MAÇ DAVASI VE AYAKTAKIMLARI İLE SİYASET
Alâaddin Bâki AYTEMİZ
Fener’le Cimbom’un Riyad’da oynayacağı maçın erteleme haberi ilk geldiğinde, egemenlik sembollerine karşı kasıtlı bir tavır olduğundan dolayı takımların maçı oynamama kararı aldıklarına dair pompalanan havadan dolayı maçı oynamayışlarına hak vermiştim…
Süreci en başından beri dikkatle de takip etmiyordum. Son anda ortaya çıkan erteleme ve bunun da sosyal medyada millî egemenlik sembollerine karşı kasıtlı bir tutuma tepki olarak izahı, Fener ve Cimbom’u maça çıkmama hususunda haklı gösteriyordu.
Her şeyi paraya tahvil etmeye bayılan AKP bu konuyu da paraya tahvil edeyim derken çuvallamıştı.
Fakat çok geçmedi ve işin içinde farklı işler olduğu ortaya çıkmaya başladı.
Takımlar federasyona vekalet vermiş, federasyon -takımların da onayıyla- Suud’la bir anlaşmanın altına imza atmış ve fakat son anlarda takımlar ek taleplerde bulunmuş ve bu talepleri de geri çevrilince maça çıkmamışlar.
Ve bu ek talepler, egemenlik sembolleriyle de ilgili değil…
Sen para kazanmak için adamla ticarî bir sözleşme yapıyorsun… Sonra maç saati gelinceye kadar da şunu da isterim, bunu da isterim diye taleplerini artırmaya devam etmen üzerine, adam da, “olmaz!” deyince…
En başta o sözleşmeye imza atarken aklınız neredeydi?
Tabi mesele sadece basit bir ticarî anlaşmazlıktan ibaret değil…
Mesele, maç davası olmaktan çıktı ve bunun üzerinden, tam da emperyalizmanın bölgedeki poltikalarına hizmet edecek şekilde Arap ve İslâm düşmanlığı yapılmasına alet edilmekte.
Millî egemenlik sembollerine karşı bir tutum varmış gibi estirilen hava ve yapılan dezenformasyonla emperyalizma lehine ayrıştırıcı bir psikolojik tablonun ortaya çıkmasının köpürtülmesi.
AKP, her şeye dolar gözlüğünden baktığı için, süreçleri yönetecek doğru adamlar, onlar için para kaznadıracak adam demek oluyor ama işte tosluyorlar. Bu toslamalar büyük hesaplaşmaların kapısnı açacak kadar da şiddetli oluyor haddizatında.
Selim Gürselgil, “ayaktakımı Kemalizmi” diye bir kavramsallşatırmada bulundu. Ondan ilham alarak, “ayaktakımı İslâmcılığı” dersek; Türkiye’yi, ayaktakımları üzerinden sahte kutuplaşma zemininde siyaset yapan emperyalist işbirlikçiler elinden kurtarmak gerekiyor.
AKP iktidarı mesuldür ve hesap sorulması gerkenler de bellidir. Yani gerçek bir ihtilâl ve inkılâp çapında bir hamle AKP’den gelemez ama yapılması gereken de bu. Bu yapılmadıktan sonra, yarım oluşlarla, sahte kutuplaşmanın değirmenine su taşınır ancak…
“Haddini aşan her şey zıddına inkılâp eder” hikmetini de gözardı etmeden ifade edelim ki, bugünkü sahte kutuplaşmada AKP bu hesabı soracak durumda değil. Kimi göstermelik hamlelerle sahte kutuplaşmayı kıvamında tutacak, haddini aşırmayacak adımlar atabilir. Emperyalizmanın saldırısı karşısında millî birlik ve bütünlüğü sağlayıcı adımlar atmak yerine, büyük bir şehvetle meleklerin cinsiyetini tartışarak kendi kendimizi tatmin ve buna da anti-emperyalizm atfetmeye devam edebiliriz…










