâlde Cumhuriyet rejimi kutsiyet atfetmektedir. Bundan dolayı da Türkistan kökenli kelimelerimiz başta olmak üzere Hint, Arap, Fars ve Uzak Doğu coğrafyasına ait dillerden devşirilen kelimeleri taciz, tehdit, tahdit, tecrit ve idam kararları ile ilgâ ve imha işlemine girişti. Zihniyetimizin omurgası olan ulvî kelimelerimizin yerlerine ise sözcük türetme sapkınlığı olan çok geniş bir neolojizm hareketine girişti. Ulvî kelimelerimizi soykırıma tabi tutan ve ahalimize “zihin soykırımı” uygulayan rejim, aziz Türk milleti başta olmak üzere mukaddes parametrelerde müşterek olduğumuz insanların da duygu parametrelerini yozlaştırıyor.
Bu yozlaştırmanın çekimi öylesine yavaş ilerliyor ki, uyanık zihinlerin haricindekilerin fark etmesi çok zor. Yapılan bir deneyde, kaynayan su dolu bir kazana atılan kurbağa hemen dışarıya sıçrıyor; aynı kurbağayı soğuk su dolu kazana atıp su yavaş yavaş ısıtıldığında ise kurbağanın haşlandığının farkına bile varmadığı gözlemlenmiştir. Bu deneydeki gibi bir kısım meselelere de yavaşça ısıtılarak pişmek gibi yaklaşıp uzak durmamızın gerektiğine inanıyorum. Din ve inançlar arası tartışmalar veya “İbrahimî dinler” adı altında yapılan tüm faaliyetler normalleştirildiğinde bu tarz tartışmalar veya bu yöndeki faaliyetler, “Mutlak Küfre” en yakın topluluk olan Yahudilerin suçlarını aklamak için bir araç olarak kullanılmasına yol açar. Üstad’dan öğrendiğimiz Mecelle ilkesi, “Es sebebi kel fail” yani “sebep olan yapan gibidir” ithamına maruz kalmamak için azmettiren olmayalım. Sonuçta, İsrail, ABD ve Batı dünyasının müttefiki olan devletin paranoyası kendisine bağlı olanların sadakatini aşıyor. Halüsinasyonlar içinde kıvranan Siyonist rejimin, kendisine muhalif olanlardan önce, kendisine bağlı olduğunu iddia edenlerden şüphelenerek öldüreceği günleri göreceğiz.
SES VE SÖZ
Ses ve söz, her bir insanın fizikî çekiciliğinin, liderlik yeteneğinin, mizah anlayışının, zekâ seviyesinin, özgüveninin, nezaketinin, sempatikliğinin, sosyalliğinin, azminin, cesaretinin, dindarlığının, şahsiyetinin ve karakterinin ne olduğunu ve ne olmadığını ele verir. Ayrıca her bir insanın neşeli veya kasvetli, berrak veya bulanık, utangaç veya arsız ve benzeri duygularından hangisine sahip olup olmadığını da sesine ve sözüne bakarak anlayabiliriz.
Duygularımız, varoluşumuzu zenginleştiriyor ve şuur sıçramamıza sebep olması hâlinde her duygumuzun gösterdiği veya göstereceği refleksler çok güzeldir. Duygularımız tahlil ve analiz gerektiren meselelere müdahil oluyor, aklımızın yerine kendini ikâme ediyor ise, yani istilâcı oluyor ise mukaddes değerleri kavrayamaz, yeryüzünün ölçütlerini anlayamaz ve hayatımızın her alanında büyük zorluklarla karşılarız.
Ses analizi yapamayan ve söz incisini idrak edemeyen ve duygularının parametre ayarı olmayan insanlara, lütfen şefkat ve merhamet nazarıyla bakalım. Sonuçta her bir insanımız gibi bizler de dinimize, dilimize ve beynimize müdahale eden bir kliğin mağdurlarıyız. Çıplak, çırılçıplak bir ifadeyle Siyonist bir klik tarafından yönetilen bir coğrafyanın kurban ve mağdurlarıyız. “Müdahale” kelimesi, problemlerimizin ve sıkıntılarımızın tam göbeğinde yer aldığına göre, gelin bu kelimenin mânâlarına göz atıp mini minnacık da olsa bir analiz yapalım…
Müdahale kelimesi, araya girmek, karışmak, tesir etmek, yanlış yönlendirmek, çağırmak, sirayet, dayatmak, aldatmak, seslenmek, uyarmak, işgâl etmek, düzenlemek, tertip etmek, hürmete şayanı öne almak ve benzeri mânâlara gelir. Çimdik attığım müdahale kelimesinin sevap olanını değil, günahkâr tarafını yazayım. Müdahale kelimesi, yabancı unsurların toplumun en yüksek düzeyde yapılandırılmış alanlarına gâh dâhil edilmesinden, gâh sirayet etmesinden kaynaklanan sebeplerle üst yapıların ve dolayısı ile alt yapılarının da yabacı olanların anlayışına göre düzenlenmesini ifade eder.










